|
Sayfa 2 Toplam: 2
İttihat ve Terakki Fırkası’nın yapılanması ve bunun oluşturduğu ideoloji Türkçülüğe dayandığı gibi sivil-asker yönetici-elitin partinin kurmay ekibinin devletçiliği yanında “usul-i meşveret” “genel ahlakı korumak” “insanlık ve uygarlığa hizmet etmek” gibi amaçları da vardı. (Age, 38)
İttihat ve Terakki Cemiyeti resmen görev almamakla beraber fiilen ülke siyasetini yönlendiren bir güçtü. İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasındaki politik mücadele çok şiddetli geçmiştir. İttihat ve Terakki henüz partileşmediği ve mecliste çoğunluğu olan bir cemiyet halinde bulunduğu 1911 yılında boşalan bir İstanbul mebusluğu için yapılan ara seçimde Hürriyet ve İtilaf Fırkası adayının kazanması üzerine İttihat ve Terakki taraftarlarınca Meclis-i Mebusan dağıtılmış ve 1912 seçimleri İttihat ve Terakki’nin iktidarı altında yapılmıştır. Bu dönemde Sait Paşa hükümeti (Eylül 1910 – Temmuz 1912) iktidarda bulunuyordu.
18 Ocak 1912 seçimlerinde “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”na karşı her türlü yasadışı önlemlere başvurulduğu için bu seçimler “Sopalı Seçim” olarak tarihe geçmiştir. Bu nedenle meclise “Hürriyet ve İtilaf Fırkası” mensubu altı milletvekili girebilmiştir. Arnavutluk mebuslarının da devre dışı kalması bilhassa Arnavutluk İsyanına sebep olmuştur. (Ahmet Turan Alkan, İkinci Meşrutiyet Devrinde Ordu ve Siyaset, İstanbul- 2001, s. 153-154) 1912 Temmuzunda Arnavut İsyanı olarak bilinen ayaklanma baş gösterdi. Balkanlarda siyasi durum Osmanlı’ya oldukça zor durumlara düşürüyordu. 8 Ekim 1912 tarihinde başlayan Balkan Savaşı kısa sürede felakete dönüşerek Arnavutluk, Manastır, Selanik ve Batı Trakya’nın kaybına kadar gidecek olan bir süreç başlamış oldu.
2. Halaskarân-ı Zabitan Olayı:
Şiddet şiddeti doğurmuş Arnavutluk İsyanı ve muhaliflerin meclis dışında kalması ordu içinde de şiddetli bir tepki doğurarak “Halaskaran-ı Zabitan” (Kurtarıcı Subaylar) adı altında muhalefetin bir araya gelmelerine sebep olmuştur. Bu hareketin bel kemiği ordu içinde yapılanmış olması yanında Prens Sabahattin ve Rıza Nur gibi etkili isimlerin de sivil desteğini alarak 16 Temmuz 1912 de bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Sait Paşa hükümetini istifaya zorlamış ve Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partiler üstü bir hükümetin kurulmasını sağlamışlardır. Bir müddet sonra Ahmet Muhtar Paşa istifa etmiş ve yerine Kâmil Paşa kabinesi kurulmuştur.
3. Bâb-ı Âlî Baskını:
İttihat ve Terakki mensupları iktidardan uzaklaştırılmalarını kendilerine yedirememişlerdir. Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne’yi kurtarma bahanesi ile “Hürriyet Kahramanı” olarak öne çıkardıkları Enver Paşa önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi “Bab-ı Âli”de toplantı halinde olan Bakanlar kurulunu basarak Harbiye Nâzırı (Savuma Bakanı) Nazım Paşayı öldürmüşler ve Sadrazam Kâmil Paşa’yı istifaya zorlamışlar ve Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Mahmut Şevket Paşa’yı sadrazam ilan etmişlerdir. (23 Ocak 1913) Ama ne var ki 30 Mayıs 1912 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması ile kendileri de Edirne’yi Bulgaristan’a bırakmak zorunda kalmışlardır. Böylece ilk askeri darbe olan Bâb-ı Âlî Baskını başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
11 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabası içinde suikasta kurban edilir. Bu durum üzerine ülkede olağanüstü bir durum yaşanır ve iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi Şevket Paşa cinayeti ile ilgili 15 kişiyi idam eder, pek çok gazeteci ve fikir adamını Sinop Kalesine sürgün edilir. Halaskarlar ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarları dağıtılırlar.
4. Dünya Savaşına Katılma Kararı:
Mahmut Şevket Paşanın öldürülmesi üzerine Said Halim Paşa sadrazamlığa getirilir. Devlet bundan sonra Enver, Talat ve Cemal Paşa üçlüsünün beraberliğinde yönetilmeye başlar. 1913 Eylülünde Bulgaristan ile Edirne’nin Osmanlı’da kalması ve Meriç nehrinin sınır olarak kabul edilmesini sağlayan anlaşmayı imzalaması üzerine padişah tarafından “İmtiyaz Nişanı” ile onurlandırılır. 1914 yılında Said Halim Paşa Yalısında Almanya Sefiri Baron Wangenheim ile ittifak anlaşması imzalanarak Almanların safında I. Dünya Savaşına katılma kararı almışlardır.
Said Halim Paşa 1915’de Hariciye Nâzırlığın’dan ve 1917’de Sadrazamlıktan çekilir. Yerine Talat Paşa Sadrazam olur. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakları geri almak için çalışırlar ancak daha çok toprak kaybının önüne geçemezler. 1918 yılına kadar Kanun-i Esaside altı kez değişiklik yapıldı ve bunların çoğu “Seçim Kanunu” ile ilgiliydi.
5. 1912-1918 Savaş Yıllarında Bediüzzaman:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1913-1916 yılları arasında Van’da “Medresetü’z-Zehra”nın temelini atarak Horhor Medresesinde eğitim hizmetlerine devam ediyordu. Bu arada Şeyh Selim’in “İttihat ve Terakki Hükümetlerinin” ve Meşrutiyetin “Hürriyet” havasından istifade ederek ahlaksızlığın yayılmasına, azınlıkların yani Yahudi, Ermeni ve Rumların hürriyetten istifade ile serbest faaliyet göstermelerine tepki olarak isyan etmesine “Baştakilerin, komutan ve idarecilerin günah ve haksızlıklarının kendilerine ait olduğu, bu nedenle asayişin ihlal edilemeyeceği ve isyana kalkışılamayacağını ifade etti. Millet irşat edilmelidir” diye karşı çıktı.
1914 Rus işgalinin başlaması ile gönüllü Alay Komutanı olarak savaş meydanına atıldı talebelerinin pek çoğunu savaşlarda şehit verdi. Kendisi de iki talebesi ile Bitlis Savunmasında Ruslara esir düştü. (2 Mart 1916) 1916-1918 yılları arasında Kosturma’da esaret hayatı yaşadı ve Rusya’da 1917 yılında Komünist İhtilali karışıklıklarından istifade ederek firar edip 1918 yılında İstanbul’a avdet etti.
Sonuç:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ulema ve medrese talebelerinin “Allah'ın hükmü ile hükmetmeyen kâfirlerdir” diyerek karşı çıktıkları Meşrutiyeti daima müdafaa etmiş, temel prensiplerinin Asr-ı Saadetten, Şeriattan ve Kur’ân-ı Kerimin “Meşveret” prensibinden kaynaklandığını ifade etmiştir. Ancak siyasilerin kendi aralarındaki mücadelelerine asla karışmamıştır. Bediüzzaman’ın Meşrutiyet konusundaki fikir ve düşünceleri “İlke ve Fikir Odaklı” olmuş, fırka ve şahıs odaklı olmamıştır. Meşrutiyetin “Adalet, meşveret ve kanun hâkimiyeti” prensiplerine oturması gerektiğini müdafaa etmiş, parlamenter sistemi savunmuştur. Siyasilerin aralarındaki şiddete daima karşı olmuştur. Bu husus ayrı bir makale ve araştırma konusudur. Bu nedenle Bediüzzaman 1913-1918 yılları arasında İstanbul’daki siyasi çalkantıların hiçbir yerinde olmamıştır. Bununla beraber “Ahrarlar” olarak takdir ettiği “Hürriyetçileri” ister “İttihat ve Terakki Cemiyeti” ister “Hürriyet ve İtilaf Fırkası” isterse “Osmanlı Ahrar Fırkası” içinde bulunsunlar fikir bazında desteklemiştir. Etiketler: Meşrutiyet II. Meşrutiyet Bediüzzaman Osmanlı Hürriyet Kanun-i Esasi İttihat ve Terakki Fırkası Hürriyet ve İtilaf Fırkası
|