Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow İRTİCA NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Advertisement
İRTİCA NEDİR, NE DEĞİLDİR? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 20 Haziran 2008
Yazı Index
İRTİCA NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Sayfa 2


M. Ali KAYA
İrtica tartışmalarının Tanzimat’tan itibaren başlayıp, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yoğunlaşarak devam ettiği görülmektedir. İki asra yakın uzun bir zaman geçmesine rağmen maalesef irtica kavramı ile ilgili bir ortak kültür oluşturulamamıştır. Bu kavram bir türlü yerli yerine oturtulamamıştır. Günümüzde yapılan irtica tartışmaları, gerek muhteva ve gerekse üslup bakımından Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tartışmaları andırmaktadır. Bu da irtica konusundaki farklı bakış açılarının değişmediğini göstermektedir.


Terakkinin zıddı olan irtica kelimesi, Arapça "Ricat" kökünden türetilmiştir. “İstif’al” babından “İrtica” olarak dilimize girmiştir. Lügatte “Geri dönmek” demekolan bu kelime Türkçe’mizde; toplumda yeniliklere değer vermeyip, her yönüyle eskiyi özlemek veya eski düzeni getirmeye çalışmak anlamını ifade eder. Bu kelimenin batı dillerindeki karşılığı, "Etkiye karşı, tepki göstermek" manasına gelen bu kavram, İngilizce’de "Reaction", Fransızca’da "Réaction" ve Almanca’da "Reaction" kelimeleriyle karşılanmaktadır.


İrtica kavramı dinî alanda da farklı biçimlerde algılanmaktadır. Bir yönüyle, dinden sapmak, tekrar cehalet ve şirk hayatına dönmektir. Örneğin, Hz. Ebu Bekir’in hilafeti döneminde, Yemen ve Necd Araplarından bir kısmı daha önce İslam’a girdikleri halde Cahiliye dönemindeki örf, adet ve batıl inançlarına geri dönmeye teşebbüs etmeleri, özellikle zekât vermemeleri ve savaşlarda görev almaktan kaçınmaları adı geçen halife tarafından şiddetle mücadele edilmesi gereken irticaî bir hareket olarak görülmüştür.


Gerçek anlamda irtica, dinin özünden uzaklaşmak ve dini, temel ilkelerine aykırı olarak algılamak ve yorumlamaktır. Buna göre irtica, kendini dindar sanan kimselerin, bilerek veya bilmeyerek din kurallarından uzaklaşması, dinin özünü bir tarafa bırakmasıdır. İslâm’ın zahirine sıkı sıkıya bağlı kalmanın esas olduğunu ileri sürüp, bu esasa riayet etmeyen insanları dışlayan, onlara hayat hakkı tanımayan Haricilerin hareketi bu konuda bize çok iyi bir örnektir.


Şu halde, irtica dinden geriye dönüş ve hakdan ayrılmadır. Dinin irtica ile alakası dinin yanlış anlaşılmasından ibarettir. Din irticayı reddeder. Her iki kavram, birbirinden farklıdır. Ancak, günümüzde dini bilmeyen aydınlar irticayı din ile karıştırmaktadırlar. Esas itibarıyla irticanın göz önünde bulundurulması gereken yönü, sosyal boyutudur. Din alanındaki irtica kavramı da, sosyal alandaki tanımının dine uygulanması şeklindedir.


Kur’anda İrtica (=Cahiliye)
“CHL” kökünden türemiş olan “Cehalet” kelimesi “bilgisizlik” anlamından ziyade “yanlış bilmek” anlamında kullanılmaktadır. Kur’an bilmemeyi “Ümmi” kelimesi ile ifade eder. Nitekim peygamberimiz (SAV) okuma yazma bilmediği için “Nebiyy-i ümmi” olarak isimlendirilirken zamanına göre iyi bir eğitim almış olan Ömer Bin Hişam, “Ebu Cehil” yani “cehaletin babası” olarak isimlendirilmiştir. İslamiyet “OKU !” emri ile başladı ve en büyük mücadelesini cehalete karşı verdi, vermeye de devam etmektedir.


Cehalet İslamın en büyük düşmanıdır. Bunun için İslamiyetten önceki vahşet dönemine “Cahiliyye Dönemi” denmekte, o zamanki adetlere de “Adât-ı Cahiliyye” denilmektedir. Bu vahşi adetlerin en belirgin ve en mühim olanlarını Kur’an-ı Kerim açıkça ifade ederek bunlardan kaçınmayı emretmiştir. Bunlardan anlaşılmaktadır ki “Cahiliyye” bir dönem olmaktan ziyade bir zihniyettir. Bu zihniyet her zaman hükmünü icra etmek için fırsat ve zemin bulabilir. Yoksa geçmişte kalan bu adetlerin bizi ve Kur’anı ilgilendirmemesi gerekirdi.


Kur’an-ı Kerim “Cahiliyye” ifadesine dört ayetinde, dört ayrı âdeti konu edinerek yer verir. Nuzül sırasına göre bu ayetlere baktığımız zaman:


1. Zann-ı Cahiliyye (=Şirk ve Küfür) :
Yüce Allah bu ayetinde münafıkların cahiliyye zamanındaki gibi Allah hakkında yanlış inanca kapılarak Allah’ın Rasülüne yardım etmeyeceğini düşünerek kendi canlarının kaygısına düşmelerini “cahiliyye kafası ve zannı” olarak nitelendirir. Kalplerindekini onlarabildirerek inanç konusunda şüphelerin ve yanlış itikatların “cahiliyye zannı” olduğunu bildiriyor.


2. Teberücü’l Cahiliyye (=Açıksaçık gezinme) :
Kur’an-ı Kerimde yüce Allah peygamber hanımlarına ve dolayısıyla tüm kadınlara hitap ederek “Cahiliyye kadınlarının açıksaçık kıyafetlerle gezmesi gibi gezinmemelerini, namazı doğru şekilde kılmalarını ve evlerinde edep ve hayâ ile oturmalarını” emreder. Bu ayetten de anlaşıldığına göre kadınların açıksaçık gezmeleri ve tesettürün kaldırılmasını cahiliyye âdeti olarak göstermektedir.


3. Hamiyyet-i Cahiliyye (=Kabile ve ırk taassubu)
Kur’an bize islamdan önce kâfir ve müşriklerin kalplerindeki cahiliyye gayreti ve taassubu olan ırkçılık ile hareket ettiklerini haber veriyor. Buna karşılık müminlerin Allah korkusu ve takvaya dayanan iman gayreti ile hareket etmelerinin elzem olduğunu bildiriyor.


4. Hükm-ü Cahiliyye, (=Cahiliyye Devrinin Siyaseti)
Yüce Allah cahiliyye hükmü ile siyasi olarak istibdadı ve hak ve hüriyetlerin gasbını Allah’ın koyduğu siyasi hükümler olan Hürriyet, Adalet, işi ehline vermek ve Kanun hâkimiyeti yerine insanların zülmü ve zorbalığı netice veren keyfi idarelerini kast ederek “Onlar cahiliyye devrinin hükmünü mü arıyorlar” buyurarak istibdadın her nevini netice veren, kanun ve nizam tanımayan idareleri “Cahiliyye idaresi” olarak isimlendiriyor.


Cahiliyye devrinden kasıt bedeviyettir. Kur’anın nazil olmasından önce insanlık bedeviyet devrini yaşıyorlardı, Peygamberimiz (SAV) in Yesrib’e hicretinden sonra kurduğu medeniyet ile insanlık bedeviyetten kurtularak medeniyet ile tanıştı bunun için Yesrib, Medine olarak isimlendirildği gibi, insanlık da “İman; Ahlak, Hürriyet, Adalet ve idareyi seçim ile ehline verme” yi Medine’ den ders aldı ve buna “Medeniyet” dedi. Bundan önceki devri de “Cahiliyye” olarak ismlendirdi.


Cahiliye dönemi, “Bilgisizlik” ve “Barbarlık” anlamlarına da gelmektedir. Farabi de “El-Medinetü’l-Fazıla” isimli eserinde “Zorba Sitesi” anlamında “El Medinetü’l-Cahile” demektedir. Bu dönemin en belirgin özelliği ırkçılık ve kabilecilikliktir. Nitekim Peygamberimiz (SAV) Medine’de Evs ve Hazrec kabileleri arasında çıkanbir sürtüşme neticesinde kabileciliği çağrıştıran şiirler okununca “Ey müslümanlar! Allah’tan korkun. Beni aranıza gönderen Allah sizi İslam ile şereflendirmiş ve küfürden uzaklaştırıp, cahiliye zihniyetinden kurtarmış, sizi birbirinize dost yapmışken nasıl oluyor da Cahiliye davası ile birbirinize düşebiliyorsunuz?” buyurarak ikaz etmiştir.


 
< Önceki   Sonraki >