Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Diplomasi Eksikliği
Advertisement
Diplomasi Eksikliği PDF Yazdır E-posta
Salı, 01 Haziran 2010
Mustafa CAN
Diplomasi, Almanca, Fransızca ve İngilizce ortak kullanımı olan bir kelime olup “devletler hukukuna göre milletlerarası ilişkilerin düzenlenmesinde ve uluslar arası münasebetlerin düzenleme ve yürütme sanatı" olarak kullanılan bir kelimedir. Diplomasinin birinci niteliği müzakeredir. Bütün dünyada diplomasi devletler hukukuna göre yürütülür. Amacı da devletlerarası anlaşmazlıkları zora başvurmadan barışçı yollardan çözmektir. Bu nedenle devletler başka ülkelerde elçiler ve maslahatgüzarlar bulundurur. Bunlar aracılığı ile iki ülke arasındaki resmi ilişkileri temsilci sıfatıyla düzenler, takip eder ve yürütürler.

Günümüzde diplomasi sadece siyasi nitelikte olmayıp, ekonomik, teknik, kültürel ve askeri yönleri olan bir sanattır. Ancak 1918 yılından itibaren devletlerarasında yerleşen bir teâmüle göre yüksek diplomatik meseleler konunun önemine göre dışişleri bakanları, hükümet başkanları seviyesinde şahsî ikili temaslarla yürütülmeye başlanmıştır. Bunda ulaşım araçlarının ve seyir-sürat vasıtalarının çoğalması sebep olmuştur. Artık ikili ilişkiler talimat almış bir şahıs ve ekibin inisiyatifinden çıkmış milletlerarası forum diplomasisi haline gelmiştir.
 
Tarihte diplomasiyi kullanarak ticari ilişkilerde başarı sağlayan ve ticari diplomasiyi en güzel şekilde yapanlar Venedikliler olmuştur. Venedik Cumhuriyeti komşu ülkelere gönderdiği devamlı elçilerden çok fayda görmüştür. Venediklilerin bu başarısı, Cenevizlilerin ve Fransızların dikkatini çekerek onlar da daimi elçiler gönderme politikasına geçmişlerdir.

1970’li yıllarda diplomatik görüşmeler daha da genişleyerek konferanslara dönüştü. 35 ülkenin katılımı ile yapılan Avrupa Güvenlik Konferansları ve 36 İslam ülkesinin katılımı ile yapılmaya başlayan ve daha sonra genişleyerek devam eden İslam Ülkeleri Zirve Konferansları genişletilmiş diplomatik görüşmeler olarak kabul edilebilir. 1974 yılında 5000 delegenin katıldığı BM 3. Deniz Hukuku Konferansı bunların en genişi sayılabilir. Bu da devletlerarası görüşmelerin sadece Büyükelçiler, Dışişleri Bakanları ve Başbakanlar seviyesinde değil, teknisyenler seviyesinde de yapılmaya başladığını göstermektedir.

1914-1918 I. Dünya Savaşı öncesi dünyanın en güçlü ve kudretli devleti olan “Devlet-i Âliye-i Osmaniye” yani Osmanlı devletiydi. Sultan Abdülhamit’i ziyarete gelen Alman İmparatoru II. Wilhelm “Siyaseti ve Diplomasiyi Sultan II. Abdülhamit Han’dan öğrendim” demekten kendisini alamamıştır.

Diplomatların bir de “temsil” özelliği vardır. Bulundukları ülkelerde kendi devletlerini temsil ederler. Her sefir/büyükelçi protokolde görev yaptığı ülkenin devlet başkanı nezdinde kendi devlet başkanının şahsî temsilcisi durumundadır.

Diplomaside protokol, diplomatik dil ve yazışma bir usul ve meslek olarak temayüz etmiştir. Eskiden büyük bir gizlilik içinde yürütülen diplomatik münasebetler günümüzde gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse dünyanın parlamentolarında halka açık olarak tartışılmaktadır. Ancak her konu açıkça ifade edilir ve tartışılır değildir. Daha çok yapılan tartışmalar gerçeği yansıtmaktan ziyade yoruma dayalı olduğu için gerçeği gizlemek ve saptırmak daha da kolaylaşmış gözükmektedir. Bu nedenle diplomasi değerini yitirmek bir yana daha da büyük önem kazanmış gözükmektedir.

1923 Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin izlediği dış politika “Yurtta sulh cihanda sulh” prensibine dayandırılmaya çalışılmaktadır. Bu politikasını da daha çok batı ağırlıklı olarak yürütme çabası göstermektedir.

Günümüzde diplomasi “İkili Diplomasi” “Çoklu Diplomasi” “Konferans Diplomasisi” “Parlamenter Diplomasi” ve “Doruk Diplomasisi” olarak çeşitlilik ve farklılık arz etmektedir. İkili münasebetlerden ziyade çoklu münasebetler öne çıkmıştır. Bu nedenle büyük elçilerin ve hatta devlet başkanlarının inisiyatif kullanmaları zorlaşmıştır.

1950 yılından sonra devlet başkanları bilhassa ABD ve Avrupa Devletlerinin başkanları ve diplomatları Avrupa ve Dünya haritası üzerinde “Simülasyon” şeklinde satrançvari “Diplomasi Oyunları” oynayarak siyaset geliştirdikleri gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. 1950’den sonra salon oyunu olarak başlayan “Diplomasi Oyunu” risk oyununa benzemekte ve tüm dünya devletlerini içine alacak şekilde çeşitli ihtimaller üzerinde hareket ederek tüm dünyanın geleceği masaya yatırılmaktadır. Bilhassa ABD bu konuda uzmandır. Büyükelçilerini ve devlet başkanlarını buna göre sıkı eğitimlerden geçirmediği söylenemez. Oyun içinde büyük riskler alınarak dünyanın geleceği şekillendirilmek istenmektedir.

Türkiye’de istihbarat eksiği kadar, yanlış istihbaratın da önemli yanlışlara yol açtığı inkâr edilemez. Gizlilik içinde oluşturulan dış politikadaki zafiyet ve yenilgileri maalesef siyasetçilerimiz sırf halka moral olsun diye büyük bir zafer şeklinde propaganda yapma eğilimindedirler. Lozan’dan itibaren maalesef bu politika takip edilmiştir.

Dışişleri Bakanlığı hükümet tarafından tayin ve tespit edilen esaslara göre, dış politikayı uygulamak ve Türkiye’nin uluslar arası kuruluşlar ile ilişkilerini yürütmekle görevlidir. Bakanlığın görevleri “hükümete önerilerde bulunmak, bakanlığın katkıları ile belirlenen dış politikayı uygulamak ve yürütmek, dış politika konusunda ulusal makamlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak” şeklinde tanımlamıştır.

İstihbaratımızın maalesef ulusal güvenliği iç tehditlerden korumak için bilgi toplama gibi sınırlı bir alanda kaldıkları için maalesef dış istihbarat ve Ekonomik istihbarat konusunda diğer istihbarat örgütlerinden çok geride olduğu ve bilgilerin çoğunu CİA ve MOSSAD gibi örgütlerden aldıkları gerçeğini de burada belirtmekte fayda vardır. Acaba Türkiye Cumhuriyeti bu bilgileri ne derece güvenilir bulmaktadır?  Eski diplomatlardan Kamuran İnan bu eksikliği “Dış istihbarat toplamada da Türkiye’nin başarılı olduğu söylenemez. Bu ciddi bir zaafımızdır” sözleri ile ifade etmiştir.

Amerikan İstihbarat Teşkilatı “Ulusal çıkar” eksenli istihbarat görevi yaparken bizim MİT “ulusal güvenlik” eksenli istihbarat görevi yapmaktadır. Bunun sonucu da dış politikada pek çok yanlış adımların atılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Son AKP hükümeti döneminde Cumhurbaşkanı, Başbakan ile danışmanlarının genellikle Dışişleri Bakanlığı yerine kendi kişilik ve ideolojilerini öne çıkaran çoklu bir dış politika yönetimine yöneldikleri gözlenmektedir.

Sonuç:
Devlet adamlığı hissiyatı kaldırmaz. Öfke ile kalkan zararla oturur. Her ne kadar yapılan her yanlışa bir mazeret uyduran ve her kusurda bir fazilet görmek isteyen sempatizanlar olsa da gerçeği değiştirmek mümkün değildir. I. dünya savaşı bir hissi hareketten kaynaklandığı herkesin malumudur. Dış politikada önce diplomasiyi en ince detayları ile kullanmak esas iken, dünyanın en başarılı diplomasisini uygulayarak 30 sene Osmanlı’yı idare eden Sultan Abdülhamit’in yolundan gittiklerini iddia edenlerin ülkeyi düşürdüğü hale bakınız...

En iyi komutan hiç zayiat vermeden kaleyi fethedendir. Pirus Zaferi de zaferdir; ama istenmeyen bir zaferdir. Diplomasi niçin vardır? Hiçbir askeri feda etmeden zafer kazanmak için değil mi? “İsrail ve İran politikamız” diplomasiyi ustaca kullanarak daha sağlıklı bir şekilde sonuçlandıramaz mıyız? Yapılan her şeyin iyi bir şekilde sonuçlandırılması esastır.  
  
 Kaynaklar:
1.  Hasan KÖNİ,  “Dış Politika Yönetimi” Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi “Siyaset ve Devlet Yönetimi Sertifika Programı”, (İstanbul, 03 Mayıs 2009)
2.  Kamran İnan: Dış Politika, TİMAS Yayınları, 4.Baskı, (İstanbul, 1999) s. 31
3.  Dışişleri Bakanlığı; www.mfa.gov.tr/bakan.html
4.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Diplomasi
5.  http://busam.beykent.edu.tr/resimy/yilmaz-eylul-09.pdf

Etiketler:  Diplomasi Devletler Hukuku Uluslararası Münasebet Diplomatik Meseleler Siyaset ve Diplomasi Osmanlı Devleti MİT CİA MOSSAD
 
< Önceki   Sonraki >