| İngiliz Siyaseti ve Günümüz |
|
|
|
| Cumartesi, 07 Ocak 2012 | |
|
Böylece “İngiliz siyasetinin hassa-i mümeyyizesi, yani en belirgin özelliği fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikap etmek, yalancılık, tahripkârlık, hariçte menfiliktir. Fenalık ve ahlâk-ı seyyie siyasetine vasıta olduğu için her yerde ahlâk-ı seyyieyi, en alçak huyları himaye ederek teşci eder” (Eski Said Dönemi Eserleri, Tuluât, s.537) ifadeleri ile İngilizlerin siyasetteki başarılarını anlatır. İngilizler bu yıkıcı ve menfi siyasetleri ile herkesin ve her milletin zafından istifade etmesini bilmiş ve kendis siyasi amacın hizmet ettirmiştir. Çünkü yapmak zor, yıkmak kolaydır. Bir adam bir binayı bir senede yapar, ama bir dakikada yıkıp harap edebilir. İngilizlerin takip ettiği siyaset de yıkıcıkık ve tahrip üzerinedir. Zahiren tel’in eder, gizlice teşvik eder, bir taburu fitnesiyle ihtilale verir. Siyasetinin vasıtası fenalık ve her nevi ahlâk-ı seyyiedir. Her yerde ahlâk-ı seyyieyi teşci eder. Hâl-i âlem siyaseti buna delildir. Bediüzzaman hazretlerine “Neden İngilizlerden bu kadar nefret ediyorsun ve musalaha istemiyorsun?” dedikleri zaman “Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedit görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. Çekirdek halinde bulunan secâyâ-i seyyieyi içimizde inkişâf ettirdi. Hayatın yarası iltiyam bulur/iyileşir, izzet-i islâmiye, nâmus-u millînin yarası pek derindir. Edirnekapı camiinde bir İslam hocasının lisanıyla Venizelos gibi şeytan zâlime dua ettirdi. Merkez-i hilâfet olan İstanbul’da Müslümanlar lisanıyla hizbu’ş-şeytan olan İngiliz ve Yunan askerlerini halaskâr/kurtarıcı ve tathîr/temizleyici ilân ve karşısındaki gürûh-u mücâhidîni cani ve zalim söylettirdi” (ESDE, 574) demektedir. Ahirzamanda gelecek olan din yıkıcısı ve şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip edecek olan Süfyan’ın birinci yardımcıları Yahudiler olduğu ve kendisi Yahudiler içinde dünyaya geleceği gibi, ikinci destekçi ve teşvikçisi de İngilizler olduğunu Bediüzzaman ifade etmektedir. İngilizlerin müstemlekât Nazırı yani Sömürgeler Bakanı Lord Gladiston “Bu Kur’ân İslâmların elinde bulundukça, biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ân’ı onların elinden kaldırmalıyız yahut Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız” (Tarihçe-i Hayat, 123) diyerek İslam’a ve Kur’âna gizli planını uygulamaya koyanlar elbette peygamberimizin (sav) haber verdiği “Süfyan ve komitesi” olmalıdır. Nihayet Lozan’da “Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâm’ı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulus birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.” vaadi ile kinini kusmuş, “Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek” (Emirdağ Lahikası, 537) planını uygulamaya koymuştur. Bu şeytanî ve süfyâni siyasetin karşısında “Ben de Kur’anın sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu tüm dünyaya ispat edeceğim” diyen Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin takip ettiği müceddidî siyaset ancak galip gelebilir. Onların oyununa gelen ve yolundan gidenlerin takip ettiği bir siyasetle İslam siyasetine hizmet etmek mümkün değildir. Bu nedenle Bediüzzaman İngilizlerle musalahaya dahi yanaşmıyor. Günümüzde Afganistan, Irak, İran, Mısır ve Filistin gibi İslam ülkelerinde meydana gelen ve adına “Arap Baharı” denen olayların arkasında da bundan yüz sene önce yapılan planlar ve o planların arkasında yine İngilizler yer almaktadır. ABD ve İngiltere İttifak’ının olmadığı bir planın uygulanması zaten mümkün görünmemektedir. Osmanlı’nın yine İngilizlerin oyunları ile yıkılmasından sonra dünya siyasetine yön veren İngiliz milleti olmuştur ki İngiltere bunun başını çekmekte ve ABD’de gücü ile ona destek olmakta, Yahudi’de onların arkasında siyasetlerini yürütmektedirler. 19. Yüzyıl sonunda İngiltere’de iktidara gelen Liberal Parti politika olarak Osmanlı’nın Avrupa’dan bütün ağırlıkları ile çekilmesini, Mısır ve Hindistan’ı hâkimiyeti altına almayı hedefliyordu. Bunun için doğuda Ermeni’leri isyana teşvik ettiği gibi, Yunanlıları da isyana zorluyordu. Bunu yeterli görmeyen Gladiston “Türklerin manevi gücü olan Kur’ânı ortadan kaldırmayı veya onu kendi elleri ile terk edecek olan nesilleri yetiştirmeyi, yani eğitim politikalarını da belirlemeyi” hedefine koymuş, uygulamaya koyacak olanları yetiştirmekle bu hedefine ulaşmayı istiyordu. Gladiston’a göre bir havuzu boşaltmak için havuza gelen suyun mecrasını değiştirmek ve sudan mahrum bırakmak en iyi politikaydı. Bunun için acele etmeye de gerek yoktu. İngilizlere göre bir devleti içten çökertmenin ikinci yolu devletin “Maliye ve Ekonomi Politikalarını” yönlendirmek, borçlandırmak ve borcunu ödeyemez duruma gelince satratejik önemi olan gelir kaynaklarını satın almaktı ki bu politikası ile 1875 yılında Hidiv İsmail Paşa Süveyş Kanalı tahvillerini İngiltere’ye satmak durumunda kalmıştı. Ayrıca borçtan kurtulmak ve maliyeyi düzeltmek için 2500 Mısır Subayı’nın işine son verilince ayaklanmalar çıkmış ve bundan yararlanan İngiliz ve Fransızlar 1882 yılında Mısır’ı işgal etmişlerdir. Dünün İngiliz politikaları ile günümüz politikaları arasında değişen fazla bir şey yoktur. İngilizler dün Müslümanları kullanarak İslam dünyasını hâkimiyetleri altına almışlardı. Bu gün de yine kendi siyasi emellerine alet ettiği Müslümanlarla hakimiyetlerini devam ettirmek ve güçlendirme politikalarından vazgeçeceklerini sanmak gerçekten büyük aptallık olacağını düşünüyorum. Etiketler: İngiliz Siyaseti Bediüzzaman Osmanlı Devleti Fitne İhtilaf Propaganda Şeytan Yalancılık Arap Baharı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|