Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Devlet ve İdareci Hakkında
Advertisement
Devlet ve İdareci Hakkında PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 15 Haziran 2011

M. Ali KAYA
Devlet idaresi konusunda Kur’an ve Sünnette ve İslam Hukukçularının eserlerinde bulmuş olduğum hususları anekdotlar ve notlar halinde yazdım. İstifadeye medar olmak için yayınlıyorum.

1. İslamda seçmenlere “Ehl-i Hal ve’l-Akd” denir. Ehl-i hal ve’l-akd milletvekillerini seçen seçmenlere denildiği gibi, milletvekillerinden oluşan parlamentoya da denir. Çünkü onlar da Cumhurbaşkanını seçmektedirler. Seçmeye yetkili olanlar, azletmeye de yetkilidirler. Seçimler belli periyotlarla yapılırsa seçilenler azledilmiş ve yenileri seçilmiş olur. Bu nedenle adil bir seçim sistemi İslamda devlet idaresinin gereğidir.

2. Müslümanların siyasi haklarını şöyle özetleyebiliriz.
a. Müşavere hakkı:
Her Müslüman kendisine danışılmaya layıktır. Bu hak, seçme hakkını da beraberinde getirir.
b. Murakabe hakkı: Her Müslüman idarecileri kontrol hakkına sahiptir.
c. Azletme hakkı: Seçme hakkı olanın azletme hakkı da yetkisi de vardır.
d. Aday olma ve aday gösterme hakkı: Buna seçilme hakkı diyebiliriz.
e. Fikir Hakkı ve Hürriyeti: Bu propaganda hakkını da barındırır.
f. Amme hizmeti hakkı: Her müslümanın devlet memuru olma ve kamuda çalışma hakkı vardır.
g. Seçme hakkı: Buna “Emaneti ehline vermek hakkı” denir.

3. İslamda yönetime layık olanı getirmek şarttır. Yönetim halkın idaresini birilerine emanet etmek olduğu için ehil olana vermek şart koşulmuştur. Yani siyaseten farz sayılır. Peygamberimiz (sav) “Emanet ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyiniz” buyurmuştur.

4. Peygamberimiz (sav) “Nemelazım başladığı ve emanet ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyiniz” buyurmuşlardır. Bu hadisi siyasi olarak yorumladığımız zaman halkın siyasi sorumluluğunu ifade etmektedir. Bu dini bir sorumluluk olmadığı için uhrevi bir sorumluluğu yoktur. İdarecilerini seçme ve layık olanı getirmeme durumunda o halkın siyasi ve dünyevi durumunda karmaşa ve başarısızlık ortaya çıkar.

5. Hz. Ali (ra) Hz. Ömer’e (ra) “Eğer arkadaşlarına katılmak ve ona yetişmek istersen gömleğini yama, elbiselerini çevir, ayakkabılarının mestini tamir et. Tul-i emelden vazgeç. Doyuncaya kadar yeme” demiştir. Bu idarecinin dikkat etmesi gereken en önemli bir husustur. İdareci ticaret yapmaz ve mal biriktirme yönüne gitmemelidir. İdarecinin görevi halkın işlerini yapmak ve insanlara yardımcı olmaktır.

6. İslamda Allah’ın emrini farzları ifa etmek, haramları yasaklamak ve bunu uygulamak idarecinin görevidir. Farzlar, hakka riayet etmek, adil olmak, insanlara hizmet etmek, eşitliğe riayet etmek, imtiyazlara son vermek, insan şahsiyetini korumak ve çalışanı ödüllendirmek gibi hususları içermektedir. “Din ve Vicdan Hürriyeti” çerçevesinden inanç ve ibadet hürriyetini de kapsamaktadır. Haramlardan kaçmak ise canı, malı, namusu korumak gibi temel insanî değerleri korumayı da içine almaktadır. Diğer hususları buna kıyas edilebilir.

7. Yüce Alla “Allah’a ve Resulüne itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin” (Nisa, 4:59) ferman eder. İtaat marufadır. Dolayısıyla idareciler Allah’a masiyeti ve isyanı emretmedikleri sürece onlara itaat farzdır. Allah’a isyan emredilirse buna itaat edilmez, ancak bu isyan etmek anlamında değildir. Pasif direniş yapılır. Yani sadece emir savsaklanır. Başörtüsü mücadelesi bunun bir örneğidir.

8. İdarecinin dikkat edeceği en önemli husus “ihtisasa önem vermek” ve “işi ehline vermektir.” Bu dinin, yani peygamberin tavsiyesidir. İşler ehline verilirse bundan dünyevi başarı beklenir, ehil olmayana verilirse o işte başarısızlık yaşanır. Bunun dünyevi sorumluluğu vardır. Uhrevi sorumluluğu yoktur. Başarı isteyen bunu yapmalı yoksa zaten başarısızlıkla cezasını peşinen çekmiş olur. iş yapanın mesuliyeti ise hak etmeden ücret alması, rüşvet yemesi ve işten kaytarmasına göre değişir. Bu sorumluluk da idarecinin değil, işi bizzat yapanındır.

9. İdareci işlerini meşveretle yapmalıdır. Bu da Allah’ın emridir; ancak dini bir sorumluluk değildir. İstişare emri dini bir vecibe değil, dünyada başarı için tavsiye niteliğindedir. Bu da yine işinde başarılı olması ve yönetime halkı katması içindir. İnsan hizmet ettiği insanları yönetime katması onların şevkini ve iş verimini artırır. Bediüzzaman bu emrin siyasi bir vazife olduğunu, Asya’nın talihinin açılmasının meşverete bağlı olduğunu belirtmektedir. Geri kalmanın sebebini meşvereti terk etmek olduğunu ifade etmektedir.

10. Zamanla değişen ve gelişen şartlara uymak ve siyasetini buna göre değiştirmek idarecinin dikkat edeceği şeylerdendir. Dinde buna “Maslahat” ve “İstihsan” adı verilir. İnsanlar için güzel ve faydalı olan şeyleri yapmak güzel görülmüştür. Dinin, şeriatın yasaklamadığı hususlarda akıl ve siyaset ihtiyaca ve faydaya göre davranmayı gerektirir. İslam maddi ve manevi gelişmeyi emreder. Gelişme ise yenilikler yapmaya bağlıdır. Bunun için peygamberimiz (sav) “İlim Çin’de de olsa gidiniz alınız” “Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa almalıdır” buyurmuşlardır.

11. Dinin dünyaya bakan yönünde din insan aklına çok geniş bir dolaşım alanı bırakmıştır. Her şeyi sınırlamamıştır. Din sadece genel kurallar koymuştur ve bu kurallar “Âlemşümul” yani evrenseldir. Haram ve Helal, Emir ve Yasak sınırları içinde insanların akıllarını çalıştıracakları, kabiliyetlerini geliştirecekleri çok geniş bir dünya vardır. İnsanlar bu alanda kendilerini gösterir, imtiyaz ve makam sahibi olur. Fazilet ancak bu sahada kendisini ispat eder. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Siz dünya işini benden daha iyi bilirsiniz” buyurarak tüm insanları istişareye katmış ve ihtiyaca göre ihtisas ehlinin görüşlerine müracaat etmiştir.

12. Bir toplum kendisini düzeltmedikçe, inancını düzeltmedikçe ve ahlakını değiştirmedikçe Allah o toplumun kötü gidişini değiştirmez. (Râd, 13:11) Peygamberlerini ve kitaplarını yüce Allah insan ve insanlardan meydana gelen toplum inansın, ahlakını düzeltsin için göndermiştir. İnsanlar bu amacı gerçekleştirmedikçe Allah onların durumlarını düzeltmez. Bu Allah’ın kanunudur. İdarecinin görevi bireyin ve toplumun düzelmesi için gereken “Eğitim” hizmetlerini doğru bir şekilde vermek ve herkesin eğitim almasını sağlamak olmalıdır.

13. İdareciye göre şeriat “Adalet” demektir. İdareciden beklenen adalettir. İdareci adil olmadığı ve adaleti sağlamadığı sürece onun namazı, orucu, haccı ve sadakası onu dindar yapmaz. Herkes bulunduğu konumdan ve Allah’ın kendisine sağladığı imkânlardan ayrıca sorumludur. Dindarlık, Allah’tan korkmayı ve işini güzel yapmayı gerektirir. Şahsi ibadetleri şahsi sorumluluğunu giderir ama toplumsal sorumluluğunu kaldırmaz.


Etiketler:  Devlet Siyaset İdareci Hakkında Ehl-i Hal vel-Akd Siyasi Haklar Yönetim Liyakat Emanet
 
< Önceki   Sonraki >
DEVLET
LIYAKAT
SIYASET
YöNETIM
EMANET

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ