Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Demokrasi Uzlaşma Rejimidir PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 17 Mart 2011

M. Ali KAYA
Demokrasi, farklı düşünce ve inançtaki insanların istişare ederek ortak akıl etrafında anlaşma ve uzlaşmayla sonuçlanan bir yönetim şeklidir. Farklılıkları kabul eder, zenginlik olarak görür ve aklın çalışmasını, iradenin hür olarak işlemesini ve insanın insan olmasını sağlar
. Aklı olana akıllı, başkasının aklını alana daha akıllı denir. Demokrasi aklı uyutmayı değil, aklı çalıştırmayı esas alır. Demokrasi toplumu reklamlar ve yalan propagandalar ile aldatmayı ve yanıltmayı değil, doğru bilgilerle doğruya yönlendirmeyi sağlayan sistemdir.

Din adına siyaset, dinsizlik namına siyaset ve ırkçılık hesabına siyaset yapanlar birbirleriyle anlaşamaz ve uzlaşamazlar. Bir araya gelerek koalisyon kurdukları zaman da her biri kendi ambarına buğday taşımakla meşgul olurlar ve bunu da ülkeye hizmet diye halka yuttururlar. Bu nedenledir ki I ve II MC Hükümetlerinin başarısı istenen seviyede olmamıştır.

İdeolojik ve ırkçı partiler birbirleriyle muaraza ederek kuvveti zayıflatır, memleket menfaatine ve asayişin korunmasına sarf edilecek kuvveti zayıflattıkları için asayiş ve emniyetin bozulmasına ve güvenin sarsılmasına sebep olurlar. Ülkedeki dengeler bozulur ve “Fransız İhtilali” benzeri ihtilallere zemin hazırlarlar. (Emirdağ Lâhikası, 83)

Gerçekten de MHP-CHP ve MSP çekişmesi sonuçta 80 ihtilaline zemin hazırlamıştır. Daha sonra aynı çekişmenin devam etmesi 28 Şubat postmodern darbesine zemin hazırlamış ama sonuçta olan yine Demokrat Parti (DP) ve Demokratik anlayışa olmuştur.

Menfi siyasetin ve siyasi çekişmelerin ülkeye ve halka devamlı zararı olmuş ve yabancıların parmak karıştırmasına fırsat ve imkân hazırlamışlardır. İstanbul’u işgal eden İngilizler “İtilafçı” ve “İttifakçı” fırkaları birbirine düşürerek Yunanlıların İzmir’i ve Batı Anadolu’yu işgal etmelerine zemin hazırlamış ve “Milli Mücadele”nin zaafa uğramasına çalışmışlardır. (Şualar, 379) İngilizler bunu yaparken bir kısım din adamlarını ve hocaları yanına çekerek bunu yapıyorlardı. Nitekim zamanın Şeyhülislamı camilerde İngilizler lehinde konuşmalar yapıyor ve İngilizlerin lehinde Milli Mücadele aleyhinde dualar okuyabiliyordu.

İngilizler siyasi taktiklerle kiminin intikam hırsını, kiminin makam hırsını, kiminin tamahını ve dünya sevgisini, kiminin dindarlığını, kiminin dinsizliğini, kiminin taassubunu işleterek kendi siyasetine alet ediyordu. (Hücumat-ı Sitte, 2) İşte Bediüzzaman bu menfi, din ve millet zararına siyasetten Allah’a sığınıyordu. “Euzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaseti” demesinin sebebi buydu.

Halk iradesinin hür bir şekilde işlemesi demek olan ve tamamen toplumun istek ve ihtiyacını ortaya çıkaran “Demokrasi” dışında hiçbir siyasi fikir ve ideoloji, ırk ve kökene danan siyasetin dış güçlere alet olmaması mümkün değildir. Bilhassa ırk v kökene, mezhep ve ideolojiye dayanan siyasi düşünceler “müteharrik-i bizzat” olmayıp dışarıdan üflenerek “bil-vasıta müteharrik” olup yabancılar hesabına geçer. Ancak buna alet olanlar kendilerinden zannederek sağırcasına ve körcesine buna alet olurlar. Bediüzzaman bu nevi siyaset için “Avrupa üflüyor biz burada oynuyoruz” (Sünuhat, 49) tabirini kullanır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1919 yılında “Rüyada Bir Hitabe” adını verdiği konuşmasından sonra “Siyasetten” çekilmiştir. Çünkü İttihat ve Terakki demokratik /meşrutî talepleri bir tarafa bırakmış, ırkçı ve dini siyasete alet eden politikalarla ülkeyi yönetmeye ve konjoktöre göre davranarak iktidar hırsı ile hareket etmeye başlamıştır. İttihat ve Terakkinin dindar kanadı Padişah ve Şeyhülislam taraftarı olup “Kuvay-ı Milliye” aleyhine faaliyet göstermeye ve İngiliz siyasetine alet olmaya başlamıştır. İttihat ve Terakki’nin bozuk kısmı ise “Milli Mücadele”nin başını çekmeye başlamışlardır. Bu durumda siyasetin her iki kanadı da tehlikeli bir hal almıştır. Bediüzzaman “Milli Mücadeleyi” desteklemiş; ama Ankara’ya geldiği zaman TBMM’nin dinden uzak farklı bir siyaset takip ettiğini görerek “din, vatan ve millet” namına üzülmüştür. Siyasi faaliyetlerle kurtuluşun ve zaferin mümkün olmayacağını görmüş, dünyayı onlara bırakmış bu milletin ahiretini kurtarmaya koşmuştur.

1944 yılına geldiği zaman Bediüzzaman meşrutiyet döneminde “Ahrar” olarak siyasette varlığını hissettiren, “hürriyet ve meşrutiyeti” ilkeli olarak savunan anlayışın yeniden DP olarak dirildiğini görerek “Otuz beş sene sonra Ahrarların dirildiğini görerek Nurcuları onlara yardımcı olmaya davet etmiş ve siyasete yeniden bakmaya başlamıştır.”

1955 yılında Hutbe-i Şamiye’yi yeniden Türkçe’ye terceme ettiği zaman şöyle diyordu: “Eski Said siyasetle içtimaiye-i İslamiye ile zayadesiyle alakadardır. Ama dini siyasete alet etmemeye siyaseti dine alet ve dost yapmaya çalışıyordu. Sonra gördü ki Garplılaşmak bahanesi ile siyaseti dinsizliğe alet edenlere ve zındık ve münafıklara karşı bir kısım ehl-i hamiyet dini siyasete alet etmeye başladılar.” Bu ise dinin değerini düşüreceği için Bediüzzaman “siyasetten ve şeytandan Allah’a sığındım” diye siyaseti bırakmış ve otuz beş sene siyaseti terk etmişti.

Dini siyasete alet etmemek ve siyaseti dine hizmet ettirmek ancak Demokrasi’nin sağlıklı işlemesi ve Demokrasiyi işletecek olan, ırkçı, radikal, ideolojik siyaset yapmayan DP ile mümkün olacağı için Bediüzzaman onlara “Ahrarlar” demiş ve talebeleri ile DP’nin iktidarda kalması için destek olmuştur.

Çünkü demokrasi anlaşma ve uzlaşma anlayışıdır. Bundan birleşme ve hizmet ortaya çıkar. Ülkeye, dine, millete faydalı olan da budur.


Etiketler:  Demokrasi Uzlaşma Anlaşma Rejim Ortak Akıl Farklılıklar Ahrar Nurcular İttihat ve Terakki
 
< Önceki   Sonraki >
DEMOKRASI
NURCULAR
UZLAşMA
ORTAK AKıL
İTTIHAT VE TERAKKI
AHRAR
REJIM
ANLAşMA