| Demokrasi Teknik Bir Konu |
|
|
|
| Cumartesi, 12 Mart 2011 | |
|
M. Ali KAYA Mü’minler imanlarından dolayı Allah’ın emri ile peygamberimize (sav) itaat ederlerken, inanmayanlar da “sözleşme” gereği peygamberimize (sav) itaat ettiler. Sonra bu sözleşmeye ihanet ettikleri için peygamberimiz (sav) Allah’ın emri ile hukukun gereği olarak ihanet edenleri cezalandırdı. Bu nedenle hainler cezaya boyun eğdiler ve “bize haksızlık yapılıyor” diyemediler. Diğerleri de Yahudilere haksızlık yapılıyor diye peygamberimizi haksızlıkla suçlayamadılar. Mekke’nin fethinden sonra İslam Arabistan’a hâkim olduğu zaman herkese “af, adalet, hoşgörü” ile muamele edilmiştir. Hıristiyanlarla yeni sözleşmeler yapılmıştır. “Necran halkına” yapılan anlaşma hukukî bir metin ve tarihi bir vesikadır. Buradan yola çıkarak “Gayr-i Müslimlerle” analaşma yapılabileceği ve bu durumda sözleşme şartlarına göre hareket edileceği anlaşılmaktadır. Osmanlı döneminde gayr-i müslimlere azınlık hakları muamelesi yapılmıştır. Müslümanların yararlandığı pek çok haklardan mahrum bırakılmışlardır. “Kanun-i Esasi” ve “Tanzimat Fermanı” ile azınlıklara haklar verilince mutaassıp Müslümanlar azınlıkların pek çok haklardan mahrum bırakılmaları dinin ve şeriatın gereği imiş gibi algıladıkları için “şeriat” ve “din” adına karşı çıkılmıştır. Sonra da “şeriat elden gidiyor” denmiş ve “kanun-i esasiyi” kabul edenleri ve yapanları “tekfir” etmişler ve “Allah’ın hükmü ile hükmetmeyen kâfirlerdir” (Maide, 5:44) ayetini de buna delil getirmişlerdir. Meşrutiyet ile Yahudi ve Hıristiyan milletvekillerinin “Meclis-i Mebusana” girmeleri sorulmuş ve “Gayr-i Müslimlerin oylarının ne değeri var ki meclise girecekler de onların görüşlerine ve reylerine başvurulacak?” diye sormaları üzerine Bediüzzaman “meşverette hüküm ekseriyete göre verilir. Ekser müslümandır. Mebusan hürdür, hiçbir tesir altında kalmamak gerektir. Demek hâkim islamdır” şeklinde cevap vermiştir. Bediüzzaman ayrıca dünyevi meselelerde, teknik ve sanatta, ekonomik ve savunmaya yönelik tedbirler konusunda gayr-i Müslimlerin görüşlerine başvurulacağını da belirtir. “Saati yapmakta ve makineyi işletmekte sanatlar bir Haço ve Brehmen’in reyi muteberdir. Şeriat reddetmez” demektedir. Bir diğer husus da “Meclis-i Mebusanın” siyasi meselelerin ve iktisadî konuların görüşüldüğü ve konuşulduğu bir yer olmasıdır. Meclis-i mebusan ve parlamento dini meselelerin konuşularak fetvaların verildiği bir mekân olmamasıdır. Siyasi ve iktisadî meseleler ise çoğu sanat ve maharet isteyen konulardır. Amacı ahiret değil, dünyevîdir. Bu bakımdan gayr-i Müslimlerin reyleri bu konuda muteber ve geçerlidir. Reddetmemek gerektir” (Münazarat, 1993, s.41) Siyaset bir sanattır. Sanat ise maharet ister. En basitinden bir duvara çivi çakmak için ustalık ister. Eline çivi ve çekici alan herkes çiviyi duvara kolayca çakamaz. Biri çiviye vuruyorum derken eline vurur, bir diğeri duvarı zedeler, bir başkası çiviyi eğer ve israf eder. Usta ise çiviyi eline alır, duvarın özelliklerini inceler ve buna göre nereye nasıl bir çivi çakılacağını çok iyi hesaplar ve buna göre çakar. Çiviyi çakmak ustalık isterse insanları idare etmek de maharet gerektirir. Herkes yapamaz. Bu nedenle yüce Allah “Ey İman edenler! Emaneti ehline veriniz” (Nisa, 4:58) emretmiştir. Sahabeler de “Bir cemaat herhangi bir makama daha layık olanı varken layık olmayanı getirirse Allah’a ve resulüne ihanet etmiş olur” demişlerdir. Etiketler: Meclis-i Mebusan Sözleşme Yahudiler Hristiyanlar Gayr-i Müslim Meşrutiyet Kanun-i Esasi Adalet Hoşgörü |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|