Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
Advertisement
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 03 Mart 2011
Mustafa CAN
Ülkemizdeki siyasi partilerin tahlilini yaptığımız zaman dört tabandan kaynaklandığını görürüz. Birincisi,
referansını dinden alan ve dine dayandığını iddia eden partiler. İkincisi, referansını milli ve manevi duygulardan alan ve buna dayanarak siyaset yapmak isteyen partiler. Üçüncüsü, laikliği esas alan, milli ve manevi değerleri siyasi ve sosyal hayattan çıkararak tamamen seküler ve lâik bir sistemi savunan siyasi partiler. Dördüncüsü de “İnsan hak ve hürriyetlerini esas alan” ve hürriyetçi demokrasiyi savunan demokratlar olarak görürüz. Tabii ki bu dört temele dayanan siyasi oluşumların kendi içlerinde türevleri ve çeşitli versiyonları olacaktır. Bunlar beşeri ihtiraslar ve siyasi menfaat çekişmelerinden kaynaklanarak farklı isimler altında ortaya çıkarak iktidara talip olsalar da sonuçta felsefi olarak aynı fikir ve görüşü farklı ifadelerle ortaya çıkararak kendilerin ifade etmektedirler.

Biz bu makalemizde Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) ele alıp kuruluşundan günümüze kadar siyasi hayatını ve icraatlarını inceleyeceğiz. CHP kuruluşunca Halk Fırkası (Partisi) olarak kurulmuştur. Cumhuriyetten sonra ismin Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirmiştir. Zaman içinde CHP’den ayrılanlar ve farklı isimler altında teşkilatlanan, hatta bir süre iktidara gelmiş olanlar da olmakla beraber sonuçta CHP çatısı altında birleşmişlerdir. Bu çalışmamız bunun bir nevi ispatı sayılabilir.
 

Halk Partisinin en belirgin özelliği Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve devrimleri yapan Mustafa Kemal’in bizzat kurduğu, genel başkanı olduğu ve 1923 yılından ölüm tarihi olan 1938 yılına kadar partiyi ve partiye dayanan devleti ve hükümeti parti lideri olarak yönetmiş olmasıdır. Mustafa Kemal önce partiyi kurmuş, sonra bu partinin çatısı altında devrimlerini yapmıştır. Atatürk önce CHP kurultayında parti yöneticilerine devrimle ilgili kararları aldırır daha sonra TBMM’de görüşerek kanunlaştırırdı. Bu bakımdan CHP’ye bir nevi “Devlet Partisi” denilebilir. Bunun en açık delillerinden birisi de ilçelerde kaymakamların ve illerde valilerin hem CHP il ve ilçe başkanı hem de ilçe kaymakamı ve il valisi olmalarıdır. CHP bir devlet partisi olarak 1923’yılından 1950 yılına kadar tam 27 sene ülkeyi böyle yönetmiştir.

İdeolojik olarak ele alacak olursak CHP’nin “Atatürk’ün İlkleri” doğrultusunda politika yapan ve “Kemalizm” denen ve Mustafa Kemal’in “CHP’nin ilkeleri” olarak benimsediği ve 1937 yılında (ölümünden önce) Anayasa’ya koydurduğu “Atatürk İlkeleri”ni hayata geçirmektir. Bu ilkeler “Cumhuriyetçilik, Devrimcilik, Halkçılık, Milliyetçilik, İnkılâpçılık ve Lâiklik” olup altı ilkedir ve bunu temsil eden “Altı Ok” CHP’nin amblemi olarak belirlenmiş ve aradan geçen 88 seneye rağmen aynen kendisini muhafaza etmekte ve CHP’nin ilkeleri, amblemi ve ideolojisini temsil etmektedir.

1923 yılından günümüze kadar “Atatürk İlkeleri” ile belirlenen “Kemalizm” ideolojisi Anayasa değişikliklerine rağmen değişmeden devam etmiştir. CHP bu belirlenen ilkelerden sapmaya “İrtica” adını vermekte Türkiye Cumhuriyeti ve onun TBMM dışındaki başta Ordu, Milli Eğitim, Diyanet ve tüm kurum ve kuruluşlarının temel amacının “Atatürk İlke ve İnkılâplarını Koruma ve Kollama” olarak belirlemiştir. Bu ilkelerden sapmayı irtica sayarak 1960’da 1971’de, 1980’de ve 1997’de hükümetlere müdahaleyi meşru saymaktadır. Ancak son senelerde CHP’nin demokratik söylemlere daha çok ağırlık verdiği de gözden kaçmamaktadır.
 
CHP ayrıca Lâiklik ilkesini “Dini devlet hayatından dışlamak” şeklindeki bir yaklaşımın da ötesine taşıyarak “Kamudan ve Sosyal Hayattan” dışlama çeklinde algılamakta ve uygulamaktadır. Günümüz CHP’sinin de farklı bir noktada olduğunu söylemek gerçekten zor görünmektedir. Bu nedenle CHP kendisini “Sosyal Demokrat” olarak görüp Bülent Ecevit’in çabaları ile Avrupa Enternasyonal Sosyalistle Grubuna girmeyi başarmış; ancak daha sonra 28 Şubat 1997’den sonraki süreçte anti demokratik tavrından dolayı Sosyalist Enternasyonal’den dışlanması gündeme gelmişse de nihayet burada kalmayı başarabilmiştir.

Kuruluşunda günümüze kadar geçen 88 yıllık süreçte CHP “Atatürk İlke ve İnkılâpları” olarak belirlediği ilkeleri savunmaya ve gelişen dünya şartlarına göre bu ilkeleri yorumlayarak anlatmaya devam etmektedir. Ancak CHP’nin Lâiklik konusundaki bağnaz, marjinal ve dini dışlayan anlayışı aynen devam etmektedir. Dini kabul etse de Avrupa Laikliğinde olduğu gibi “dine devletin müdahale etmemesi” prensibine göre değil, “dini devletin kontrolünde tutması ve İnkılâpçılık ilkesine göre dinde de reform yapılarak çağa uydurulması” şeklinde anlayarak uygulama eğilimindedir.

Bütün bunlara baktığımız ve icraatlarını da incelediğimiz zaman CHP’nin demokrat olmadığı ve demokrasiyi “Hak ve Hürriyetlerin” kullanımı olarak görmediği, “Din ve Vicdan Hürriyetini” tanımadığı görülecektir. CHP’ye göre “İnsan Hak ve Hürriyetlerini” “Din ve Vicdan Hürriyetini” devletin sınırlama ve kendisine uydurma hakkı vardır ve devlet bunu yapmak için vardır.” Bu bakımdan CHP kuruluşunda olduğu gibi günümüzde de “Devletçilik” ilkesi gereği tam devletçi bir parti olarak siyasi hayatımızda yerini korumaya devam etmektedir.

CHP Kendisini “Cumhuriyeti kuran ve devrimleri yapan parti” olarak görmektedir. Gerçekte ise “devrimleri yapan” partidir
. Cumhuriyeti kuranlar ise CHP’nin henüz kurulmadığı bir dönemde Osmanlı aydınları, Meclis-i Mebusan ve Kurtuluş savaşını hazırlayan ve başarıya ulaştıran tüm dini, askeri ve mülki erkân ve topyekûn Anadolu halkıdır. CHP, Kurtuluş savaşının zafere ulaştığı 30 Ağustos 1922 tarihinden 1 sene 40 gün sonra 9 Eylül 1923 tarihinde kurulmuştur. Kuruluşundan sonra bir ay içinde seçimleri yenileme kararı aldı ve CHP tek başına girdiği seçimlerden bütün muhalif milletvekillerini meclisten tasfiye ederek tek başına meclise girdi. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyeti kabul etti ve ilk olarak 23 Ağusto1923 tarihinde Lozan Anlaşmasını ve eklerini imzalayarak kabul etti ve kendini dünyaya kabul ettirdi. Böylece Batının desteğini de arkasına alarak icraata başladı.

CHP’nin icraatı “Devrimlerin yapılmasıdır.” 1937 yılına kadar CHP devrimleri yapan partidir. 1937 senesinden sonra da devrimleri korumayı ve kollamayı kendisine vazife bilmiştir. O günden bu güne kadar da “devrimleri koruyan parti” olarak kendini ifade etmektedir.
 
Atatürk devrimleri, Atatürk’ün düşünce ve inançları ve CHP kurultayları “Kemalizm”in ilkelerinin doğmasını sağlamıştır. Kemalizm’in temel ilkeleri, Cumhuriyet Halk Fırkasının 10 Mayıs 1931 tarihli Büyük kongresinde kabul edilmiş, 1937 yılında “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun 2. maddesine aktarılarak değişmezliği sağlanmıştır. Kemalist devrimleri ifade eden Kemalizm ilkeleri aynı zamanda CHP’nin temel ilkelerini ve M. Kemal’in gerçekleştirmek istediği hedefleri de ifade ediyordu. Bu ilkeler “Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, İnkılâpçılık ve Laiklik”tir. CHP amblemini de bu ilkeleri simgeleyen “Altı Ok” olarak parti bayrağına koymuştur. 

CHP’nin devrimlerinin en önemlisi “Laiklik”tir.
Bunun için Laiklikten ödün vermesi mümkün değildir. Çünkü varlık sebebidir. CHP’nin laikliğinde “Din ve Vicdan Hürriyeti” yoktur. Çünkü ona göre din diye bir müessese yoktur. Olmayan bir müessesenin hürriyeti de olamaz. CHP’nin kurucusu ve genel başkanı M. Kemal 15–20 Ekim1927 yılında Halk Partisi Kurultayında okuduğu “Kemalist İdeolojinin Açıklaması” şeklinde olan “Nutuk”ta ifade ettiği gibi “İlhamını gökten almıyordu.” “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçekçi yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak,  gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır” diyordu.

TBMM 30 Nisan 1920 tarihinde Kurtuluş savaşına karşı çıkanları cezalandırmak amacı ile çıkarılan “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”na 1926 yılında ilave edilen bir madde CHP’nin Laiklik anlayışını göstermesi açısından enteresandır. Bu maddeye göre “Dini veya dini hissiyatı veya dinen mukaddes tanınan şeyleri alet ederek, her ne suretle ve sıfatla olursa olsun, devletin emniyetini ihlal edebilecek harekete halkı teşvik veya bu babda cemiyet teşkil edenler…” “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” ile yargılanabilecekti. Daha sonra bu madde “Türk Ceza Kanunu”nun 163. maddesine temel teşkil edecekti. Bu maddelere göre kendine bağlı olmayan tüm din adamları ve dini müesseseler devletin emniyetini ihlal edebilir. Bunun için potansiyel suçludur ve devamlı takibat altına alınması gerekli, şüpheli şahıs ve kurumlardır.

1924 yılında “Şer’iye ve Evkaf Vekâleti” kaldırılarak yerine “Diyanet İşleri Başkanlığı” ve “Evkaf Umum Müdürlüğü” kuruldu. 1927 yılında devlet din adamlarına maaş ödemeyi bıraktı. Bunu bir müddet “Evkaf Umum Müdürlüğü” devam ettirdi. Diyanetin amacı dini ve din müesseselerini kontrol altına almak ve yönlendirmekti. Yani dini devletin kontrolüne almaktı. CHP’nin Lâikliği böyle kendine özgü idi. Ankara’da bir İlahiyat Fakültesi açıldı. Bunun da amacı “Dinde Reform” çalışmaları yapmaktı. Nitekim amacına uygun olarak yaptıkları bir reform çalışma paketi 1928 yılında yayınladığı rapor ile “dini toplumsal bir kurum” olarak gördüklerini ifade etmişler ve gelişen topluma ayak uyduracak şekilde bilimsel esaslara uydurmayı amaç edinmişlerdir.” Onlar camiyi kiliseye çevirmeyi amaçlıyorlardı. Tabii ki bu imkânsızdı. 1929 yılında Arapça ve Farsça yasaklandı, “Türkçe İbadet” de uygulanamayınca 1933 yılında İlahiyat Fakültesi kapatıldı ve onun yerine Edebiyat Fakültesinde “Şarkiyat Enstitüsü” açıldı. Kendi istedikleri gibi modern din adamı yetiştirme imkânsız olunca resmi dini eğitim de tamamen terk edildi. 

CHP bu gün de aynı şekilde Laiklik adına ve devrimleri korumak adına hareket etmektedir. Bu açıdan bakıldığı zaman CHP’nin iki yönünü görürüz. Birincisi Lâiklik adına her nevi dini gelişmeye karşı çıkmak ve kendine özgü bir Lâiklik anlayışı ile de devletin güdümünde bir din ile toplumu kontrol atında tutmaktır; ikincisi ise milliyetçilik ve ırkçılık fikrini öne çıkararak dinin yerine ikame etmeye çalışmaktır.

Liderler yönünden ele alacak olursak CHP’nin üç önemli lideri olmuştur. Birincisi ve en önemlisi CHP’nin kurucusu “Ebedi Genel Başkan” M. Kemal ATATÜRK’tür.
1923 yılında Halk Fırkası”nın kurulmasından ölüm tarihi olan 10 Kasım 1938 tarihine kadar 15 yıl CHP genel başkanı, Cumhurbaşkanı olarak Recep Peker’in 1935 yılında partinin 4. Kurultayında ortaya attığı “Parti Devleti”ni kurmuştu. Bunun için tartışmasızdı. Her dediği kanun ve her söylediği şey ilke oluyordu. “Atatürk İlkeleri” onun fikirlerinin sloganlaşmış şekli idi. Diğer liderlerin ve parti devleti olduğu için de tüm devletin bu ilkeleri savunması gerekiyordu.

Partinin ikinci Lideri “Milli Şef” unvanı ile anılan İsmet İnönü’dür. İnönü Laikliğin en önemli uygulayıcısı olarak kendini kabul ettirmişti. 10 Kasım1938 yılından 14 Mayıs 1972 yılına kadar CHP genel başkanı olarak 34 yıl partinin başında bulundu. Bunun 12 yılı Cumhurbaşkanı olarak 22 yılı da tartışmasız parti genel başkanı olarak görev yaptı. Bu gün liderlerin partileri istedikleri gibi yönetmelerinden ve lider hegemonyasından bahsediliyor. O gün neden bunlar tartışılmıyordu?
 
Partinin üçüncü lideri ise Bülent Ecevit’tir. Bülent Ecevit “Ortanın Solu” sloganı ile CHP’yi sola taşıdığı ve Kemalist ilkelerden ödün vererek Komünizme kapı açtığı için 1980 Askeri Darbesi ile parti kapatılarak genel başkanlığına son verildi. Ecevit dönemi Türk solunu temsil eden CHP’nin komünizme yöneldiği dönemdir. Bu bağlamda Ecevit model olarak kendisine Bulgaristan’ı Romanya’yı ve Sovyet Rusya’yı örnek alıyordu. Bundan dolayı tüm komünistler CHP’yi destekleme ve ele geçirme kararı almışlardı. CHP’nin gençlik kolları Dev-Genç ve Dev-Sol gibi yıkıcı ve bölücü örgütlerin yuvalandığı yerler haline gelmişti. Ecevit 21 Mayıs 1976 tarihli Milliyet gazetesinde Yugoslavya’yı örnek gösterirken, 9 Ocak 1977 yılında Yeni Asır gazetesindeki demecinde ise Bulgaristan’nın çiftliklerini kendi “Köy-Kent” projesine örnek aldığını ifade ediyordu. “Atatürk ve Devrimcilik” kitabında “Che Guevare ve Castro’nun önünde kilitli kapılar olduğunu ve kendisinde bulunan olanakların olmadığını” söylüyordu. 70’li yılların Ecevit dönemde CHP sol örgütlerin ve sol tandanslı sendikaların yuvalandığı bir parti haline gelmiştir. Komünist partisi yasaklanmıştı ama CHP vardı. Komünist güçler bu partinin çatısı altında vatana hâkim olmaya çalışıyorlardı.  DİSK’in eylemlerine destek veriyordu. Onlar da 1 Mayıs eylemleri ile anarşiye zemin hazırlıyordu.

Ekonomik olarak CHP dönemi incelenmeye alındığı zaman 1923–1929 yılları arasında dışa açılım yaşanmıştır. Ancak sanayi yerine tarım sektörüne önem verilmiştir. 1923 yılında Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresini toplaması içe dönük sanayileşme ve ekonomik kalkınma amacını taşıyordu. İlk olarak İş Bankası kuruldu.

1927 yılında “Teşvik-i Sanayi Kanunu” çıkarılarak yatırımcılar desteklenmiş ama 1929 yılı dünya krizi Türkiye’yi de vurarak yapılan teşvikler sonuçsuz kaldığı için 1930’lu yıllardan itibaren “Devletçilik” ilkesi devreye sokulmuştur. 1930–1939 döneminde devlet eliyle milli sanayileşmeye önem verilmiş ve devlet dışa kapanmıştır. İktisat Vekili (Sanayi Bakanı) Celal Bayar “Memleketin nimetlerini ecnebilere kaptırmayız” diyerek dışarıya kapıların kapandığını ilan etmiştir. CHP bu dönemde demir yollarına önem vermiştir. 9 Eylül 1927’de Samsun Havza Demiryolu, 21 Kasım 1927’de Samsun Amasya demiryolu hizmete girdi. 23 Ağustos 1928 yılında Samsun-Zile ve 2 Eylül 1928 yılında da Kütahya-Tavşanlı demiryolu açıldı. 1 Şubat 1930 yılında da Kayseri-Şarkışla demiryolu açıldı ve 30 Ağustos 1930 tarihinde Kayseri-Ankara-Sivas demiryolu hattı açılmış ve hizmete girmiş oldu. Daha sonraları Malatya-Fırat demiryolu hattı açıldı. 1933 yılında Eskişehir ve Alpullu Şeker fabrikalarının temeli atıldı. 16 Temmuz 1934 yılında Bursa’da ilk süt fabrikası kuruldu. 13 Ağustos’da İstanbul Bakırköy’de Bez fabrikası açıldı. 19 Ekim 1934 yılında Turhal Şeker Fabrikası hizmete girdi. 16 Eylül 1935 yılında Kayseri Bez fabrikası açıldı. 29 Kasımda İstanbul Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası açıldı. 3 Kasım 1936’da Ankara Çubuk Barajı hizmete girdi ve 6 Kasım 1936 yılında İzmir Kâğıt ve Karton Fabrikası açıldı.

1940–1945 yılları ile Savaş dönemidir. Dünya buhranlı bir döneme girmiştir. Türkiye’de bu dönemden savaşa katılmadığı halde gerileyerek çıkmıştır. 1920–1930 yılları içinde Türkiye’nin 116 milyon dolarlık ihracatı ve 113 milyon dolar ithalatı varken 1931’den 1945 yılına gelene kadar büyük bir düşüş yaşanmış ve ihracat 66 milyon dolara, ihracat ise 78 milyon dolara gerilemiştir.  Bu arada ithalatın ihracattan daha fazla olduğu da gözlerden kaçmamaktadır.

1946’dan sonraki yıllar ise dünyanın yeniden şekillenmesine paralel olarak yeni bir döneme girilmiştir. Evvela çok partili hayata geçilmiştir. Dünyaya yeniden entegre olmaya başlanmıştır. 1946 yılı 16 yıldır kesintisiz olarak izlenen kapalı, korumacı, dış dengeye dayalı politikaların adım adım gevşetilmesi, ithalatın serbestleştirilerek büyük ölçüde arttırılması, dış açıkların kronikleşmeye başlaması, dolayısıyla dış yardım, kredi ve yabancı sermaye yatırımları ile ayakta duran bir ekonomik yapının yerleşmesinin başlangıcı olarak hem ekonomik, hem de siyasal anlamda tam bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde borçlanmanın adresi ABD’dir ve Türkiye ilk olarak Recep Peker hükümeti döneminde ABD’den 615 milyon dolar kredi talebinde bulunmuştur. Ancak 50 milyon dolar civarında borç alabilmiştir. Yine bu dönemde CHP Rusya’nın yayılmacı politikalarından dolayı Kars ve Ardahan’da hak talep etmesi üzerine NATO’ya girme talebinde bulunmuş ve bunun için de 50 bin dolar civarında bir katılım payı ödemiştir.

CHP 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kapatılarak haksızlığa uğramış ve mağduriyet yaşamış olsa da gerek Bülent Ecevit’in DSP ile iktidar olduğu zaman yaptığı icraatları ile gerekse CHP’nin iktidar ortağı ve muhalefette sergilediği anti-demokratik, din ve vicdan hürriyetine karşı hazımsız, dini yok sayan tutumu ile demokrat bir görünümü vermemiştir. Bilakis TBMM’de çıkan kanunları “Anayasa Mahkemesi”ne götüren ve demokratik taleplerin önünü tıkayan bir tavır sergilemiştir. Gerek “din eğitimi” gerekse “başörtüsü” konusunda takındığı tavır ile “Lâiklik” ilkesinin “dini kamusal alandan ve sosyal hayattan dışlayan katı bir lâiklik” anlayışındaki ısrarını sürdürmeye devam etmiştir.

Yine CHP her ne kadar darbelere ve anti-demokratik uygulamalara karşı çıkıyor gibi gözükse de perde arkasında bu gibi uygulamaları ve belli kesimlerin meşru hükümete yaptıkları ve yapmaya teşebbüs ettikleri darbe teşebbüslerine cesaret verdirecek tutum ve tavırlar sergilemektedir. Son olarak “Ergenekon” soruşturmaları kapsamında tutuklananlar hakkında kullandığı “Ergenekon’un avukatı olma” beyanları bunun en açık delilleri olarak basında ve medya arşivlerinde durmaktadır. 

Sonuç Olarak “Bu vatanda şimdilik dört parti vardır” buyuran Bediüzzaman’ın bu tespitini tarih ve yaşanan siyasi olaylar haklı çıkarmıştır ve haklı çıkarmaya devam etmektedir. Nitekim Bediüzzaman dört partiden birisi olan “Halk Partisi acip ve zevkli bir rüşvet-i umumîyi kanunlar perdesinde bazı memurlara vererek” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.746-747) 28 sene devlet eliyle halkı baskı altında tuttuğunu belirtir. Bediüzzaman ayrıca CHP’nin İttihatçıların mason kısmının devamı olduğunu da aynı mektubunda ima etmektedir. Devletin imkânlarını ve bürokrasisini kullandığı için de TBMM’ye ve hükümetlere bir cihette galip olduğunu da belirtmektedir.

“Memuriyet hakikatte millete hizmetkârlık" olduğu halde CHP’nin bir hâkimiyet, ağalık ve enaniyeti kuvvetlendiren bir kurum haline getirmiş olmasıyla CHP devletin memurlarını kullanarak ve onlara devlet kesesinden rüşvet vererek kendisine bağladığını belirtmektedir.

Bediüzzaman ayrıca “Memuriyet” üzerinden ince bir demokrasi ve istibdat dersi vermekte ve devletin demokratik veya despot devlet olmasının ölçüsünü de ortaya koymaktadır. Bu ince çizgi de memuriyetin millete hizmetkâr olması ile milleti memurlara hizmetkâr etmek şeklinde ifade etmektedir. Peygamberimizin (sav) Seyyidül-kavme hâdimühüm” “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” (Fethu’l-Kebir, 2:195) hadisini delil olarak alır. Bu hadis-i şerife uygun hizmet demokrasinin gereği ve dayanağı olduğunu ifade eder. (Emirdağ Lâhikası, 747)

Demokratik bir devlette insanlar değil, kanun hâkimdir. Herkes kanunu bilir ve kimse kimseye tahakküm etmez. İstibdatta ise memur hâkimdir ve kanunu kendi keyfine uydurur. Bir ülkede kanun hâkim ise orada demokrasi vardır. (Tabii ki kanunun adil olma şartı vardır.) kanun hâkimiyeti yoksa şahıs hâkimdir ve istibdat mutlak keyfî olur. Bediüzzaman bunu gerçeği “Memuriyet emirlik ise reislik değil; millete bir hizmetkârlıktır. Demokratlık ve hürriyet-i vicdan İslamiyet’in bu kanun-u esasisine dayanabilir. Çünkü kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer, istibdat mutlak keyfî olur” (Emirdağ, 747) cümleleri ile ifade etmektedir.

Devletin demokratik bir devlet olması ile despot bir devlet olmasının göstergesi devletin halkı ile olan münasebetlerinde gizlidir. Şayet halk devlet memurlarını, memurlar da aşağıdan yukarıya doğru bir üst kademedeki yöneticisini memnun etmeye çalışıyorsa buna despotizm ve istibdad adı verilir. Bunun tam tersi devletin halkını memnun etmeye ve en tepeden başlayarak yukarıdan aşağıya doğru yöneticilerin bir alt kademedekinin memnuniyeti ve nihayet memurların “bireyin hak ve hürriyetlerinin korunması” ve “bireyin memnuniyeti” için gayret göstermesi de demokrasinin o ülkeye hâkimiyetini göstermektedir. İşte Bediüzzaman bu ince noktayı “Kavim efendisi ona hizmet edendir” (Fethu’l-Kebir, 2:195) hadisi gereği “emirlik ve reislik millete bir hizmetkârlıktır” hadisinde emredildiği şekilde devletin halka hizmete yönelmesini “Demokratlık ve Hürriyet-i Vicdan İslamiyet’in bu kanun-i esasisine dayanabilir” cümleleri ile ifade etmektedir.

CHP’nin “devletçi” ve “Kemalist” zihniyetle demokrat olması gerçekten zordur. İttihat ve Terakki’nin devletçi ve baskıcı sistemini devam ettirmesi ve Cumhuriyet döneminde 28 yıl katı bir istibdat uygulamış olmasından dolayı, geçmişle yüzleşerek bütün olumsuzlukları bir iki lidere yıkarak halkından özür dilemediği sürece, halkın desteği ile tek başına iktidara gelmesi mümkün gözükmemektedir.


Etiketler:  CHP Cumhuriyet Halk Partisi Mustafa Kemal Atatürk İsmet İnönü Bülent Ecevit Deniz Baykal Cumhuriyet Atatürk İlkeleri
 
< Önceki   Sonraki >
CUMHURIYET
CHP
ATATüRK İLKELERI
MUSTAFA KEMAL
İSMET İNöNü
DENIZ BAYKAL