Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Emeviler ve Abbasiler PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 17 Temmuz 2010
M. Ali KAYA
M. 571’de, Peygamberimizin (sav) Mekke’de dünyaya teşrif ettiği dönemde, dünyada güçlü iki büyük devlet vardı: Doğuda Sasani (Pers) İmparatorluğu, Batıda Bizans İmparatorluğu. Araplar ise kabileler halinde yaşıyorlardı. 610 yılında Peygamberimiz (sav) vahye mazhar olduktan sonra Mekke’de iman mücadelesine başladı. Mekke’de kaldığı 12 yıllık dönemde küfrün bel kemiğini kırdı. İmanı kalplere ve gönüllere hakim kıldı.

622’de Peygamberimiz (sav) Allah’ın emriyle Yesrib’e hicret etti. Orada bulunan Yahudi ve Hıristiyanlara ve diğerlerine İslamın ibadet, ahlak, fazilet ve hayat-ı içtimaiye ait yüksek prensiplerini kabul ettirdi. Burada kaldığı 10 sene içinde iman temeli üzerine müesses “İslam medeniyeti”ni kurdu. Yesrib’den önce “Medinetü’n-Nebi” oldu. Sonra medeniyetin beşiği olduğu için “Medine” dendi. Tüm güzelliklerin menbaı ilim, teknik, ahlak ve fazilet temeli Medine’de İslam ile atıldığı için bunların hepsine birden “Medeniyet” (Medine’ye mensup) dendi. 622-662 yılları arasında Medine’de öyle bir medeniyet kuruldu ki, buna “İslamın Altın Çağı veya Asr-ı Saadet” adı verildi. Adalet, ilim, hikmet, ahlak ve fazilet tüm dünyaya oradan yayıldı. Böylece dünya yeni bir döneme girdi.


Ahirzaman peygamberi Hz. Muhammet’in (sav) gelmesiyle:
• Tüm insanlığa bir peygamber kafi geldi.
• Allah dinini tamamladı.
• İnsanlığın seviyesi yükseldi.
• İlim, kültür ve medeniyette yeni bir dönem başladı.
• Dünya siyasetinde pek çok yenilikler yapıldı.

Peygamberimiz (sav) Medine’de öyle bir medeniyet, ilim, kültür ve siyaset uyguladı ki,
• Düşman kabileler dost ve kardeş oldu,
• Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlar bir anayasa etrafında bütünleşti. Sonra bu yasalara uymayanların hukuki müeyyideler uygulanarak hukukun üstünlüğü prensibinin uygulanışını gösterdi,

• Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Mekke Fethi, Tebük gibi askeri ve siyasi olaylar ile o zamanın medeni ve güçlü ülkelerine ders verdi; kralları ve devlet buhranlarını hak ve hakikat yoluna davet etti.

• Devlet, medeniyet, ilim, hukuk bilmeyen tanımayan bedevi ve vahşi bir kabileden, dünyaya parmak ısırtıp dize getiren alimler, adil idareciler çıkarıp medeni milletlere üstat eyledi,

• Veda Haccında, insanlığın 1400 sene sonra ulaştığı temel hak ve hürriyetlerden daha geniş ve mükemmelini insanlığa ders verdi;

• Kur’an ve sünneti insanlığa miras bırakarak ahirete irtihal etti;
• Hak, fazilet ve rıza-yı İlahi, yardımlaşma, kardeşlik üzere nefsi gemleyip ruhu yücelten öyle bir medeniyet kurdu ki, bir benzerini insanlık bir daha vücuda getiremedi.

Vefatından sonra yetiştirdiği mümtaz Sahabeleri “hilafet” adı altında şura ve seçim esasına dayalı, insan hak ve hürriyetlerine önem veren, hukukun üstünlüğünü uygulayan öyle bir demokratik cumhuriyet kurdular ki, insanlığın bu derece mükemmel adalet, meşveret hanun hakimiyeti ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistemi kurması imkansızdır.

Hulefa-i Raşidin 30 yıllık hilafet döneminde (632-661) dünyanın en büyük devletini de meydana getirmeyi de başardılar. Arabistan, Yemen, Suriye, İran, Irak, Habeşistan, Maveraünnehir ve Anadolu’nın bir kısmına hakim oldular.

a. Emevilet ve Abbasiler
Emeviler ırkçılığa, Abbasiler de zulme saptıkları için hakimiyetleri geçici oldu. Saltanatları adaleti, siyasetleri de istimaketi koruyamadılar. 750 tarihinden sonra toplu olarak İslam dinine giren Türk boyları Abbasiler döneminde gerek sarayda, gerekse askeriyede yüksek mevkiilere geldiler. Devlet ve saltanatı tanıdılar, tecrübe sahibi oldular.

İslam dininin verdiği ruh yüceliği ve geniş görüş ve düşünce ufkunun gelişmesiyle devletleşmeye başladı ve bedeviyetten çıkıp, medeniyete doğru yol almaya başladılar. Daha önce hiçbir medeniyet ve dinden tam etkilenmedikleri için safiyane ve doğrudan doğruya iman ve Kur’an hakikatlerine kalplerini ve gönüllerini açtılar. Bunun için Türklerin medeniyetleri diğer tüm devletlerin medeniyetini geçti, devletleri de diğer tüm devletlerin hepsinden güçlü ve sağlam oldu.

Peygamberimiz (sav) haber verdiği gibi, Abbasilerin sonunu getiren Cengiz-Hulagû fitnesi, Arap hakimiyetine son verdi.
Dikkat edilirse, devlet İslamın prensiplerini uygulamaktan uzaklaştıkça yıkılmış, uyguladıkça yükselmiştir.

b. Karahanlılar ve Gazneliler
1. Karahanlılar
940-1040 tarihi arasında Müslüman Karahanlı Türkleri “Maveraünnehir”de bir devlet kuruldu. “Saltuk Buğra Han” efsanevi bir tarzda Türkleri İslamiyet etrafında toplandı. Şamanist, Budist, Maniheist olan ve dağınık kabileler şekline bulunan ve göçebe hayatı yaşayan Türkleri bir araya getirdi. 992’de Buhara’yı fethederek devlet kurduğunu ilan etti.

Karahanlı Türkleri çoğunluğu teşkil ettiği için devlete “Karahanlılar” dendi. Balasagun, Toros ve Kaşgar şehirlerinde İslamiyeti hakim kıldı.

1040 tarihinde Selçukluların hakimiyetine girdiler. Bu dönemde ilim ve kültürde de ilerlediler.

Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügati’t-Türk ve Balasagunlu Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig (Saadet Bilgisi) isimli meşhur eserlerini yazdılar. Ayrıca İmam Abdü’l-Fütuh Abdü’l-Gafur Tarih-i Kaşgar’ı o dönemde kaleme aldı.

2. Gazneliler
963-1187 tarihleri arasında Afganistan’ın Gazne şehrinde Alp Tigin tarafından kurulmuştur. Ölümünden sonraSebuk Tigin tahta geçti. o da 997’de vefat edince Gazneli Mahmut idareyi ele aldı.

Gazneli Mahmut Afganistan’dan Türkmenistan’a, oradan da Harzem, Sind, Pencap, Güceret ve Ganj vadisine hakim oldu.

İbn-i Haldun’un “devlet ve saltanatın ilk kuruluşta asabiyet (ırk) ve kudretli uruğların yardımıyla olduğu”  çöl ve sahralarda yaşayan göçebelerin diper kavimlere galebe çaldığı , asabiyet bağları sayesinde kuvvet ve kudret kazanarak yükselmenin sonucu devlet kurmak olduğu  şeklindeki sosyolojik tahlillerine uygun olarak kurulmuş ve yaşamış oldu. Sonra “her devletin bir ömrü tabiisi olduğu ve bunun 120 seneyi geçmeyeceği”  tezine uygun “güzel ahlak ve meziyetlerin devlet hakimiyet ve gücüne, zulüm ve haksızlıkların da devletin yıkımına sabep olduğu”  hakikatiyle ömürlerini tamamladılar.

İbn-i Haldun’un bu tezi göçebe halde yaşamış ve henüz müesseseleri, medeniyeti ve kurumlarıyla, siyasi sistemiyle tam oturmayan devletler için geçerli olmuştur. Bunun için siyasi sistemini kurmamış devletler Moğol, Timur, Hun devleti gibi ne kadar geniş hakimiyet tesis etse de, geçici olmaktan ve ömr-ü tabiisi olan 120 sene içinde yıkılmaktan kurtulamamışlardır. Fakat, Bediüzzaman’ın belirttiği gibi, sistemini kurmuşsa ve bu sistem de ideam manada meşrutiyet ve esaslarını ortaya koyduğu “cumhuri bir demokrasi” ise, o devletin ömrünü “ömr-ü ebediye mazhar edebilir.”

“Asabiyetten başka bir kuvvetle tamam olmayan dine davetin”  devlet tarafından halı dine ve imana çağırması nispetinde devleti güçlendireceği, devletin temelini sağlamlaştıracağı  tezine uygun olarak Karahanlılar da, Gazneliler de, Selçuklular da ve o zaman süreci içinde kurulan diğer devletler de kuruldular, yükseldiler ve yıkıldılar.

Gazneli Sultan Mahmut dindarlığı ile meşhurdu. Hindistan’a 17 büyük sefer yaparak 32 yıllık hükümdarlığı döneminde adaleti, ihsanı ve dindarlığı ile gönüllere taht kurmuş ve Hindistan’da Müslüman hakimiyetini sağlamıştır.


Gazneliler daha sonra 1040 yılında Dandanakan Muharebesi’nde mağlup olarak Selçuklu Sultanı Sencer’in üstünlüğünü kabul etmek durumunda kalmışlardır.


Etiketler:  Emeviler Abbasiler Gazneliler Karahanlılar Asr-ı Saadet Mekke Medine
 
< Önceki   Sonraki >
ASR-ı SAADET
MEKKE
MEDINE
EMEVILER