|
M. Ali KAYA
Bir milletin veya devletin varlığının ve bağımsızlığının sembolü bayrağıdır. Her bağımsız milletin bir bayrağı vardır ve her millet bayrağına saygıyı milletine saygı, saygısızlığı ise milletine hakaret olarak anlar ve algılar. İslamiyet’i kabullerinden önce Türklerin kurt başlı bir bayrak taşıdıkları kaynaklarda belirtilmektedir. Türkler Orta Asya’da çeşitli renklerde bayraklar kullanmışlardır.
İslamiyet’ten önce Araplar’ın “Liva” dedikleri bayrakları vardı. İslamiyet’ten sonra ilk olarak peygamberimiz (sav) hicret yolculuğunun sonunda Medine’ye girerken kafilede bulunan Büreyde bin Husayn el-Eslemî Peygamberimiz’e (sav) “Medine’ye girerken yanımızda bir bayrak olmadan girmek uygun olmaz” diyerek bayrak taşıması gerektiğini söylemiştir. Sarığını çözmüş ve bir mızrağa bağlayarak kafilenin önünde yürüyerek Medine’ye girmiştir. Peygamberimiz (sav) de hicretin yedinci ayında ilk olarak Hz. Hamza (ra) ın kumandasında Sıffu’l-Bahr’e sekizinci ayında Ubeyde bin Haris bin Abdulmuttalip (ra) komutasında Seniyyetu’l Mere’ye gönderdiği seriyyelerine birer bayrak vermiştir. Peygamberimizin (sav) taşıttığı bu bayraklardan beyaz olanına “Liva” siyah olan ve sancak olarak kullandığına ise “Râye” denilmekte idi. Peygamberimiz (sav) Hayber savaşında her ikisini de bulundurduğu rivayetlerde geçmektedir.
Osmanlılar peygamberimize uyarak beyaz bir sancak kabul etmişlerdi. “Ak Alem” de denilen bu sancak rivayete göre Selçuklu hükümdarı tarafından Osman Gazi’ye hâkimiyet alameti olarak verildiği belirtilmektedir. Bu beyaz sancak İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed’in bayrağı idi. II. Beyazıd, I. Selim ve Kanuni devirlerinde de bu bayrak taşınmakta idi. Ayrıca çeşitli renklerde sancaklar orduları temsil etmekteydi. Yavuz Sultan Selim Çaldıran Meydan Muharebesinde beyaz ve kırmızı olmak üzere iki çeşit saltanat sancağı açtığı tarihçiler tarafından bizlere aktarılmaktadır. Daha sonra Yavuz Sultan Selim’in Mukaddes Emanetler ile beraber Mısır’dan getirdiği beyaz renkli peygamberimize (sav) ait olduğu bilinen “Sancak-ı Şerif” büyük önem kazanmıştır. Osmanlı donanmasında da daha çok kırmızı ve yeşil renkte sancaklar kullanmışlardır.
XVIII. Yüzyıldan sonra daha çok kırmızı renkli bayraklar kullanılmaya başladı. III. Selim Ordu ve Donanmaya ait bayrakların üzerine hilal ve sekiz köşeli yıldız koydurdu. II Mahmut buna uydu. Kalelerin burçlarına ve hükümet binalarına ay-yıldızlı kırmızı bayrak çekilmeye başlandı. II. Abdulhamid “Hilafet Bayrağı” olarak “Ay-Yıldızlı Al Sancağı” kabul ederek hilafete mahsus bir bayrak haline getirdi. Artık bu bayrak tüm Müslümanların birliğini temsil ediyordu.
Sultan Abdulmecid zamanında bayraktaki yıldız peygamberimizin (sav) adını simgelesin diye beş yıldızlı hale getirildi. Bu hilafeti ve tüm Müslümanları temsil eden bayrağın yanında Osmanlı ordusunu temsil eden yeşil ve üzerinde üç hilalin bulunduğu sancak kabul edildi. Cumhuriyet döneminde 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılınca “Ay-Yıldızlı Albayrak” hilafeti temsil etmeye başladı. 29 Ekim 1923’te Hilafet de kaldırılarak Cumhuriyet ilan edilince “Ay-Yıldızlı Albayrak” Türkiye Cumhuriyetinin resmi bayrağı olarak kabul edildi. 29 Mayıs 1936 da 2994 sayılı “Türk Bayrağı Kanunu” ile devletin güvencesi altına alındı. Son olarak 22. 9. 1983 tarih ve 2893 sayılı yeni “Bayrak Kanunu” kabul edildi ve 29 Mayıs 1936 tarih ve 2994 sayılı “Türk Bayrağı Kanunu” yürürlükten kaldırıldı.
***
Ay-Yıldızlı Albayrağımız rengini şehitlerin kanından alarak İslam’ın “Cihat” emrini simgeler ve şehitlerin kutsal kanını bize hatırlatır. Şehitlik ne derece yüce bir mertebe ise kanı o derece değerlidir; şehidin kanı ne derce değerli ise bayrağımız da o mertebe şereflidir.
Ecdadımız vatanını ne derece seviyor, vatanı için canını fedadan çekinmiyorsa dinine de o derece samimi bağlıdır. Peygamberini o derece sevmektedir ki adına bir halel gelmesin, herhangi bir hakarete maruz kalmasın, ismini taşıyan birinin yanlışından etkilemesin diye Muhammed isminin yerine “Küçük Muhammed” anlamında “ism-i tasğir” olarak “Mehmed” ismini vermiş, bununla peygamberine olan sevgisini göstermiştir. Bu ismi en çok takılan bir isim haline getirmiştir. En çok sevdiği askerlik mesleğine ve askerlik ocağına bile “Mehmetçik” adını vermiştir.
Al-bayrağına simge olarak hilali koyarken inancını bayrağına yansıtmıştır. Tevhidin simgesi olarak hilali seçmiştir. Çünkü hilal Tevhidi ifade eder. Hilal şeklinde “Lâ İlâhe İllallah” yazılmasının nedeni budur. Ancak bu imanın yarı ifadesidir. İmanı tamamlayan ise “Muhammed Resulullah” demektir. Bunu simgeleyen ise “yıldız”dır. Çünkü yıldız beş köşesi ve orijinal yazılışı ile “Muhammed” demektir. Teslisin simgesi olan haç’a karşı, tevhidin simgesi hilaldir. Haç ve Hilal mücadelesi olan “Cihad Tarihi” aslında “İlây-ı Kelimetullah” için ay-yıldızlı bayrağın altında serhatten serhate koşan kahraman ordumuzun şan ve şerefle yazdığı “Türk-İslam” tarihinden başka bir şey değildir.
Ecdadımızın dinine ve inançlarına olan samimi saygısı, bayrağın üzerine “Kelime-i Tevhidi” veya “Kelime-i Şahadeti” yazı ile yazmaktan korumuştur. Şayet bayrağı taşıyanlar düşmanın çok fazla olan gücü karşısında yenilmek durumunda kalırsa devletini simgeleyen bayrak çiğnense de mukaddesatını, maneviyatını ve dini değerlerini ayak altından kurtarmış olacaklardı. Bu “Şayet ben ölsem, bayrağım ayak altına düşse, dinime hiçbir zarar gelmesin, mukaddesatım kurtulsun” diyen bir anlayışın ifadesi, yüksek bir ruh ve düşünce halinin tecessüm etmiş şeklidir.
***
Müslümanların birliğini sağlayan, hilafetin bayraktarlığını yapan ve tüm Müslümanların mallarını, canlarını, namuslarını, ülkelerini ve dinini korumayı amaç edinen “Ay-Yıldızlı Albayrak” sadece Türklerin ve Türkiye Cumhuriyetinin değil, Osmanlı Devletinin sınırları içinde yaşayan tüm Müslümanların ve haklarını koruduğu tüm azınlıkların bayrağıdır. Türkiye Cumhuriyeti nasıl bu bayrağa sahip çıkmış ve layık olduğu yüce mevkiye çıkarmış ve ülkesinin semalarında en yüksek yerlerde dalgalandırmış ise Arapların, Kürtlerin, Çerkezlerin ve tüm Müslümanların aynı şekilde sahiplenmesi gerekir. Müslüman olmayan ama Osmanlılar zamanında hakları korunan tüm Ermenilerin, Yahudilerin, Rumların, Yunanlıların, Bulgarlıların, Romanyalıların da saygı duyması ve hakkını teslim ederek ecdatlarına olan saygılarını göstermeleri gerekir. Çünkü hepsi bu bayrak altında rahat ve huzur içinde yaşadılar. Bu bayrak sayesinde canları, malları, namusları güven içinde mutlu bir şekilde her nevi tehlikeden masun kaldı.
Türkiye Cumhuriyeti dışında kalan ve bağımsızlığına kavuşan Türkler ise gerçekten “Ay-Yıldızın” değerini bildikleri için bağımsızlık simgesi olan bayraklarına “Ay-Yıldızı” koyarak layık olduğu mevkiye çıkarmışlardır. Yavru vatan Kıbrıs, Azerbaycan, Türkistan bayraklarını “Ay-Yıdız” ile süsleyerek bunu göstermişlerdir.
***
Her bayrak kendi milletlinin ve devletinin bağımsızlığını simgeler; ama Türklerin ve Türkiye Cumhuriyetinin “Ay-Yıldızlı Albayrağı” sadece Türkleri ve Türkiye’yi değil tüm Türkleri ve yeryüzündeki bütün Müslümanların, hatta asırlardır haklarını koruduğu azınlıkların da bayrağıdır. Bayrağımızın bu yönünü de bilerek buna göre gereken saygıyı göstermek her Türkün ve her Müslümanın vazifesi olmalıdır.
Ne mutlu “Ay-Yıldızlı Albayrak” altında yaşayanlara!
Ne mutlu “Ay-Yıldızlı Albayrağa” saygı gösterenlere!
Yazıklar olsun bu bayrağa saygı göstermeyen ve değerini anlamayanlara!
|