| DAR BAKIŞ AÇISI |
|
|
|
| Pazartesi, 04 Şubat 2008 | |
|
M. Ali KAYA
Törenlerde ve bayramlarda ve ulusal konuşmalarda hep Anadolu’nun kurtuluşu konuşulur. Anadolu işgal altında iken Kurtuluş Savaşı ile düşmanın denize döküldüğü ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu anlatılır. İyi ama bu Anadolu’nun Lozan Antlaşması ile çizilen sınırlarını konuşur dururuz. 1900’lü yılında işgale uğrayan sadece Anadolu toprakları değildi. Osmanlı Devletinin hâkimiyetinde olan 20 milyon km2 vatan işgale uğramıştı. İşgalcilere göre Türkler Anadolu’yu da işgal etmişlerdir. Bunun için Anadolu’dan da atılmaları gerekir. Zaten işgalin sebebi de budur. İşgalcilerin istedikleri Sevr Anlaşması ile belirlendi. Batı Anadolu’da İyon Gerek Devleti, Trabzon’da Rum Pontus Devleti, Doğuda Ermenistan, Güney Doğuda Kürdistan kurulmalıdır dediler. Hala da diyorlar. Ancak bu istekleri Türk’lerin en zayıf zamanında bile hiç kimse tarafından kabul görmedi. Başarılı da olmadı. Kurtuluş savaşını anlatan harita Anadolu haritası olmamalı, Osmanlı haritası olmalıdır. 20 milyon km2 toprağın 780 bin km2 sini kurtarmak yeterli değildir. Yunanlı’ların Megola İdea’sı, İsrail’in Büyük İsrail hedefi, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi, Rusya’nın sıcak denizlere inme hedefi, Avrupa’nın Avrupa Topluluğu amacı, PKK ve Ermenilerin bile Türk topraklarına yönelik talepleri ve devlet hedefleri olduğu ve bunu dünya âleme deklare ettikleri halde Türkiye’nin gençliğe gösterdiği müşahhas bir ideali ve hedefinin olmaması ne acı! Osmanlı’nın son döneminde bile Pantürkizm ve Panislamizm gibi ideal hedefler vardı. Kurtuluş savaşını körükleyen ve zafer ümidini aşılayan temel felsefe bu duyguydu. Ama günümüzde üniversite gençliğinin ve milletin bir ideali ve hedefi var mı? Osmanlı’yı dört kıtaya hâkim kılan Ertuğrul Gazi’nin liderliğindeki 400 çadır değil, onların gönüllerinde taşıdığı “İlây-ı Kelimetullah” inanç ve ideali idi. İdealist padişah Yavuz Sultan Selim padişah olunca ilk olarak sarayın içtima salonunda bulunan Osmanlı haritasının indirilmesini istedi. Vezirleri şaşırdılar. Padişahım bu asla doğru olmaz dediler. Celalli padişah şöyle cevap verdi: “Şu anda bizim hâkimiyetimizi gösteren bu harita kesinlikle oradan indirilecek ve yerine dünya haritası konulacak” dedi. Hikmetini anlamamakla beraber padişahın dediğini yaptılar. Osmanlı haritası indirildi ve yerine dünya haritası asıldı. Yavuz dünya haritasının önünde ilk istişare toplantısını yaptı. Vezirlerine ve kumandanlarına dünya haritasını gösterdi. “İşte bu gördüğünüz dünya haritasıdır. Görüyorsunuz ki bu bir padişaha çok, iki padişaha azdır. İlk hedefimiz İslam Birliğini sağlamaktır” dedi ve hedeflerini belirledi. Artık vezirlerin ve kumandanların Osmanlıyı koruma hedefi yoktu; Osmanlının dünya hâkimiyeti vardı ve ilk adım “İslam Birliği” hedefi idi. Bu ideal ile Osmanlı’nın sınırları 7 sene içinde üç misline çıktı. İnsanlara ümit, şevk ve gayret veren hedeflerdir. Hedef ne derece kutsal ve değerli olursa ümit ve gayret o derece mükemmel olur. Başarı ise hedefe ulaşılacağına kesin şekilde inanma ile doğru orantılıdır. İnsan inanırsa başarır. Kur’an “inanıyorsanız üstünsünüz” buyurur. Peygamberimiz (sav) önce İstanbul’u hedef gösterdi. “İstanbul fetholunacaktır” buyurdu. Fethedin emretmedi. Burada inandırma söz konusudur. İnsanlar inanırlarsa başarırırlar; emretmekle başarı sağlanamaz. Yani başarı emir-komuta zincirine değil, inandırmaya bağlıdır. Ahir zaman için de hedef otaya koydu. “Benim neslimden gelecek olan Mehdi, dünyaya hükmedecektir” fermam etti. Dünyayı hedef olarak ortaya koydu. Biz ne yapıyoruz? Gençlerimizin zihinlerini 780 bin km2 ile sınırlıyoruz. Onun dışında bir ufuk önlerine koyamıyoruz. Bunun için dar düşünce ve görüşlere mahkûm oluyor. Geniş düşünemiyor. Büyük hedefler koyamıyor. Herkesi düşman görerek kabuğuna çekilip kendini müdafaa vaziyetinde kalıyor. Ancak düşman üretiyoruz. Dış tehdit yetmiyor, iç tehditler ve düşmanlar ile uğraşmaktan bir türlü kurtulup taarruza geçemiyoruz. Hâlbuki “En iyi müdafaa taarruzdur.” Öğrencilere soruyorsunuz: “Ankara’ya en uzak şehir hangisidir?” verdiği cevap Kars ve Edirne ile sınırlı kalıyor. Tokyo, Waşington, Oslo, Moskova, Pekin diyemiyor. Bu vizyonsuzluk ve ufuksuzluk ile onlardan dünya çapında hangi başarıyı bekleyebiliriz? Vizyonumuz yok, misyonumuz yok, hedeflerimiz yok. Şayet biri çıkar da kendisine bir hedef belirlerse onu da düşman safına koyarak “Bu cumhuriyetimiz için bir tehdittir” diyebiliyoruz. Türk gençliğini bu kadar dar bir alana mahkûm ederek, etrafını da hayali düşmanlar ile kuşatırsak onlardan başarı beklemeye hakkımız var mıdır? Sipere yatmışsınız ve “etrafınız iç ve dış düşmanlar ile çevrili, aman başınızı kaldırmayın sonra düşman sizi öldürür” mantığı ile ne zamana kadar bekleyeceğiz. Gerçekte ise kimsenin size saldırdığı falan yok. Herkes medeni dünyada saygın bir yer alabilmek için silahını bırakmış çalışıyor. Biz de siperden onları bize saldırı için hazırlık yapıyorlar şeklinde algılıyoruz. Maalesef insanlar görmek istediklerini görme, işitmek istediklerini duyma eğilimindedirler. Bu da gerçekleri görmeyi engellemektedir. Sonuç olarak “göz olmuşu, akıl olacağı görür.” Olacağı ve geleceği göremeyenlerin vizyon, misyon ve metot geliştirmeleri elbette düşünülemez. Böyle insanların ülküleri ve ilkeleri de yoksa onlardan hiçbir gelişme beklenemez. Bırakalım başkaları ne yaparsa yapsın; biz de yapacağımızı yapalım. Etiketler: Dar Bakış Açısı Bakış Açısı Osmanlı Devlet Cumhuriyet Anadolu Kurtuluş Savaşı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|