Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Demokrasinin Kazanımları
Advertisement
Demokrasinin Kazanımları PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 09 Mayıs 2011

M. Ali KAYA
Demokratik idarelerde iyilik de fenalık da bulunur. Ne kadar iyilik varsa meşrutiyetin/ hürriyet ve demokrasinin ışığındandır. Ne kadar fenalık varsa istibdadın zulmetindendir veya bir kısım istibdat heveslilerinin demokrasi adına, demokrasinin imkânlarını kullanarak ve istismar ederek yaptığı baskı ve zulümlerden kaynaklanır.
Gelecekte ise hürriyet ve demokrasinin iyiliği galebe edecek ve hayata hâkim olacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Meşrutiyeti çok büyütüyorsun. Eskiden bir kişinin görüşü hâkimdi, millete sorulmuyordu. Şimdi ise millete ‘ne istersin’ diye sorulmaktadır o kadar. Bunda büyütülecek ne var?” diyenlere cevaben şöyle demektedir: “Zaten bu husus bütün cevapları içine almıştır. Hükümet demokrasiyi esas alırsa bütün toplumda hürriyet düşüncesini uyandırmış olur. Her taifede ve her kesimde hürriyet fikri hâkim olur. Hatta ulemada, medreselerde ve eğitimde hürriyet hâkim olur. İnsanlar iradeleri ile kabiliyetlerini geliştirmeye başlar, baskıdan kendilerini kurtarırlar. Her kurumda meşveret hükümferma olur. Bu da büyük bir yenilenme ve gelişmeyi netice verir. Taklitçilik ve nemelazımcılık biter. Herkes yapacağı işe odaklanır. İşte bunun gibi sonuçlarından dolayıdır ki bana bu meşrutiyet hükümetini sevdirmiştir.

 

Çünkü müslümanlar arasında ihtilafları çıkaran, Mutezile, Cebriye, Mutezile ve Mücesseme gibi dalalet fırkalarını doğuran dini meselelerdeki istibdad-ı ilmîdir. İlimde hürriyet ve meşveret hâkim olsa, insanlardaki gerçeği arama meylinin yardımıyla, doğru fenlerin muavenetiyle ve insafın da işletilmesiyle dalalet fırkalarının Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaate dahil olacakları büyük bir ihtimaldir. Her ne kadar bahsettiğimiz dalalet fırkaları bir hizip olarak görünmüyorlar ama fikir dünyasında yaygın olarak bulunmaktadır. Herkesin kafasını karıştırmaya devam etmektedir” (Münazarat, 32) şeklinde cevap vermiştir.

Her zamanın bir hükmü vardır. Zaman makinesini çeviren bir ağa her zaman vardır. İstibdat zamanında hayata ve insanlığa hükmeden kuvvetti. Kimin kılıcı keskin, kalbi katı ise o yükselirdi. Hürriyet ve demokrasinin kuvveti hak, akıl ve marifettir; insanlığa hükmeden kânundur, efkâr-ı âmme denilen kamuoyudur. Kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa yalnız o yükselecektir. İlim yaşlandıkça artarak yükselir, kuvvet ise ihtiyarlandıkça gücünü yitirir. Bu nedenle güce ve kuvvete dayanan ortaçağ hükümetleri yıkılmaya mahkûmdur. Bu asrın demokratik hükümetleri ise ilme ve akla dayandığı için Hızır gibi kıyamete kadar yaşayabilecektir. Bundan sonra kim akla dayanır, sevgi ve muhabbeti esas alır, hissiyatını fikre ve ilme dayandırırsa o daima yükselecektir. (Münazarat, 33)

Demokratik yönetim ve hükümet neden her şeyde büyük bir değişimi beraberinde getirmektedir? Çünkü, “insanlar idarecilerinin yolundadır.” (Keşfu’l-Hafa, 2:311) hadis-i şerifinde belirlenmiş olan kural gereği eski yönetimlerde istibdat herkesin damarlarına sirayet etmişti. Pek çok nam ve suretlerde kendisini gösteriyordu. İstibdat kendisini ibka etmek ve hâkimiyetini sürdürmek için pek çok hile ve planlar yapıyordu. İlim adamları ilimlerini baskı ve tahakküm vasıtası yapıyordu. Her bir ağa ve her bir idareci kendisine göre alttakilere baskı uygulayarak güçlerini gösteriyorlardı. Hükümetler devletin imkânlarını ve servetini kendi istibdatlarını devam ettirmek için harcayarak israf ediyorlardı. İlim ve fazilet, soy ve necabet sahibi olanlar da bu faziletlerini herkes üzerinde hissettirerek haksız yere herkesi kendi hatırlarını saymaya zorluyorlardı. Böylece her yerde tahakküm ve istibdat hükümferma idi.

Bizi asıl mahveden garip namlar altında kendi istibdatlarına cehaletimizi istimal etmeleridir. Bu şekilde hüküm süren parça parça istibdatlar ve tahakkümler de hükümetin istibdadına kuvvet vermekle beraber bizi zehirleyerek hürriyetimizi elimizden almış ve kabiliyetlerimizi öldürmüş ve bizim geri kalmamıza sebep olmuşlardır. Fakat yine kabahatin büyüğü o küçük istibdatların pederi olan hükümetin istibdadıdır. Hükümet demokratik olursa bu defa diğer istibdatların kayıtları da gevşeyerek her yerde hürriyete zemin hazırlayacaktır. Bu nedenle demokratik bir hükümet bütün problemleri çözer. (Münazarat, 34-35)

Küçük istibdatların sebebi olan beylik, ağalık ve müteşeyyihlik, yani tasavvuf ve tarikatı istimal ederek şeyhlik ve büyüklük davasında bulunanlar maalesef istibdada kuvvet verdiği gibi milletin irade ve akıllarını esir alıp şevklerini kırarak gerek ferden gerekse millet olarak maddi ve manevi yönden geri kalmamıza sebep olmuşlardır. Büyük bir adam istibdadın kuvveti ile hile yoluyla veya kendisinde olmayan fazileti ve gücü kullanarak gösterişe ve riyaya dayanarak halkı kul ve köle haline getirerek korkuları uyandırarak ve zor kullanarak insanı hayvanlık mertebesine indirmişlerdir. Daima insanların şevklerini kırar ve neşelerini kaçırırlar. Bir iyilik ve namuslu bir şey yapılsa o müstebit şahsa verilir. “Falan adam şöyle faziletli ve değerlidir” denir. Bir kötülük meydana gelse kusur ve kabahat halka taksim edilir. bu da şahsı büyütürken milletin küçülmesine sebep olmaktadır. Hem iyilikler halka taksim edilerek çoğalması gerekirken, liderlere ve müstebitlere verilerek hem zulmedilir, hem iyilikler binden bire
inecektir.

İstibdat devrinde milletin sa’yi ve çalışması ile meydana gelen bütün hayırlar ve iyilikler başa verilir, millet ise suhre gibi tembel ve zorla çalışan ve baskı ile istemeyerek iş yapan mahlûklar seviyesinde gösterilir. Sanki millet ihtiyacı için değil de başındaki idarecinin hatırına iş yapmaktadır, cahil ve beceriksiz olduğu için idarecinin yol göstermesi ve baskısı ile yapmaya mecbur kalmış gibidir. İyilik etse riyakârlıkla, başındakilerine yağcılık yapmakla suçlanır ve yalancılığa alıştırılır. Liderler ve büyükler daima milletin sırtına binerek büyürler ve halkın gıybetini yapıp, etlerini yiyerek şişerler. Böylece insanın çalışmasının buharı hükmünde olan şevk söner, o insan makinesi de tembel ve atıl vaziyete düşer. İşte istibdadın müşahhas timsali budur. (Münazarat, 36)

Demokrasinin hâkim olduğu hükümetlerde ve millette ise büyük bir adam hakka dayanarak aklını kullanır. Milletin omuzlarına binmez, altına girer milletini yükseltmeye çalışır. Hataları kendisine alır, fazileti millete verir. Milletin şevkini uyandırır, bir iyilik olsa millete dağıtır, herkesi hissedar eder ve şevklerini artırır. Hak yerini bulsun diye milleti marifet ve fazilete sevk eder. Gonca gibi olan ve gelişmeye müsait olan milletin hissiyatına muhabbet suyu verir ve aklına yol göstererek neşv-ü nemâ verir. “Kavmin efendisi ona hizmet edendir.” (Keşfu’l-Hafa, 1:463) hadis-i şerifi demokrat lideri tarif etmektedir. İşte bu demokrasinin aynasıdır. Demokrasiyi görmek istiyorsanız bu aynaya bakınız. (Münazarat, 37)

Büyük kılıcı keskin olan ve milleti baskı ile kendi hizmetinde çalıştın değildir. Büyük odur ki aklı keskin olsun ve kalbi milleti için fedakâr olsun ve milletine hizmet etsin. Büyüklerdeki meziyet tevazu ve hizmet sebebi olması gerekirken maalesef baskıya, tahakküme, halkın esaretine ve zulme sebep olmuştur. Avamın ve halkın zaafı ise şefkati ve yardımı celbetmesi gerekirken esarete sebep olmuştur.

Bediüzzaman “Şu pis istibdat ne zamandan beri gelmektedir?” sorusuna da “İnsanlar hayvanlıktan ve vahşet döneminden gelirken her nasılsa bunu da beraberinde getirmişlerdir” şeklinde cevap verir ve şöyle açıklar: “Müstebit bir kurt biçare bir koyunu parça parça etmek, dâima kavi ve güçlü olanın zayıfı ezmesi hayvanların temel kanunlarındandır. Sonra “Şeriat-ı Garra” taraf-ı ilâhiden yeryüzüne nüzul etti.  Tâ ki yeryüzünü temizlesin ve insanın yüzünü ak etsin. İnsanın alnına sürülen bu siyah lekeyi izale etsin. Fakat zaman ve zeminin müsaadesizliği ve tesiriyle hilafet saltanata inkılap etti ve istibdat yeniden bir parça hayat buldu. Yezid zamanında tan kuvvet bulunca Hz. Hüseyin (ra) “Hürriyet-i Şer’iye” kılıncını çekti ve başına havale etti. Fakat istibdadın kuvveti olan cehâlet ve vahşet her yerden fışkırarak Yezid’in istibdadına kuvvet verdi.” (Münazarat, 38)


Etiketler:  Demokrasinin Kazanımları Demokrasi İstibdat Meşrutiyet Akıl İdareci Hürriyet
 
< Önceki   Sonraki >
HüRRIYET
MEşRUTIYET
AKıL
DEMOKRASI
İDARECI
İSTIBDAT