| Hudeybiye Barış Zaferi |
|
|
|
| Perşembe, 18 Mart 2010 | |
Rıdvan biatı Kureyşlileri ziyadesiyle korkuttu. Hz. Osman’ı (ra) yanında gelen heyeti serbest bıraktıkları gibi kendileri de bir heyet oluşturarak barış teklifini kabul ettiklerini göstermiş oldular. Heyetin başında Süheyl b. Amr bulunuyordu. Yanında da “Huveytıb b. Abduluzza ve Mikrez b. Hafs bulunuyordu. Kureyş bunlara “Muhammed’le bu sene Kâbe’yi tavaf etmemeleri ve dönüp gitmeleri şartıyla barış anlaşması yapın!” talimatı verdiler. Peygamberimiz (sav) gelenin isminin “Süheyl” yani “kolaylık” manasına gelmesini hüsn-ü teville teberrüken hayra yorup gülerek “Artık işimiz kolaylaştı! Kureyş ne zaman barış yapacak olsa bu adamı gönderirler” buyurdu. Kureyşin elçisi Süheyl b. Amr arkadaşları ile peygamberimizin (sav) huzuruna vardı. Peygamberimiz (sav) bağdaş kurmuş oturmuştu. Kureyş elçileri geldiler ve iki dizlerinin üzerine çökerek oturdular. Sahabeler de çevrelerinde dizleri üzere oturmuşlardı. Süheyl peygamberimizle uzun uzadıya konuştu. Sonra peygamberimize barış teklifinde bulundu. Peygamberimiz (sav) Kureyşin olmazsa olmaz şartı olan “Bu sene Kâbe’yi tavaf etmeden geri dönmesi” teklifini kabul etti. Bundan sonra diğer hususların müzakeresine geçildi. Bunlar üzerinde de mutabakata varıldı. Sıra barış antlaşmasının yazılmasına gelmişti. Hz. Ali (ra) kâtip tayin edildi.Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Yâ Ali, Yaz! Bismillahirrahmanirrahîm…” Süheyl b. Amr buna itiraz etti. “Biz, bunu bilmiyoruz ve kabul etmiyoruz. Bu yazdığınızı kabul edemeyiz!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Öyle ise nasıl yazalım? Dedi” Süheyl, “Bismike Allahümme şeklinde yazın. Biz bunu kabul ederiz” dedi. Peygamberimiz (sav) “Bismike Allahümme (Allahım senin adınla) kelamı da güzeldir” buyurdular. Hz. Ali (ra) bu şeklide yazdı. Sonra peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Bu Muhammed Resulullah’ın Süheyl b. Amr ile üzerinde anlaşmaya varıp sulh oldukları gereği taraflarca yerine getirilmesi kararlaştırılıp imzalandığı maddelerdir” dedi. Süheyl yine itiraz etti. “Vallahi biz senin gerçekten peygamber olduğunu kabul etseydik iman eder ve Beytullah’ı tavaf etmene engel olmazdık” dedi. Peygamberimiz (sav) “Peki nasıl yazalım?” buyurdular. Süheyl “Muhammed b. Abdullah diye yaz” dedi. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Bu da güzeldir. Sen böyle yaz” buyurdular. Hz. Ali (ra) “Yâ Resulallah! Ben Resulullah ifadesini yazmıştım. Vallahi bunu hiçbir zaman silemem!” dedi. Durumu izleyen sahabeler de “Biz de Resulullah ifadesi olmayan bir anlaşmayı kabul etmek istemeyiz” diye silmeye itiraz ettiler. Peygamberimiz (sav) onlara susmalarını işaret etti ve “Herkes inkâr etse Allah şahittir ki ben Allah'ın Resulüyüm. Yâ Ali! O zaman sen Resulullah ifadesinin geçtiği yeri bana göster” buyurdular. Hz. Ali (ra) ifadenin geçtiği yeri gösterdi. Peygamberimiz (sav) onu mübarek tükrüğü ve eliyle sildi. Yerine “Muhammed b. Abdullah” kelimelerini yazdırdı. Peygamberimizin (sav) bütün amacı “Sulh/barış” yaparak savaşların ve kavgaların önünü almak “İslam”ın gerçek anlamı olan “Silm/barış” ve kardeşliği temin etmekti. Allah'ın dini olan İslam adı üzerinde “İnsanlar arasında barışı, mü’minler arasında kardeşliği emrediyordu ve peygamberimiz (sav) bunu fiilen bizzat uygulamayla bütün insanlığa göstermek istiyordu. Bütün çabası bunun içindi. Bu nedenle barış ve kardeşlik ortamının bozulmaması için güçlü ve kararlı olmaya, savaşı isteyenleri de bundan vazgeçirmeye çalışıyordu. Savaş da barışı korumak için yapılmalıydı ve barış mümkün oldukça asla savaş yapılmamalıydı. Peygamberimiz (sav) bunun fiilen gösterdi. Bundan sonra “Hudeybiye Antlaşması” maddeler halinde yazıldı. Hudeybiye Antlaşması: Müşrik heyetinin ve Müslümanların karşılıklı itirazlarını yatıştıran peygamberimiz (sav) nihayet anlaşmanın maddelerini yazdırdı. Anlaşma şu maddelerin en önemlileri şöyleydi: Madde 1: Müslümanlarla müşrikler huzur ve güven içinde yaşamak için on sene birbirleriyle savaşmayacaklardır. Madde 2: Peygamberimiz (sav) ve sahabeleri bu sene Kâbe’yi tavaf etmeyecekler ve geri dönecekler; ancak seneye yanlarında sadece yolcuların taşıdığı kılıçlar dışında silah taşımadan gelip Kâbe’yi tavaf edebilecekler. Mekke’de ise sadece üç gün kalabilecekler, bu sırada Mekke’liler şehri boşaltacaklar ve Müslümanlarla görüşmeyeceklerdir. Madde 3: Bundan sonra Mekke halkından Müslüman olup Medine’ye hicret edenler anlaşma gereği geri iade edilecektir; ancak Medine’den Mekke’ye iltica edenler ise iade edilmeyeceklerdir. Madde 4: Arap kabilelerinden isteyenler peygamberimizle, isteyenler de Kureyş’le işbirliği ve anlaşma yapabileceklerdir. Mekke’de Müslüman olup mü’minlere sığınanların geri iade edilmesi, Medine’den kaçıp Mekke’ye sığınanların ise iade edilmemesi şartına sahabeler itiraz ettiler. “Sübhanallah! Müslümanların yanına gelen bir Müslüman nasıl geri çevrilir?” dediler. Hz. Ömer (ra) “Ya Resulallah! Bu maddeyi bu haliyle kabul mü edeceksin?” dedi. Peygamberimiz (sav) gülümseyerek “Evet! Bizden onlara gidecek olanları Allah bizden ırak etsin, onlardan bize gelerek bizim onlara iade ettiklerimiz için ise Allah bir çıkış ve bir genişlik verecektir” buyurdular. Antlaşmanın metni ve maddeleri yazılmış ama Peygamberimiz (sav) henüz anlaşmayı imzalamamıştı ki büyük bir kargaşa oldu. Koşuşturmalar ve gürültüler arasında ayaklarında zincirler olduğu halde Süheyl b. Amr’ın Müslüman olan oğlu Ebu Cendel (ra) getirildi. Müslüman olduğu için babası Süheyl tarafından ayaklarına zincir vurularak hapsedilmişti. Peygamberimizin (sav) geldiğini ve Hudeybiye’de olduğunu öğrenince bir yolunu bulmuş ve kaçmış peygamberimize (sav) sığınmaya gelmişti. Oğlunun bu şekilde geldiğini gören baba Süheyl b. Amr onu peygamberimizden geri istedi. “Anlaşma gereği oğlumu geri istiyorum” dedi. Peygamberimiz (sav) “Ama henüz anlaşma imzalanmadı!” buyurdular. Süheyl “Oğlumu geri almazsam zaten bu anlaşmanın altına imzamı atmam” dedi. Peygamberimiz (sav) Ebu Cendel’i göstererek “Bu seferlik bunu bağışla ve anlaşmayı imzala” dediyse de Süheyl kabul etmedi. Peygamberimiz (sav) tekrar “Bunu benim hatırım için yap” dediyse de Süheyl inadından vazgeçmedi. “Hayır, oğlumu geri almadan bu anlaşmayı asla imza etmem!” dedi. Peygamberimiz (sav) çok zor bir durumda kalmıştı. Ebu Cendel’i geri vermek onu işkenceli bir esarete göz göre göre atmak demekti. Müslümanların hiçbiri de buna rıza göstermiyordu. Ancak barışın getireceği büyük menfaat ve faydalar için bu fedakârlığı Ebu Cendel’in de göstermesi gerekiyordu. Asırlardır kavga ve savaş yapmış ve bu durum bir “cahiliye adeti” haline gelerek dem ve damarlarına kadar işlemiş Arapların barışa ihtiyacı vardı ve peygamberimiz (sav) “Âlemlere rahmet olarak” gönderilmişti. Bunu fiilen göstermesi ve her ne sebeple olursa olsun barış ortamının bozulmaması gerekiyordu. Bunu anlatmak mümkün değildi. Ancak yaşanarak anlaşılabilecek bir durumdu. Bu nedenle peygamberimiz (sav) Ebu Cendel’e dönerek “Ya Ebu Cendel! Biraz daha sabret! Allah için sana yapılanlara göğüs ger! Bunun mükâfatına elbette Allah sana verecektir. Muhakak ki Allah size bir genişlik ve bir çıkar yol gösterecektir. Biz verdiğimiz söze vefasızlık yapamayız!” buyurdular ve babası Süheyl’e teslim ettiler. Ebu Cendel (ra) “Yâ Resulallah! Madem sen istiyorsun. Ben sana olan bağlılığım ve dinime olan sadakatimden dolayı buna razı olacağım!” dedi ve babasının yanına gitti. Hz. Ömer (ra) “Yâ Resulallah! Onu neden Kureyşe geri veriyoruz? Mü’minlere bunu neden yapıyoruz?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Biz bu konuda bir anlaşma yaptık ve henüz imzalamamış olsak da söz verdik. Dinimizde ahde vefasızlık ve anlaşmalara ihanet söz konusu olamaz ve asla yoktur!” buyurdular. Hz. Ömer (ra) bunun üzerine geri çekildi. Sonra anlaşmanın tamamlanmasına geçildi. Anlaşma yazılıp tamamlanınca peygamberimiz (sav) mü’minlerden Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Abdurrahman b. Avf, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Sa’d b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme (ra-ecmain) ve müşriklerden Mikrez b. Hafs ve Huvaytıp b. Abduluzzâ’yı şahit yazdırdı. Hz. Ali (ra) da kâtip olarak anlaşmayı yazıp imzaladılar. Hudeybiye Antlaşmasından Sonra: Anlaşmanın Müslümanlar aleyhine görünen maddelerini kabul etmemekte ısrar edenlerin başında Hz. Ömer (ra) bulunuyordu. Yapılan bu anlaşmayı içine sindirememişti. Peygamberimize (sav) geldi ve aralarında şöyle bir konuşma geçti: — Sen Allah'ın gerçek Nebisi değil misin? — Evet! — Sen ve biz Hak üzere, düşmanımız da bâtıl yolda değil mi? — Evet! — Bizim şehidlerimiz cennetlik, onların ölüleri cehennemlik de¬ğil mi? — Evet! — Peki, biz dinimizi niçin alçaltıyoruz? — Ben Resûlullah'ım, Allah’a âsi olmam, O da benim yardımcımdır. — Peki; sen değil miydin, bize gelip Beyt’i tavaf edeceğimizi müjdeleyen? — Evet! Ama size ben bu yıl tavaf edeceksiniz de¬dim mi? — Hayır! — Eh, sen en yakın zamanda tavaf edeceksin... Ama Ömer, hâlâ yatışmadı ve sabırsızlıkla Ebû Bekir'e (ra) gi¬dip, Resûlullah'a sorduklarına benzer şeyleri sordu. Ebû Bekir (ra): — “Ey Hattâb oğlu... O, Allah'ın Resulüdür, Allah'a asla karşı gel¬mez. Allah da onu asla desteksiz bırakmaz...” dedi. Sonra peygamberimiz (sav) sahabelerine dönerek “Haydi kalkın! Kurbanlarınızı kesip, traş olun” buyurdular. Sahabeler yapılan anlaşmanın maddelerine ve Ebu Cendel’in işkence görümüş haliyle peygamberimize sığınmış olmasına rağmen anlaşma gereği Kureyş’e geri teslim edilmesinden o derece etkilenmişler ve şoke olmuşlardı ki hiçbiri yerinden kıpırdamadı. Şayet bu anlaşmaya peygamberimiz (sav) imza etmemiş ve emretmemiş olsaydı canlarını verirlerdi ama bu duruma razı olmazlardı. Peygamberimiz (sav) sözlerini ikinci defa tekrar etti. Baktı yine sahabeler kıpırdamadılar. Kendisi kalktı ve çadırına gitti. Çadırda hanımı Ümm-ü Seleme’ye durumu anlattı. Ümm-ü Seleme (ra) “Yâ Resulallah! Sen kurbanını kes ve traş ol. Sizi görünce onlar da sizin yaptıklarınızı yaparlar” buyurdu. Peygamberimiz (sav) öyle yaptı… Sahabeler kalktılar ve kurbanlarını keserek saçlarını kısalttılar. Ertesi günü Medine’ye dönmek üzere hazırlıklara başladılar. Dönüş Yolunda Fetih Suresi Nazil Oluyor: Peygamberimiz (sav) henüz Medine’ye ulaşmamıştı. Fetih Suresi’in nazil olan ayetlerine ilaveten diğer ayetler de nazil oldu ve sure tamamlandı. Peygamberimiz (sav) hemen mola verdirdi. Sonra sahabelerini topladı vahiy kâtiplerine sureyi yazdırdı. Zira her zaman vahiy gelme ihtimali olduğu için yanından vahiy kâtiplerini ve vahyi yazacak deri ve divit gibi yazı malzemelerini eksik etmiyordu. Zeyd b. Sabit (ra) ve Hz. Ali (ra) dışında vahyi yazmakla görevli pek çok sahabesi vardı. Sonra önce Sureyi Hz. Ömer’e vererek sahabelere yüksek sesle okumasını söyledi. Hz. Ömer (ra) sordu: - “Ya Resulallah! Allah'ın bize müjdelediği fetih bu mudur?” dedi. Peygamberimiz (sav): - “Evet! Ya Ömer b. Hattab! Gerçek fetih insanların kalplerini imana ısındırmak, imanın ve Kur’ânın yüce hakikatlerini akıllara, kalplere ve gönüllere yerleşmesini sağlamaktır. Bu da insanların hissiyattan ve düşmanlık duygularından arınmış olarak Kur’âna yönelmesi ile mümkündür. İman ve Kur’an hakikatleri onu anlamaya yönelen akıllara ve kalplere kendisini sevdirir. İşte asıl fetih budur. Buna engel olan en büyük düşman ise düşmanlık ve savaştır” buyurdu. Hz. Ömer (ra) peygamberimizin (sav) bu sözlerinden sonra kalbi yatıştı ve aklı barışın savaştan çok daha hayırlı sonuçlar doğuracağına ikana oldu. Daha önce yapmış olduğu itirazdana dolayı son derece pişman oldu. Gözyaşları içinde peygamberimizden (sav) özür diledi ve “Yâ Resulallah! Beni affet ve benim için Allah’tan bağışlanma dile!” dedi. Sonra bu tövbesinde samimi olduğundan dolayı kefaret olarak bir sene oruç tutmayı adadı… Etiketler: Hudeybiye Hudeybiye Antlaşması Hudeybiye Barışı Hz. Osman Hz. Ali Hz. Ömer Fetih Suresi Fetih Barış |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|