Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Hilafet ve İdareci Seçimi
Advertisement
Hilafet ve İdareci Seçimi PDF Yazdır E-posta
Pazar, 22 Mayıs 2011

M. Ali KAYA
Halife, Hz. peygambere (sav) vekâleten müslümanların din ve dünya işlerini yürütme ve din-i islâmı koruma görevini yerine getirmektir.
Bu görevi üstlenen kimseye “halife” veya “imam” adı verilir. (Mâverdi, Ahkâm-ı Sultaniye, 5) Peygamberimiz (sav) “Benden sonra hilafet otuz senedir. Ondan sonra emirler ve melikler gelir” (Suyutî, Camiu’s-Sağir, 2:13) buyurmuşlardır. Gerçekten de öyle olmuştur. Hulefa-i Raşidin dönemi 30 sene sürmüştür.

Seyid Şerif Cürcâni ve Taftazaniye göre imamet ve hilafet dinin asıl meselesi olmayıp tâlî meselelerdendir. Yani “itikâdî değil, amelî hükümlerdendir.” (Taftazani, Şerhu’l-Makâsıd, 2:271; Cürcâni, Şerhu’l-Mevâkıf, 3:261) Devlet başkanı seçimi İslam Akaidinin değil, İslam Hukuku’nun meselesidir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat devlet başkanı seçimi meselesini dini değil, dünyevî bir mesele olarak görürken Şia halife seçimini dini bir görev ve itikadi bir mesele olarak görürler. Ehl-i Sünnet uleması Şia’nın bu görüşünün yanlışlığını anlatmak için Akaid kitaplarına almışlardır. Şia’ya göre devlet başkanı olacak olan imamın “masum” yani günahsız olması şarttır. (Sabunî, Maturudiye Akaidi, Bekir Toplaoğlu, Diyanet, s.125)

Ehl-i Sünnete göre devlet başkanı halkın seçimi ile hükümete gelir. Şia ise “atama usulü” ile devlet başkanı olacağını iddia ederler. Peygamberin bir görevi de kendisinden sonra halifeyi belirlemektir. Halifeyi belirlemezse peygamberlik görevini yapmamış olur. (Ayetullah Humeynî, İslam Fıkhında Devlet, Çev. Hüseyin Hâtemî, 1979) Peygamberimiz (sav) de kendisinden sonra Hz. Ali’yi (ra) halife olarak atamıştır, ancak diğer halifeler buna müsaade etmemişlerdir” derler ki bu gerçekten çok yanlıştır. İslam bilginleri bu yanlışlarını göstermek için Akaid kitaplarında ele alarak çürütmüşlerdir.

Bir ülkede iki devlet başkanının başa getirilmesi câiz değildir. Hz. Ebubekir (ra) “Bir kına iki kılıç sığmaz” demiştir. Hz. Ali (ra) da “Kardeşimiz bize isyan etmiştir” demiştir. Bu nedenle seçimle bir halifenin belirlenmesi gerekir.

Devlet reisinin Kureyş’ten olması gereklidir. Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizin (sav) “İmamlar Kureyş’tendir” dediğini rivayet etmiştir. (Maturudiye Akaidi, s. 126) İmamların Kureyş’ten olması iki şekilde yorumlanmıştır. Birincisi, peygamberimiz (sav) zamanında Arapların birliği ancak Kureyş’in liderliğinde sağlanabilirdi. Peygamberimiz (sav) bu nedenle Kureyş’in liderliğine işaret etmiş, sahabeler de buna uyarak ilk dört halifeyi Kureyş’ten seçmişler ve onlara tabi olmuşlardır. İkincisi, Kureyş adil devlet başkanı anlamında yorumlayan bilginler de devlet başkanında adalet şartını aramışlardır. “Devlet başkanı adaletle hükmettiği taktirde Kureyştendir. Onlar yaptıkları alaşmalara uyar ve gereğini yaparlar. Yardım istendiği zaman da yardımlarını esirgemezler.” (Beyhaki, Sünen, 8:144)

İslam bilginleri peygamberin yolundan giden ve sünnetini ihya edenlerin mânevî ehl-i beytten olacakları konusunda ittifak halindedirler. Böyle olunca adaleti ikame eden devlet başkanlarının da manen ehl-i beytten ve Kureşten olduklarını kabul etmişlerdir. Böylece “İmamlar Kureyştendir” hadisi umumi olarak adaleti temsil edenlerin manen Kureyş’en olduğu kabul edilmiştir.

Ehl-i Sünnete göre imamın günahsız ve masum olması şart değildir; zira peygamberler dışında masumiyet söz konusu değildir. Bu fesat âleminde zaten bu mümkün de değildir. Adalet ve takvâ ise imamın kemalinin şartıdır. Şâfi ulemasına göre ise bu iki temel vasıf riyasetin cevazının şartıdır. Adaleti sağlamaktan aciz ve günahtan kaçmayan biri elbette devlet başkanı olmaya da layık değildir. Daha faziletlisi olduğu halde fazilet bakımından daha aşağı mertebede olanın halife/devlet başkanı olması hukuken muteber, yani geçerlidir.

Peygamberimize (sav) “Amirlerimiz kimler olmalıdır?” şeklindeki bir soruya şöyle cevap vermiştir: “Amirleriniz iyiliği/marufu emredenler kötülüğü/münkeri yasaklayanlardır. Allah’a ma’siyeti, yani Allah’a isyanı emreden amire itaat edilmez. İtaat marufadır.” (Müslim, İmare, 39)

Peygamberimiz (sav) “Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmeyen dili ile düzeltsin, buna da gücü yetmeyen kalbi ile buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf mertebesidir” (Müslim, İman, 78; Ebu Davut, Salat, 232) buyurarak kötülüğe engel olmanın herkesin görevi olduğunu belirtmiştir. İslam bilginler el ile düzeltmek devletin, dil ile düzeltmek ulemanın, kalben kötülüğe karışmamak da halkın görevi olduğunda ittifak etmişlerdir. 

İtaat etmemek isyan etmek anlamında değildir. İsyan etmek başkadır, itaat etmemek bütün bütün başkadır. İtaat etmemek sadece emredileni yapmamak, yani pasif direniştir. İdarecilerle çekişmek doğru değildir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Haklı olduğunu düşünsen bile idare konusunda idarecilerle çekişme” (Metalibu’l-Aliye, 3:7) buyurmuştur.

a) İdareci/İmam Seçme Zorunluluğu:
İmam seçmek bazı bilginlere göre aklen, bazılarına göre ise dinen/şer’an vaciptir
. (Maverdî, Ahkâm-ı Sultaniye, 5) Taftazani’ye göre belirtilen vasıflarda imam seçmek farz-ı kifayedir. (Taftazani, Şerh-u Makasıd, 2:271)

Bu konuda İslam bilginleri “Ey İman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere ve sizden olan idarecilere itaat edin” (Nisa, 4:59) ayeti ve “Bir kimse biat etmeden ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur” (Seyyid Ahsen, Nesefi Akaidi, 188) hadisidir. Peygamberimizin (sav) vefatından hemen sonra Hz. Ebubekir’in (ra) “Ey müslümanlar! Şüphesiz Muhammed (as) öldü. Bu dini ayakta tutacak bir kişi mutlaka kazımdır” (İbn-i Saad, Tabakat, 3:129) buyurarak idareci seçiminin önemini dile getirmiştir.  Sahabe bu konuda ittifak ederek icma ile Hz. Ebubekir’i (ra) halife seçmişlerdir.

Yapılması gerekli olan pek çok dini ve dünyevî ahkâm idarecinin mevcudiyetine bağlıdır. Hakkı savunacak, mazlumun hakkını zalimden alacak, adaleti sağlayacak, hak sahibine hakkını verecek bir güç ve devlet olmalıdır. Bu hükümleri yerine getirmek vaciptir. Vacibe vesile olan şey vacip olduğu için idareciyi seçmek de vaciptir. Adalet ve emniyeti sağlamak için idarecinin olması şarttır.

Halife seçmek mü’minlerin görevi olduğu gibi, seçildiğinde imameti layık olana vermek gerekir. Peygamberimiz (sav) “Zamanın imâmını bilmeden ölen câhiliye ölümüyle ölmüş gibidir” (Akaid-i Nesefiye, 190) buyurmuşlardır. İslam bilginleri “Halkın Allah’ı ve resulünü bilmeleri vâcip olduğu gibi imamı da bilmeleri vaciptir” (Maverdi, Ahkâm-ı Sultaniye, 17) demişlerdir.

b) Seçilen İmama İtaat Şarttır:
Mü’minlerin liyakatli gördükleri ve seçtiği imama itaat etmeleri de şarttır, vâciptir ve Allah’ın emridir. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin” (Nisa, 4:59) emri bu itaati istemektedir.

Peygamberimiz (sav) “Üzerinize imam olarak tayin edilen kimse başı kuru üzüm tânesine benzer Habeşli bir köle olsa da onu dinleyin ve itaat edin” (Buhari, İmare, 4) buyurmuşlardır. Ayrıca “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de bana isyan ederse Allah’a isyan etmiş olur. Kim benim emrime itaat ederse, bana itaat etmiş demektir. Kim benim emrime isyan ederse bana isyan etmiş olur.” (Buhari, İmare,1; Müslim, İmare, 32)

Mâverdi’ye göre halife vazifesini yapıp müslümanların hakkını yerine getirince Allah’ın hakkını eda etmiş olur. Bunun üzerine müslümanların iki vazifeyi yerine getirmeleri vâcip olur. İmama itaat etmek ve yardımcı olmaktır. Peygamberimiz (sav) “Üzerinize imam seçilen kimse size dinin haram saydığı şeyleri emrettikçe ona itaat vaciptir. Benden sonra sizi veliler takip edecektir. İyiler iyiliği ile, kötüler de kötülüğü ile size dost olur. Hakka uygun olan yerde onları dinleyin ve itaat edin. Eğer onlar iyilik ederlerse hem sizin hem kendilerinin menfaatinedir. Kötülük ederse sizin lehinize onların aleyhinedir. ” (Buhari, İmare, 10) buyurdular.

İslam bilginleri “dinin hükümlerine aykırı olmadıkça imama itaat vaciptir” demişlerdir. İmamın emri ancak İslama uygun olursa ona itaat edilir. Aksi takdirde o emir yerine getirilmez. (İbn-i Nüceym, Kitabu’l-Eşbah ve’n-Nezâir, Kahire-1322, s. 157) Çünkü Allah’a isyanın emredildiği hususlarda kula itaat ederek bu masiyeti işlemek doğru değildir.


Etiketler:  Hilafet Ebubekir Ali Halife İmam İslam Hukuku Şia Ehl-i Sünnet Seçim Atama Devlet Başkanı İtaat
 
< Önceki   Sonraki >
İTAAT
HILAFET
ŞIA
HALIFE
İMAM
SEçIM
EHL-I SüNNET
İSLAM HUKUKU
EBUBEKIR
DEVLET BAşKANı