| Hilafetle İlgili Sorular ve Meseleler |
|
|
|
| Pazar, 05 Şubat 2012 | |
|
Peygamberimiz (sav) “Kim Allah’a itaatten elini çekerse, kıyamet gününde lehinde hiçbir delil bulunmadığı halde Allah’a kavuşmuş olur. Kim de boynunda halifeye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur” (Müslim, İmare, H. No: 1851) Peygamberimiz (sav) yine “Benden sonra sizi bir takım idareciler gelecektir. Takvalı takvası ile faciri de fücuru ile yönetecektir. Hakka uygun olan hususlarda onlara itaat edin. Onlar size iyilik yaparlarsa bu size ve kendilerine iyilik yapmış olurlar. Kötülük yaparlarsa bu sizin lehinize onların aleyhine olur” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav) “Benî İsrail Nebiler tarafından idare ediliyorlardı. Bir nebi vefat edince Allah yeni bir nebi gönderiyordu. Benden sonra Nebi yoktur. Ancak bir çok halifeler olacaktır” buyurdular. Orada bulunanlar “Yâ Resulallah bize neyi emredersin?” diye sordular. Peygamberimiz (sav) “İlk olarak biat ettiğiniz halifeye itaat ediniz ve vefa gösteriniz. Ona karşı vazifelerinizi yerine getiriniz. Muhakkak ki Allah onlara da size karşı vazifelerini yapıp yapmadıklarını soracaktır” buyurdular. (Müslim, İmare, 10, H. No: 1842) Abdullah b. Abbas (ra) peygamberimizin (sav) “Kim idarecisinde hoşuna gitmeyen bir şey görürse sabretsin, isyan etmesin. Çünkü insanlardan kim olursa olsun sultandan bir karış uzaklaşırsa cahiliye ölümü ile ölür” (Müslim, İmare, H. No: 1847, 1849) buyurduğunu haber vermiştir. Halkın idarecisini seçmesi bir hak ve vazife olduğu gibi seçtiği idareciye itaat etmesi de idarecinin hakkı ve seçmenlerin de idareciye karşı görevidir. “Kim bir imama biat edip elini tuttuktan sonra gücünün yettiği kadar itaat etsin. Şayet ikilik çıkaran ikinci birisi çıkarsa bu kişinin boynunu vurun” (Müslim, İmare, 10, H. No: 1844) buyurmuşlardır. Halifenin birinci görevi adaletle hükmetmektir. Nitekim yüce Allah “Onların aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet, insanların hevalarına uyma” (Maide, 48-49) ferman etmiştir. İnananlara da “Ey İman edenler! Allaha itaat edin, Resulüne ve sizden olan ulü’l-emre itaat edin” (Nisa, 4:59) ferman ederek itaati farz kılmıştır. Peygamberimiz (sav) “Sizin idarecilerinizin hayırlıları siz onları seversiniz, onlar da sizi severler. Sizler onlara dua edersiniz, onlar da sizin için dua ederler. İdarecilerinizin şerlileri ise siz onlardan nefret edersiniz, onlar sizden nefret ederler. Siz onlara lanet edersiniz, onlar da size lanet ederler.” Sahabelerden birisi sordu: “Ya Resulallah! Biz onlara kılıçlarımızla karşı çıkalım mı?” peygamberimiz (sav) cevap verdi: “İçinizde namazı ikame ettikleri ve sizin ibadetlerinize karışmadıkları sürece hayır!” (Müslim, İmare, 17, H. No: 1855) Hilâfet, peygamberden sonra insanları idare etme ve onları hayra ve iyiye sevk etmek demektir. Lügat manası peygamberden sonra gelen idareci, peygamberin temsil ettiği idarî görevleri yapmak demektir. Hukuk terimi olarak da İslam toplumunu idare eden devlet başkanlığını ifade eder. İmaret ve imamet kelimeleri de bu manayı ifade etmektedir. Sahabeler peygamberimizin (sav) vefatından sonra bu makama Hz. Ebubekir’i (ra) layık görmüş ve seçimle onu idareye getirerek kendisine samimi bir şekilde biat ve itaat etmişlerdir. İdareci verdiği hükümlerle dini ve dünyayı ikame etmeli, yani ayakta tutmalıdır. İdarecinin koruması gereken “Ahkâm” denen hükümler üçe ayrılır: Birincisi “İtikadî Hükümler” Bu dinin iman ve inançlarını korumak ve imana ait hükümlere aykırı hüküm vermemektir. Bu inanç hürriyetini korumakla sağlanır. İdareci İslam inancına aykırı olan hususlara insanları zorlamamalı ve iman konusunda insanları hür bırakmalıdır. Bu da “Din ve Vicdan Hürriyetini” sağlamakla uygulanabilir. İkincisi, ibadete ait hükümlerdir. İbadet ise Farzları yapmak, haramlardan sakındırmaktır. İbadet hürriyeti, eğitim hürriyeti ve muamelatta adaleti sağlamayı gerekli kılar. Bu da idarecinin “Adalet” ilkesini hayata geçirmekle uygulanabilir. Üçüncüsü, Ahlâkî hükümlerdir ki, fertlerin doğruluk, sadakat, iffet, haya, sevgi, saygı, merhamet, emniyet ve güven gibi değerleri hayata geçirmektir. Bu da “Fıtrata uygun eğitim” ile hayata geçirilir. Bu da peygamberin ahlakını ve sünnetini ikame etmekle korunur. İdareci bu hükümleri toplumda hâkim kıldığı ölçüde başarılı ve adil olabilir. Bunları ihlal eden idareciler toplumun da fesada gitmesine sebep olurlar. Yüce Allah bu görevleri sadece idareciye yüklememiş, her insanı sorumluluğunu taşıdığı kimselere halife olmak için yaratmıştır. (Bakara, 2:30) Sorumluluğu bütün insanlara yaymıştır. (En'âm: 6:165; A'râf: 7:69, 74; Yûnus: 9:14, 73) Kur’an-ı Kerime göre her insan yeryüzünün halifesidir. Bunun anlamı her insan öncelikli olarak nefsinde Allah’ın hükümlerini uygulamakla mükellef olduğu gibi, kendisinin hâkimiyet ve idare alanında Allah adına ve onun namına adaletle ve Allah’a hesap verecek şekilde hareket etmekle mükelleftir. Ailesinde, sahip olduğu mülkünde ve idaresi altına aldığı ve sorumluluk yüklendiği alanlarda adaleti ve doğruluğu hâkim kılmak, farzları yapıp haramlardan kaçmakla mükelleftir. Elbette insanları idare etmek için seçilen bir yöneticinin de adalet ve hakkaniyet ölçülerine göre hareket etmesi zorunludur. İnsan her ne kadar hür ise de yine Abdullah, yani Allah’ın kuludur. Sonuçta her hususta Allah’a hesap verme durumundadır. Hâkimiyetin iki unsuru vardır. Birincisi mülk, ikincisi hükümdür. Malik olmayan hâkim de olamaz. Mülk bireyin sahip olduğu ve tasarrufunda hür olduğu mal varlığıdır. Veya kendi mülkü olmamakla beraber tasarrufuna verilen her şeydir. Hüküm ise malik olduğu ve tasarruf etmesinde hür olduğu varlıklarla ilgili verdiği talimatlar ve kararlarıdır. İnsan kendi bedeni dâhil tasarrufunda olduğu hiçbir şeyin hakiki sahibi ve maliki değildir. Allah gerek bedeni, gerekse eşyayı insana “temlik” suretinde değil, “emanet” olarak vermiştir. Asıl mülk sahibi Allah’tır. Bu nedenle insan hakiki sahibinin izni ve rızası dışında tasarruf edemez ve keyfî olarak hükmedemez. Mülkün sahibi namına ve hesabına tasarruf etmek ve hükmetmekle mükellef olduğu için insana “halife” denilmiştir. İnsanın bu konuda Allah’a hesap vereceğine dair pek çok ayet vardır. (Bakara: 2:107; Âl-i İmran: 3:26; Mâide: 5:18; İsrâ: 17:111; Hacc: 22:56; Mü'min: 40:29; Hadîd: 57:5; Âl-i İmrân: 3:79; Mâide: 5:43; En'âm: 6:57; Yûsuf: 12:40) Bu durumda insanın Allah’ın adil hükümleri ile hükmetmesi gerekir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah’ın inzal buyurduğu hükümlerle hükmetmeyenlerin “kâfir, fasık ve zâlim” olduklarını açıkça ifade eder. Kişi Allah’ın inzal ettiği “İtikadi Hükümlere” göre hükmetmez, inancını düzeltmezse şirke ve küfre düşer ve kâfir olur. Allah’ın inanamayan ve inkâr edenlere verdiği hükmü “Kafir” olmasıdır. Kâfirlerin ahiretteki durumu ise ebediyen cehennemde kalmalarıdır. Allah kâfirler için böyle hükmetmiştir. İtikadi hükümleri kabul etmeyenlerin sonucu budur. (Maide, 5:44) İkincisi amelî hükümlerdir ki bunlar kişinin nefsine, çevresine ve toplumla olan ilişkilerinde adil olmaması, haksızlık ve zulüm yapmasıdır. Haksızlık ve adaletsizlik ise zulümdür ki Allah’ın adil ve hak olan hükümleri ile hükmetmemesidir. Hukuku ihlal ederek haksızlık yapanlara Allah’ın hükmü ise “Zulüm yapmak” şeklindedir. Zülüm yapanlara da zalim denir. Allah’ın zalimlere ahirette verdiği hükmü ise bu konudaki Allah’ın hükümlerini inkâr etmediği sürece günahkâr, isyankâr ve zalim olmak ve günahın cezasını çekmek için cehenneme girmesi, cezasını tamamlayınca veya şefaatle affa mazhar olunca, imanından dolayı cennete girmesidir. (Maide, 5:45) Üçüncüsü, bireyin fiilî, ahlâkî, kalbî ve vicdanî olan davranış ve hükümleridir ki, ihlas- riya, sadakat-hıyanet, doğruluk-yalancılık, tevazu-kibir, merhamet-cevr, sevgi-nefret, güven-güvensizlik, iyi niyet-kötü niyet ve iffet-iffetsizlik gibi davranış ve düşünce ile ilgili hükümlerdir. Bu konuda Allah’ın indirdiği hükümlerle yani Ahlak-ı hasene ile değil de yasakladığı “Ahlak-ı Seyyie” ile hükmetmemek “Fısk ve safahettir.” Bunu yapanlara Allah’ın hükmü “fasık ve sefih” olmasıdır. Fasıkların ahiretteki durumu ise fısklarının cezasını kabirde, mahşerde ve cehennemde çektikten sonra affa mazhar olarak cennete girmeleridir. (Maide, 5:47) Allah’ın hükümleri sadece yargıyı değil, imanı, ameli ve ahlakın tüm boyutlarını içine almaktadır. İnanç konusunda Allah’ın hükmünden sapmak küfre, adalet tevziinde ve beşeri münasebetlerde hak ve adaletten ayrılmak zulüm ve haksızlığa; ahlakî hususlarda Allah’ın rızasına aykırı davrananalar fıska ve sefahete girmiş olurlar. “Ehl-i Hal ve’l-Akd” Kimlerdir? Seçmenlerin sadece bir şehirde değil de ülke çapında olduğunu düşündüğümüz zaman tüm halkın halifeye biat ederek seçmesi elbette zordur. Bu durumda halk halifeyi seçecek temsilcisini çoğunluk esasına göre seçer. Seçilen temsilciler de halkın temsilcisi olarak parlamentoda yani Temsilciler Meclisinde kendi içlerinden birisini halife, yani devlet başkanı olarak seçerler. Bu durumda ise “Ehl-i Hal ve’l-Akd” halkın temsilcilerinden oluşan milletvekilleri ve meclisin tamamı olur. Bu da zamanın ve zeminin şartlarına göre değişiklik gösterebilir.
Hilafette ise, idarecinin kalbinde Allah korkusu hâkimdir. Seçimle iktidara gelir, yine seçimle gider. Cumhurun yani toplumun ekseriyetinin rızası, yani biatı ile yönetime geçer. Adalet ve hakkaniyetle hükmeder. Zulme ve haksızlığa müsaade etmez. Saltanatla halkı idare eden adil padişahlar da olabilir; ancak onlar seçimle gelmedikleri için halife sayılmazlar. Nitekim peygamberimiz (sav) “Hilafet benden sonra otuz senedir” buyurarak seçimin hilafetin şartı olduğunu vurgulamıştır. Daha sonra gelecek adil padişahların halife olmayacağını belirtmiştir. Onlara verilen “halife” unvanı sadece bir şeref unvanıdır. Padişahlar iktidarlarını güçlendirmek için Kur’ân-ı Kerimde “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” (Bakara, 2:30) ayetinden iktibasla kendilerine “Halifetullah” yani Allah’ın halifesi unvanını bir şeref unvanı olarak vermişlerdir. Hilafetin bir şartı da “İstişare” ve “Şura” ile yönetmesidir. Hükümdarlar ise başkalarına danışmaya ihtiyaç duymazlar. Bununla beraber onlar da bir “Encümen-i Şura” teşkil ederek şura ile devlet işlerini yönetseler de yine halife olamazlar. Çünkü hilafetin olmazsa olmaz şartı “seçim”dir. Günümüzde hilafet adını değiştirmiş “Demokrasi” adını almıştır. Zira demokraside “hür seçim” vardır. Halk temsilcilerinden oluşan “Şura Meclisi” vardır. Devlet başkanı ya doğrudan seçimle gelir veya meclis tarafından meşveretle seçilir. Hürriyet ve Adaleti sağlamaya çalıştığı sürece tam bir hilafetten başka bir şey olmaz. Şayet seçenler ve seçilenler dindar, yani Allah korkusu taşıyan insanlar olurlarsa bu tam bir “hilafet” sayılır.
Liyakat şartları ise İslam bilginlerine göre, Hz. Ebubekir’in (ra) seçimi esas alınarak şöyle sıralanmıştır: Müslüman olmak, mükellef yani akıl baliğ olmak, erkek olmak, içtihat yapabilecek seviyede, (yeni durumlarda hukuka aykırı, adalete münafi hüküm vermemek için) müçtehit seviyesinde ilim sahibi olmak, düşmanları defetmek için cesaret sahibi olmak, geleceği görecek ve dünyanın gidişatını tespit edecek akıl ve zekaya sahip olmak, azaları sağlam olmak ve adil olmaktır. Etiketler: Hilafet Saltanat Halife Hulefa-i Raşidin İtaat Hükümler Ahkâm İtikat İbadet Ahlak Adalet Hürriyet Seçim Ehl-i Hal ve Akd |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|