Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Demokrasinin Yozlaşması ve Liberal Demokrasi PDF Yazdır E-posta
Salı, 05 Temmuz 2011

M. Ali KAYA
İnsanlık Âdem (as) zamanından günümüze çeşitli devirlerden geçerek ve gelişerek geldiği bir gerçektir. İnsanlığın geçirdiği bu devirleri Sosyologlar ve Antropologlar “vahşet dönemi” “bedevilik dönemi” “esirlik dönemi” “ecirlik dönemi” olarak belirlemişlerdir. İçinde bulunduğumuz ilim ve medeniyet asrında birey öne çıkmış ve bireyin hak ve hürriyetleri bağlamında hürriyet dönemi olarak kabul görmektedir.

Bilginin yaygınlaşması teknolojinin de yayılmasını netice vermiştir. İnsanlık artık bireysel olarak hak ve hürriyetlerin değerini kavramıştır. Ancak insanı kul ve köle haline getiren sadece diktatörler ve istibdat heveslileri değildir. Kötü alışkanlıkları yanında ihtiyaçtan kaynaklanan ekonomik bağımlılık da bir nevi istibdada sebep olmakta, mülk ve mal sahipleri ücretle çalıştırdıkları insanları mülkiyetten mahrum ederek bir nevi köle gibi görmektedirler. İnsanlık bu “Ekonomik köleliği” yenmedikçe hakiki hürriyete kavuşmayacağının bilincine ulaşmıştır.

Çağımızın İslam âlimi olan Bediüzzaman’a göre “İnsanlık esir olmak istemediği gibi, ecir, yani ücretle çalışmak da istememekte, mülkün sahibi olarak hür olmak istemektedir.” İnsan ekonomik bağımsızlığını kazanamadan tam olarak hürriyetini de kazanamadığının farkına varmıştır.

Çağımızın insanı “Faşizm” ve “Komünizm” gibi jakoben ve devrimci, toplumu değişime zorlayan yönetimleri çoktan geride bıraktı. Otoriter ve totaliter rejimlere karşı hak ve hürriyet mücadelesinin ileri aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Hürriyetin değerini kavramış olan insanlık bundan böyle hiçbir baskıya ve zorlamaya boyun eğmesi düşünülmemelidir. Diktatörlükle yönetilen ülkelerdeki gençlik ve halk hareketlerinin bir başka izahı yoktur. “Medenilere galebe çalmak zorla değil, ikna metodu ile olacaktır.” Bundan böyle insanın iradesinin hür kullanımı insanlığın geleceğini şekillendirecektir. Bu nedenle insanlık kendisine hürriyet ortamı hazırlayan demokratik idareleri güçlendirmektedir.

Bu noktada bundan iki yüz sene önce yaşamış olan Alexis de Tocgueville (1805-1859) demokratikleşmenin modern gelişimin merkezi olacağını söyleyen bir düşünür olarak öne çıkmaktadır. ABD’li siyaset bilimci Samuel Phillips Huntington’un (1927-2008) “Üçüncü Dalga: Demokratikleşme” dediği gelişmeler de Tocgueville’yi desteklemektedir.

Demokratikleşmenin kaçınılmaz sonucu olarak etnik canlanmalar ve birey hakkı yanında ortaya çıkan grup hakkı (Cemaatler) ile berabere çok kültürlü arayışlar da öne çıkmaktadır.

Bundan sonraki gelişmelerde geleneksel sağ-sol ayırımı yerini uzlaşmacı bir yapıya devretmektedir. Dünya demokrasi konusunda uzlaşmaya varmış görünmektedir. “Liberal Demokrasi” ile “Sosyal Demokrasi” arayışları bir senteze doğru yol almaya devam etmektedir.

1. Hürriyet Arayışlarının Ortaya Çıkması:
Niccola Machiavelli (1469-1527) “Halkın amacı soyluların amacından daha onurludur. Soylular baskı yapmayı, halk ise bu baskıdan kaçınmayı isterler” der. İnsanlar elbette toplum halinde ve toplum içinde yaşamak zorunda olan bir varlıktır. İhtiyaçlarının tatminini ancak böyle sağlayabilir. Zira insan çok kapsamlı bir varlıktır ve ihtiyaçları hayali kadar geniştir. Bütün bunlara karşın son derece aciz ve zayıftır. Başkalarının yardımı ile ancak hayatını sürdürebilir.

Toplum bireylerden meydana gelen, ama bireylerden daha farklı olan bir yapıdır. Yine toplum bireyi yönlendiren ve ihtiyaçlarını gidermeyi kolaylaştıran bir beyine ihtiyaç duyar. Bu beyin ise yöneticidir ve devlettir. İnsan bireysel ihtiyaçlarının pek çoğunu idareci, yani devlet aracılığı ile giderdiği için devlet evrensel bir saygınlık kazanmıştır. Bu nedenle birey bir devletin vatandaşı olurken ona itaat etmeyi de taahhüt etmiş bulunmaktadır.

Günümüzde bireylerin bilgiye ulaşmasının kolaylığı hak ve hürriyetlerin kullanımının öne çıkması ile devletin güç/otorite kullanımı azalmıştır. Çünkü insanlık bilgilendikçe medenileşmektedir. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Medenilere galebe ikna iledir.” Güç ve otorite söz anlamayan vahşilere karşı zorunlu olarak kullanılabilir.

Bilgi toplumunda “Egemenlik” kavramı da yerini değiştirmiş ve devletten bireye ve topluma geçmiştir. Toplum idari ve siyasi bakımdan yönetilenler ve yönetenler olarak ikiye ayrılmaktadır. Ancak yönetenler yönetilenlerden farklı ve ayrı bir sınıf değildir.

Demokratik anlayış devleti ve kanunları insanların rızasına dayandırmaktadır. Burada gözetilen husus insanların özgürlükleridir. Bu nedenle demokrasinin amacı bireylerin hürriyetlerini öne çıkarmak ve kabiliyetlerini ortaya çıkarmaktır. Demokratik anlayış gerek zihniyet ve anlayış olarak gerekse yasal düzenlemelerde hürriyetleri öne çıkarır ve devleti “rıza” ilkesi üzerine temellendirir. Zora ancak hukukî olarak “hak” ve “ihkâk-ı hak” durumunda başvurur. Bunu da meşru ve yasal yollarla ve mahkemeler eliyle yapar. Devlet bireyin hakları yanında tercihlerine de değer verir. İnsan fıtratı bu eğilimde olduğu gibi İlâhî irade de kutsal kitaplar aracılığı ile bunu istemektedir. Hukuk bu noktada ilahi irade ile örtüşmekte, demokrasi de burada fıtratın, aklın ve dinin gereğini yapmaktadır.

Demokrasi gelişen ve değişen şartlara ayak uydurabilen, toplumun kültür ve düşünce yapısına göre şekil alabilen esnek bir sistemdir. En iyi sistem olmaktan ziyade hatalarını telafi edebilen ve buna imkân tanıyan bir sistem olarak kabul görmektedir.

Demokrasi halkın kendisini yönetmesi şeklinde tarif edilmesine rağmen çağdaş dünyada bu mümkün olmamaktadır. İleri refah seviyesindeki ülkelerle de halk siyasette ilgisiz kalmakta ve seçimlere katılmamaktadır. Bu ilgisizliği gidermek ve demokrasiye katılımı sağlamak arayışları öne çıkmaktadır. Amaç özgürlükçe ve katılımcı bir yapı meydana getirmektir.

Demokrasilerde güçler ayrılığı yanında iktidar ve bürokrasiyi destekleyen teknik mekanizmalar ile kamuoyunun varlığı ve seçimler iktidarı sınırlayıcı rol oynamaktadır. Ayrıca sivil toplum kuruluşları da baskı unsuru olmaktadır. Günümüzde demokrasinin gelişmesi polis devletinden hukuk devletine özelleştirmeler ile vatandaşın tercihine göre şekillenmeye doğru gitmektedir.

BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ile başlayan süreçte insan hakları evrensel bir nitelik kazanırken diğer yandan egemen bir devletin liderlerini insanlık aleyhine işlenmiş suç kategorisi ile yargılanması sonucu oluşturulan ceza hukukunun da doğmasına yol açmıştır.

2. Liberal Demokrasi:
“Toprağımdan çık!” “Niçin?” “O benim.” “Nerden aldın?” “Babamdan kaldı.” “O nereden aldı?” “Ona dedemden kaldı.” “Peki, o nereden aldı?” “O onun için dövüştü.” “O zaman hazırlan, ben de onun için dövüşeceğim!”

İşte “Hukuk Sistemi” ve “Liberal Demokrasi” ile bu anlayışa son verilmiştir. Ancak L. Acton’un dediği gibi “Her iktidar insanları yozlaştırma eğilimindedir. Mutlak iktidar mutlak yozlaştırır.”

Tarih otorite ve hürriyet mücadelesi ile doludur. Bu teoriye göre iki akım devamlı olarak mücadele halindedir. Bu da iki temel anlayış ve yaklaşımdan kaynaklanır. Birincisi, bireyi üstün tutan anlayıştır. Diğeri ise devleti ve kurumları (Kolektivisti) üstün tutan anlayıştır. Liberalizm bireyi üstün tutan yaklaşımın adıdır.

Klasik liberalizmin dört temel prensibi vardır. Bunlar “Bireycilik” “Hürriyet” “Sınırlı Devlet” ve “Serbest Piyasa Ekonomisi”dir. Şimdi bunları birer birer ele alalım…

2.1. Bireycilik: Liberalizmin temelini rasyonel birey oluşturur. Birey devletin ve kurumların üzerindedir. Devlet de kurumlar da insana ve insanın ihtiyaçlarına hizmet için birer araçtır. Amaç insanın ihtiyaçlarına cevap vermektir. Aracı amaç haline getirmek büyük bir hatadır. Bireyin hakkı toplumdan da önce vardır. İslam dini buna “Kul Hakkı” adını verir. Bu nedenle bireyi öne çıkaran anlayış İslam hukukuna uygun bir anlayıştır.

Birey de “ruh ve beden” ikilisinden meydana gelir. Beden ruhun emrindedir ve ruh bedenden üstündür. Biyolojik bedenin varlığı ruhu yüceltmek ve ruhun ihtiyaçlarına cevap vermektir. Bunu da nefsin kötü arzularına karşı çıkmak ve ahlakı ıslah etmekle yapabilir. Bu ise insanın iyi olma düşüncesi ile hareket etmesine bağlıdır. İnsan düşüncesinin ürünüdür. Dinimiz buna “Kalp” demektedir. Kalbin/düşüncenin düzelmesi dilin düzelmesini, dilin düzelmesi, yalandan kurtulması da bedenin düzelmesini sağlar. İnsan düzelirse toplum da düzelir.

2.2. Özgürlük/Hürriyet: Özgürlük, bireyin özgür olması anlamındadır. Bu ise liberalizmin amaçlarından en önemlisidir. Birey açısından hürriyet zorlamanın olmaması, ikna ile bireyin yönlendirilmesi ve gönüllülük üzerine hareket etmeyi içerir.

Birey bağımsız ve özgürdür. Allah insanı hür yaratmış, ona akıl ve irade vermiş ve asla hiçbir şeye zorlamamıştır. Her nevi iyiliği ve hayrı içine alan dine davet konusunda dahi “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2:256) prensibini getirmiştir. Birey toplumun ana öğesi ve temel birimidir. Hür bireyler hür toplumu meydana getirir. Devletin görevi hürriyeti sağlayacak ve zorbaların tecavüzünden bireyin hukukunu koruyacak olan kuralları koymak ve bunu kontrol ederek haksızlıkları engellemektir. Devlet trafik polisi gibi denetim yaparak trafiğin normal akışını sağlamak ve kazalara engel olmaktır.

Devlet iç ve dış tehditlerden bireyin güvenliğini sağlamak, toplum düzenini, yani adaleti tesis edecek hukuk sistemini işletmektir. Devlet tarafsız olmak ve bireyler arasındaki anlaşmazlıklarda hakem rolünü oynamak durumundadır. Bunu da imtiyazları ortadan kaldırarak ve fırsat eşitliğini sağlayarak yapacaktır.

Devletin taraf olması ve pozitif ayrımcılık yapması büyük haksızlıktır. Bu nedenledir ki devlet haksızlığı engelleme amacını gerçekleştirmek için var olduğu halde haksızlıkların temelini teşkil etmiştir.

2.3. Serbest Piyasa Ekonomisi: Serbest piyasa ekonomisi, devletin ihtiyaçları ve fiyatları belirlememesi demektir. Piyasa ekonomisi bireyin temel ihtiyaçlarına cevap vermek için vardır. Ekonomi birey eksenli olup bireyin ihtiyaç ve taleplerine cevap verir. Bu nedenle birey eksenli olmak ve ihtiyaca cevap veren araç olmak durumundadır.

Her insan kendi ihtiyacını ve çıkarını daha iyi bilir ve kendisini buna göre yönlendirir. Ludwig Von Mises’e (1881-1973) göre “Bireyin özgürlüğü ekonominin hür olmasına bağlıdır.” Piyasanın özgürlüğünü ise serbest rekabet ortamı sağlar. İşçi de işverenin insafına terk edilmeyecektir.

Piyasa ekonomisinde zorlamanın yeri yoktur. İsteklilik yani talep ve gönüllülük bireyi de piyasayı da yönlendirecektir. İhtiyaç, talep ve arz dengeli olursa ekonomi de düzgün bir şekilde gelişme kaydedecektir.

Devletin amacı bireyi korumak olduğu gibi ekonomini amacı da bireyin gıda, barınma, giyinme, kendini geliştirme ve şerefli bir şekilde hayatını devam ettirmektir. Bireyin bu temel ihtiyaçlarını da ancak ihtiyaç sahipleri bilebilir. Bu nedenle ekonomi serbest olmak zorundadır.

2.4. Sınırlı Devlet: Devlet idareci demektir. Bireyin kendisini zorbalardan korumak ve hakkını almak için müracaat ettiği güçlü bir otoritedir. Devlet bireyi zorbalara karşı korumak için vardır. Bu nedenle kendisi asla zorba olmamalıdır. Ancak zorbalar devleti ele geçirdikleri takdirde bireyler büyük bir baskı ve zorlama ile karşı karşıya kalır.

Liberal demokrasilerde birey hiçbir zaman hiçbir şeyin aracı değildir; her şeyin kendisine hizmet etmek durumunda olduğu temel amaçtır. Bu nedenle bireyin diğer zorbalara karşı korunması gerektiği gibi, devlete karşı da korumak gerekmektedir. Bunu da devlete ve yöneticilere bağımlı olmayan “Hukukçular” yapacaktır. Bu nedenle hukuku işletmek durumunda olan “Yargı”nın devletten ve devleti işletmek durumunda olan hükümetten bağımsız olması gerekir.

3. Demokrasini Yozlaşması:
Lord Acton (1834-1902) “Her iktidar insanları yozlaştırma eğilimindedir. Mutlak iktidar mutlak yozlaştırır” demiştir. Liberal demokrasinin amaçlarından birisi de demokrasinin zorbalar elinde yozlaşmasına engel olmaktır. Demokrasinin yozlaşması nasıl gerçekleşir? Bunu da maddeler halinde ifade etmek mümkündür.

1. Çoğulculuğun demokrasi ile aynı anlamda görülmesi ve hâkimiyetin çoğunluğun egemenliğine dönüşmesi. Demokraside çoğunluk ancak iktidar etkine sahip olabilmek için gereklidir. İktidarı azınlığı ezmek, kendi hâkimiyetine ve otoritesine boyun eğmeye zorlamak, tahakküm ve tagallüp için kullanma amacına yönelik değildir. Şayet iktidar bunu yapacak olursa bu durumda demokrasi mutlak olarak yozlaşma eğilimine girmiş demektir.

2. Parti disiplininin lider sultasına dönüşmesi demokrasinin de yozlaşmasını netice verir. Lider fikir ve düşüncelerini kuruma ve kurullara kabul ettiren bir zorba değildir. Ancak partinin en alt kurulundan en üst kurullarına kadar oluşturulan istişare mekanizmasından çıkan ve kurul üyelerinin hür vicdanından ortaya çıkan ve ortak aklın eseri olan kararları ve talepleri kamuoyu ile paylaşan, alınan kararları takip ederek uygulamaya geçiren ve denetleyen bir sözcü ve otoritedir. Bu nedenle gerçek lider, lider gibi olmayan ve istişare mekanizmasını sağlıklı şekilde işletebilendir.

3. İktidarın adil olma yerine eş dost ve partilisine ayrıcalık sunması, devlet imkânlarını haksız yere kullanması ve haksız rekabete sebep olması da demokrasinin yozlaşmasını sağlar.

4. Çıkar gruplarının iktidarı istedikleri gibi yönlendirmeleri. İktidarın ve siyasetin devleti kullanma ve yağmacılığa dönüşmesi de demokrasinin yozlaşmasını netice verir.

5. Halkın siyasete ilgisizliğin sonucu azınlığın kazanması ve hizmet yerine menfaat amacının takip edilmesi. Seçime katılımın az olması sonucu menfaat gruplarının partiye ve devlet idaresine hâkim olması sonucu demokrasi menfaatin aracı haline getirilerek yozlaşır. Siyaseti otoriteler de “Kötü iktidarı sandığa gitmeyen iyi insanlar seçer” demişlerdir.

6. Çıkarcılık ve kısa vadeli düşünme eğilimi de demokrasinin yozlaşmasını netice verir. Bediüzzaman Said Nursi’nin buyurduğu gibi “Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır. Aç canavara karşı tahabbüb merhametini değil, iştihasını açar, döner diş ve tırnağının kirasını da ister.”

7. Bürokrasinin büyüyerek hantallaşması ve devlet memurluğunun rağbete mazhar olması da demokrasiyi devleti ele geçirerek halkı ezmenin ve devlet kurumlarını halk üzerine baskı unsuru haline getirerek demokrasinin yozlaşmasını sağlar.

8. Seçim sisteminin “Temsilde adaleti sağlayacak şekilde” olmaması. Seçim sistemine barajların getirilmesi ve toplumun farklı kesimlerinin temsilcilerinin parlamentoya sokulmaması ve siyasi partilere engellerin konulması da demokrasinin mutlak yozlaşmasına ve yukarıda sayıla mahzurların tamamına sebep olur. Bu duruma ülkemizin 1980 sonrası % 10 barajı sonucu “temsilde adaletsizliğin yaşanması” şahittir.

Kaynak:
Modern Demokraside Yeni Arayışlar, Aytekin Yılmaz, 2001- Ankara


Etiketler:  lİberal Demokrasi Demokrasinin Yozlaşması Demokrasi Faşizm Komünizm Egemenlik Sınırlı Devlet
 
< Önceki   Sonraki >
DEMOKRASI
KOMüNIZM
EGEMENLIK
FAşIZM