M. Ali KAYA
www.risaleinurakademisi.org
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Münazarat”ta 31 Mart Hadisesini yorumlarken enteresan bir tahlil yapar. Özetleyecek olursak: Meşrutiyeti şeriata tatbik ederek, hükümeti adalet namazında kıbleye irşat ve şeriatı, meşrutiyet kuvveti ile i’la edip, meşrutiyeti de şeriat kuvvetiyle daimi kılmak için çalışan İslamiyet’in meşrutiyetperver ve hamiyetli fedailerinin “gayretleri” 31 Mart ihtilaliyle inkıtaa uğramıştır. Sağını solundan fark edemeyip, şeriatı istibdada müsait zannedenler papağan gibi “Şeriat isteriz” sloganı ile ortaya çıkıp velveleye verdiler. Dikkat et! Alihimmet olanlar o hadisede sükût ettiler. Garazkâr cerideler, hakiki hürriyetin sadasını susturdular. Meşrutiyet pek az adamların üstüne münhasır kaldı. Fedakârları da dağıldılar.”
Osmanlı’nın yıkılışına kadar Bediüzzaman gibi hakiki hürriyetperver İslamiyet fedaileri de Ahrarlar da amansız bir baskı altına alındı. 1950’ye kadar Cumhuriyet döneminde daha şedit bir baskı uygulandı.
1950’de İstibdad peresi yırtıldığında ittihad-ı Muhammedi’nin devamı Nurcularla, Ahrarların devamı Demokratlar el ele vererek dine, millete ve ülkeye büyük hizmetler yaptılar. Hürriyet atmosferinde gerçekleşen hizmetlerden hoşlanmayan istibdat zihniyeti bu hürriyetperver hareketi üç kez inkıtaa uğrattı.
Her defasında garazkâr cerideler – Bu gün TV ile beraber – hakiki hürriyetperverlerin sadasını susturmaya devam etmektedirler. Hürriyet ve demokrasi pek az adamların üstüne münhasır kalmakta ve fedakârlarını darmadağın etmeye devem etmektedirler.
Bu tablonun en sarsıcı şekli 12 Eylül’de oldu. Medya alkış tuttu. Hürriyetperverlerin sesi kısıldı. Zihinlerdeki kargaşa hala bitmedi. Tahribat başka başka şekillerde devam ediyor. Zira ki: “Doğru bir tanedir, yanlış pek çoktur.” 28 Şubat Post modern darbesinden sonra ise gerçek hürriyetperverler tamamen dağıtılmak istendi. Ergenekon Çetesi’nin yaptıklarını ortaya çıkaran savcılarımız olmasa bu işlerin nasıl tezgâhlandığından haberimiz olmayacaktı.
Demokrat kitleyi şaşırtan taktiklerin bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:
1. Demokratları kendilerinden daha dinsiz gösteren yayınlar ve propagandalar.
2. Dindarlık perdesine girip Demokratların vaat ettikleri din hürriyetini vermeyeceklerini iddia eden ve Demokratlar içine girip, onları din aleyhine çevirmeye çalışmak.
3. Nur Talebelerini Demokratlar aleyhine çevirmeye çalışarak, Demokratların sessiz ve gösterişsiz destekçileri olan dindarlardan istinatgâhlarını yok etmeye çalışmak. (Tarihçe-i Hayat, 2006, s. 980)
40 sene önce böyleydi. Bu gün de öyle. Değişen sadece insanla ve roller...
**
Siyaset toplumun tüm kesimlerini okumak ve farklılıkları beraber huzur içinde yaşatma ve yönetme sanatıdır. Hal böyle onunca demokrat bir zihniyete sahip olmayan bu uyumu sağlayamaz. Ayrıca, idarecilik beraber yönetme sanatıdır. Farklılıkları dikkate almayan uyumu sağlayamaz. Toplum farklı unsurlardan ve farklı düşüncelerden oluştuğu için matematiksel denklemler ile birebir örtüşmez.
Sosyolojinin kuralları ile matematik kuralları farklıdır. Her kural her yerde geçerli olmayabilir. Bu sebeple büyük sosyolog İbn-i Haldun “İlim adamından ve din adamından iyi bir siyasetçi ve idareci olmaz” demiş ve “Çünkü idareci farklı yapıdaki insanlara farklı davranarak aralarını bulmakla toplumu uyum içinde yaşatabilir. İlimde ve dinde ise kesin ve değişmez kurallar vardır. Sosyal hayatta ise farklı oluşumlar, fikirler ve inançlar vardır. Birinin doğrusunu diğeri kabul etmez. İdareci ise uyumu sağlamakla görevlidir” şeklinde izahlar getirmiştir.
**
Bir çokları “İstikrar” gerekçesi ile “tek başına bir hükümetin iktidarı istikrar demektir; istikrar ortadan kalkarsa kaos ve anarşi olur, o zaman daha kötü bir yönetim ortaya çıkar. Bunun için istikrarın devamına oy kullanmak en akıllıca olanıdır” demektedirler.
Bu söylemler bir tarafgirliğin propagandasından başka bir şey değildir ve demokrasiyi anlamamak veya hazmedememekten kaynaklanır. Demokrasilerde muhalefet de olur, koalisyon da... Demokrasinin olmadığı yerde ne muhalefet vardır, ne de koalisyon. En gelişmiş demokrasi koalisyonların uyum içinde ülkeye hizmet ettiren demokrasilerdir. İstikrar demek bir partinin iktidarı demek değildir. İstikrar sistemin oturması, kamuoyunun, toplumun demokratik kuralları benimsemesi ve mutabakatıdır. Ekonomik istikrardır, hak ve hürriyetler konusunda istikrardır. Bu da salt tek parti iktidarından kaynaklanmaz.
“Başka alternatif mi var” söylemi de demokrasiye güvenmemenin ifadesidir. Demokrasi alternatif de çıkarır, iktidar da, muhalefette. İktidarı halk değil de birileri çıkarıyorsa o zaman demokrasi bundan zarar görür. Alternatifi olmayan demokrasi değil, diktadır ki muhalefeti hazmedemez ve iktidarın paylaşımına imkân tanımaz. Demokrasi ise iktidar dâhil her şeyin paylaşımını esas alan bir sistemdir. Demokrasilerde iktidarın paylaşımına “koalisyon” adı verilir ve koalisyonlar oturmuş demokrasilerde istikrarın ana unsurudur.
**
Ülkeye zarar veren birinci unsur zihinlerin demokrat olmaması ve hürriyet ortamından korkmaktır. Demokrasiye ve halka değil de başka güçlere güvenmek aslında en büyük tehlikedir. Ülkemizin yıllardır çektiği sıkıntının altında bu yatmaktadır. Ülkemizi dünya ülkelerinden geride bırakan ihtilaller, askeri yönetimler ve tek parti yönetimi değil midir?
Demokrasiye güvenmekten başka çare yoktur. Demokrasi iktidarı da çıkarır, muhalefeti de, koalisyonu da tek başına iktidarı da... Bireyi vatandaş yapan ve yönetime katan demokrasidir. İnsan iradesine işlerlik kazandıran ve insanı düşünen ve üreten insanlar haline getiren de demokrasinin sağladığı hürriyet ortamıdır.
Hakiki hürriyetperverler bu sebeple vesayetli ve güdümlü bir demokrasiyi değil gerçek demokrasiyi isteyenlerdir. “Bu ülkeye bu kadar demokrasi” felsefesi istibdat özleminin ifadesinden başka bir şey değildir.
Bu gerekçelerden dolayıdır ki hakiki hürriyetperverler müstebit ruhlular için en zararlı unsur olarak görülür ve daima susturulmak istenir. Demokrat düşmanlığının altından bundan başka bir şey çıkmaz.
Sonuç olarak şunu nazara vermekte fayda var: 28 Şubat sürecinin başlamasının sebebine baktığımız zaman Demokratların “demokrasinin gereğini” yapmalarından başka nedir? Halk iradesi böyle tecelli etmiştir” diyerek resmi ideolojinin ezberini bozmasından başka hangi sebep gösterilebilir? Ekonomik sebepler mi, yoksa anarşi ve terör mü? Etiketler: Hürriyetperverler Hürriyet İstabdad Münazarat 31 Mart Ahrarlar Demokratlar DP |