|
Pazartesi, 08 Haziran 2009 |
|
Mustafa CAN
1980 dönemi sağlı sollu bir siyasi yapı vardı. Bu yapıda solu temsil eden CHP’nin iktidarı altında “komünist ve dinsizlik kuvvetinin iktidara hâkim olacağı” gerçeği vardı. Bu dönemde “sağda oylar bölünmesin, aksi halde CHP iktidara gelir” söylemi böyle bir ortamda söylenen doğru bir siyasi söylemdi. Aradan otuz sene geçti ve siyasette sağ-sol kavramı yerini “demokrat ve demokrat olmayanların” mücadelesine terk etti.
Gelişen ve değişen şartları dikkate almayanlar maalesef aynı söylemleri tekrar ederek iktidarı ayakta tutmak ve iktidar dışına verilecek her oyun bölücülüğe verilmiş oy olacağını propaganda etmektedirler. Tartışmayı bölünmüşlüğün sola yarayacağı noktasında tutmaya çalışmaktadırlar. Günümüzde tartışma demokrasi çerçevesinde olmalıdır. Demokrasi bir uzlaşma sistemidir. Bu bakımdan hür fikirlerin ve seçmenlerin tümünün temsil edildiği demokratik meclis ve uzlaşma sonucu koalisyonlarla oluşan hükümet daha demokratik olacaktır. Bu demokrasinin daha sağlıklı işlediğini de gösterecektir.
Bir ülkenin kalkınması ve gelişmesinin esas sebebi hürriyet ortamının sağlanması ve demokrasinin sağlıklı işlemesine bağlıdır. Yaşanan tecrübeler bunu göstermektedir. Demokrasi yoksa ülkenin tek parti iktidarı ile idare edilmesi istikrar ve kalkınma için yeterli olmaz. Böyle olsaydı 1923-1950 arası tek parti iktidarı ve dünyadaki tek parti iktidarları başarılı olması gerekirdi. Ama öyle olmadı.
Türkiye 14 Mayıs 1950 yılında çok partili siyasi hayata geçmesi, halkın “gizli oy, açık tasnife” dayanan hür seçim ve “din ve vicdan hürriyetini” esas alan demokratik idare ile büyük bir sıçrama yaşandığını kimse inkâr edemez. 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 müdahalesi ile onun devamını sağlayan 28 Şubat 1997 MGK ayarı olmasaydı ve demokrasi bu müdahalelerle kesintiye uğramasaydı “demokrasinin hoşgörü ve uzlaşma kültürü” yerleşmiş olacaktı. Bu da ülkemizi hem demokratik hak ve hürriyetler bakımından hem de ekonomik yönden gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracaktı. Ama olmadı. Darbeciler bütün olumsuzlukların suçlusu olarak maalesef demokrasiyi ve hürriyetleri suçlu buldular ve her on senede demokrasiyi ortadan kaldırdılar.
Demokrasiyi ve hürriyetlerin genişletilmesini sıkıntıların ve bunalımların kaynağı olarak görenler elbette “Ahrar” denen hürriyetçileri ve “demokratları” hedeflerine koyacaklardır. Ve sonuçta öyle olmuştur. Bütün darbe ve müdahaleler “Ahrar” çizgisini takip eden demokratlar iktidarda olduğu zaman yapılmıştır. Bunun sade bir tesadüf olduğunu kimse söyleyemez. Darbe şartlarının oluşmasını sağlayan nedenler olarak saydıkları hususlar gerçekte CHP koalisyonları döneminde fazlası ile mevcuttu. Ama darbeler demokrat parti ve devamına yapıldı. Darbeler demokrat partileri kapatmakla kalmadı, siyasilere on yıl ve beş yıllık siyasi yasakları da beraberinde getirdi. Böylece deneyimli siyasiler her on senede biçildiği gibi, arkadan gelecek olanlara da gözdağı verilmiş oldu. Bunun sonuçlarından en önemlisi siyaseti liyakatten mahrum bırakarak ehliyetsizlere ve siyaseti menfaat aracı olarak görenlere yol açmış oldu. Sonuçta yolsuzluk ve hortumculuk yol ve devleti yönetmede usul haline getirilmiş oldu.
Demokraside siyasi partiler demokrasinin varlığının gereği, hürriyetlerin teminatıdır. Koalisyonlar ve uzlaşmalar demokratik kültürünün sonucudur. Bunun için çok partili meclisten ve bölünmüşlükten değil, anti-demokratik yaklaşımlardan ve hürriyetlerin kısıtlanmasından korkalım. Sıkıntının kaynağı demokrasi, hürriyetler ve siyasi partiler değil, demokratik olmayan yaklaşımlardır.
Etiketler: Demokrasi Sağ-Sol Mücadelesi Demokratlar Uzlaşma Koalisyon CHP Sistem Demokratik Kültür |