Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Din ve Siyaset
Advertisement
Din ve Siyaset PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 03 Şubat 2011

M. Ali KAYA
İnsan her şeyden önce siyasi bir varlıktır. Hayatında ihtiyaçtan kaynaklanan birbiri içine girmiş daireler şeklinde ihtiyaç halkaları vardır.
Her ihtiyaç için insanın bir hakkı ve her hakkı korumak için de bir kısım vazifeleri vardır. İnsanın en önemli ihtiyacı hayatını devam ettirmek için gereken temel gıda, barınma ve giyinme ihtiyacıdır. Sonra insanca yaşama hakkı gelir. Bu ihtiyaç dairesine “kalp ve mide dairesi” denir. Bu dairede insanın en çok ve en önemli ihmal edilmeye gelmez vazifeleri vardır. Sonra hane ve mahalle, şehir ve memleket dairesi ve dünya ve varlık dairesine kadar ihtiyacın gittiği her yere göre hakları ve vazifeleri vardır. En önemli vazife en küçük ve en önemli daire olan kalp ve mide dairesindedir. İnsan bu dairedeki hak ve vazifelerini ihmal etmemek şartıyla diğer dairelerle de ilgilenmek zorundadır. En küçük daire kalp dairesi ise en büyük ve en önemsiz dairede dünya ve siyaset dairesidir. Burada da ara sıra geçici vazifeler bulunmaktadır. (Meyvenin 4. Meselesi)

Her bir adam vatanla, milletle, hükümetle alakadardır. Fakat bu alakadarlık muvakkat, geçici cereyanlara kapılarak millet vatan ve hükümetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tabi kılmak, belki aynı telakki etmek çok yanlıştır. (Kastamonu Lâhikası, 30-31)

Ömür sermayesi pek azdır, lüzumlu işler pek çoktur. Bu nedenle kendisini ilgilendiren vazifeler içinde en önemli olanını birinci sıraya, diğerlerini de önem sırasına koymak aklın gereğidir. Sermaye-i ömrünü kıymetsiz ve değersiz şeylere sarf ederek zayi etmek ve öldürmek akıl işi değildir ve böyle birine akıllı demek mümkün değildir.

İnsanın gerek kendisinin, gerekse kendisi ile beraber geliştirmekle görevli olduğu çevresini ve ülkesini geliştirmek için;
1. Ruhunu ilim ve ahlakla geliştirmek,
2. Kalbini kötü düşüncelerden korumak,
3. Vicdanını terbiye etmek,
4. Evini ve eli altındakileri adilane idare etmek,
5. Çevresini düzene koymak,
6. Hak ve hürriyetleri korumak,
7. İnsanlar arasında yardımlaşmayı sağlamak,
8. İnsan ilişkilerini ahlak ve hukuk kurallarına göre düzenlemekle yükümlüdür.

Çarşıda mevsimlere göre birer mal rağbete mazhar olur. Zamanla birer mal revaçta olur. Bunun gibi âlem çarşısında, medeni ve sosyal hayatta da insanlığın değer verdiği yükselen değerler vardır. Günümüzde siyaset ve dünya hayatının kazanımı, saadet içinde yaşama arzusu ön plana çıkmıştır. (Sözler, 507)

**

Her şeyden önce insanın kendisini eğitmesi, geliştirmesi ve yetiştirmesi gerekir. Hasta olanın kendisini tedavi etmesi gerekir. Uyuyanlar başkalarını uyandıramaz; hastalar tedavi edemezler.

Ziya Paşa’nın dediği gibi:

Gökte yıldız arayıp nice turfa müneccim,
Gaflet ile göremez kuyuyu reh güzerinde…

Onlar ki lâf ile verirler dünyaya nizamat,
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde…

**
İki çeşit idare şekli vardır. Biri hürriyet içinde adalet diğeri ise istibdat içinde zulüm idaresi… Hürriyet, ferdin hürriyetini ve haklarını esas alır. Milletin saadetini düşünür. Millete hizmeti esas alır. Bu sistemde idareciler tepeden tabana kadar bireyin mutluluğu için çalışır. İstibdat idarelerinde ise bireyler aşağıdan yukarıya doğru idarecileri memnun etmek için çalışırlar. Bireyi bir üst makamdakileri memnun etmeye mecbur eder. İdareci ve memurlar efendi, millet ise hizmetçi konumundadır. İdarecilere yakın olanlar nimetler içinde yüzerken, bireyler sıkıntı içindedir ve idarecilerden iane ve yardım beklerler.

İnsanlar ya ilimle veya zulümle idare edilirler. İlimler idare hürriyet ve adaletle idaredir. Zira hürriyet olmazsa ve korku hâkimse adalet sağlanmaz. İman olmazsa hak ve hürriyetlerden bahsedilemez.

Hz. Ali (ra) buyurur ki: “İki zümre daima beni şaşırtmış ve belimi bükmüştür. Birincisi, mütehettik / saygısız âlim ve mütenessik / abid cahildir.” Evet, dinde hassas ve muhakeme-i akliyede noksan olanlar daima dine ve millete zarar vermişlerdir.

**

Sevad-ı Azam ve Çoğunluk:
Peygamberimiz (sav) “Ümmetimin ekseriyeti yanlışta birleşmez. Siz ümmetimin çoğunluğuna, sevad-ı azama tabi olun” buyurmuşlardır. Peygamberimizin (sav) bu hadisini siyasi olarak yorumlamadan önce ümmetin istikametini sağlayan “Ulema ve fukaha”nın çoğu, yani “icma-i ümmetin” kendileri ile sağlandığı alimerin çoğuna uymaya davet olarak görmek gerekir. Avam ulemaya uymakla mükelleftir. Ulema arasında ihtilaf olunca ulemanın icmaına uymak gerekir. Hadis-i şerif bize bunu ders vermektedir.

Siyasi olarak meseleye baktığımız zaman “Adil ve eşit bir seçim sisteminde” ümmetin çoğu olan % 51 üzerinde oy alan DP ve AP dışında hiçbir siyasi parti çoğunluğu elde edememiştir. DP % 52 ve 54 kadar oy almışlardır. Diğerleri bu orana ulaşamamış ve % 50’yi geçerek çoğunluğu memnun edememişlerdir. % 48 de olsa sonuçta % 50’nin altı sayılır. İkinci husus, bu oran oy verenlerin yüzdesidir. Oy kullanma oranı ise % 80 olduğunu düşündüğümüz zaman seçmenlerin % 20’sinin iradesi zaten sandığa yansımamış demektir. Böylece hadis-i şerifin manası yine hak ve hakikat olarak tezahür eder.


**
Hak ve Batıl Mücadelesi:
Hak ile batıl arasında bî-taraf olan bertaraf olur. Haklıya yardımcı olmayan haksıza yardım etmiş olur. Hakka yardımcı olmayan şıkk-ı muhalifi iltizam etmiş olur.

Deccal ve süfyan gibi dehşetli şahıslar müdafaa edilmez ve tarafsız kalınırsa yine de şıkk-ı muhalifi iltizam etmiş ve deccala yardımcı olunmuş olur. Hakka taraftar olmak deccala ve süfyana karşı olmakla mümkündür.

Deccal açıktan küfrü teşvik ettiği için Allah düşmanıdır. Süfyan ise münafıkane hareket ettiği için daha tehlikelidir. Süfyan ise gerçekte münkirdir ve kâfirdir. Bediüzzaman onu “Onu bütün bütün münkir bildim” (Şualar, 2006, s. 929) demektedir. Ancak münafık gibi davranır. Böylece ehl-i bid’a ve ehl-i dalaleti yanına alır ve onlarla dini tahrif eder.

Bu nedenle Süfyan’a karşı bî-taraf kalmak süfyana yardım etmek demektir.

**
Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasi:
Bediüzzaman “Meşrutiyeti meşrûiyet unvanı ile telakki ve telkin ediniz. Ta, yeni ve gizli bir istibdat pis eliyle o mübareki ağrâzına siper etmekle lekedâr etmesin. Hürriyeti adab-ı şeriatla takyit ediniz. Zira cahil efrad ve avâm-ı nâs kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur” der. (Divan-ı Harb-i Örfi, 15)

“Meşrutiyet ve kanun-u esâsi işittiğiniz mesele ise, hakiki adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir. Hüsn-ü telakki ediniz. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarar-dîdeyiz” (Divan-ı Harb-i Örfî, 46)

Bediüzzaman haksızlığa daima karşı olmuş ve daima hakkı müdafaa etmiştir. Fenalıkları teşhir ederek değil, iyilikleri teşvik etmek metodunu kullanmıştır. “Fenalıklar iyilik perdesi altında kalıp perde yırtılmadıkça kendisini ıslaha çalışır” (Münazarat, 36) demiştir. “İyi adama fenasın fenasın dersen fenalaşması çok vuku bulur” demiştir.

Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasi “Meşveret, adalet ve hürriyeti” esas aldığı sürece aynı hakikate ve insanlığın saadet ve selâmetine hizmet eder. Aynı manaları ifade eder.

**
Siyaset Dine Hizmet Etmeli:
Din siyasete âlet edilemez. Din Allah’ın emridir. Allah’ın emri her şeyden yücedir. Her şey ve herkes ona uymakla mükelleftir. “Hakaık-ı İslamiye bütün siyasetlerin fevkindedir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi değildir ki, İslamiyeti kendisine alet etsin.” (Hutbe-i Şamiye, 50) Bu nedenle din siyasete, dünya menfaatine, makam ve mevkiye alet değil, belki Rıza-i ilâhîden başka hiçbir şeye, hatta saltanata alet etmemek Risale-i nurun ve talebelerinin mesleğidir.

Siyaseti dinsizliğe âlet edenler, dindarları dini siyasete âlet etmekle suçlarlar. Bediüzzaman siyaseti, devleti, makamları dinsizliğe alet edenlere karşı vazifemiz siyaseti dine alet ve dost yapmaktır, tâ ki mü’minlerin kardeşliğini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaktır” (Beyânat ve Tenvirler, 8) demektedir.

Siyasetin dine alet edilmesi ise siyasilerin dini siyasete alet etmeden dine hizmet etmesidir. Yani dinin emirlerine uygun “Meşveret, adalet ve hürriyeti” sağlamaktır.


Etiketler:  Siyaset ve Din Vatan Mİllet Hükümet İdare şekli Cumhuriyet Demokrasi Hürriyet Adalet Meşveret
 
< Önceki   Sonraki >
ADALET
CUMHURIYET
HüRRIYET
DEMOKRASI
MEşVERET
VATAN
HüKüMET