Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow İslamda Seçme ve Seçilme Hakkı
Advertisement
İslamda Seçme ve Seçilme Hakkı PDF Yazdır E-posta
Pazar, 15 Mayıs 2011

M. Ali KAYA
Seçme ve Seçilme Hakkı: (Ehl-i Hal ve’l-Akd)
Kur’ân-ı Kerim yöneticilerin adil olması konusuna önem verir. Devlet başkanından ve idareciden istediği şey adalettir. Peygamberimizden (sav) sonra sahabeler hiçbir surette tevarüse dayanmayan bir “Cumhuriyet” yönetimi kurmuşlardır. (M. Hamidullah, İslam Peygamberi, 923)İslam bilginleri seçim ve hilafet konusunda çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır. Bazıları seçime herkesin katılması gerektiğini savunurlarken, bir kısmı da belli şartlar ortaya koymuşlardır. Seçim meselesi seçmenler, seçilenler ve seçim usulü olmak üzere üç temel üzerine oturmaktadır. Biz bunları ayrı ayrı ele alıp inceleyeceğiz.

Seçmenin seçilenlere bağlılığının simgesi “biat” yani “oy verme” şeklindedir. Buna bir çeşit “sadakat yemini” demek de mümkündür. İslamda bu sadakat peygamberin şahsında doğrudan Allah’a yapılmış sayılır. Peygambere itaat etmeye yemin eden aslında Allah’a itaat etmeye söz vermiş demektir. Kur’ân-ı Kerim “Gerçekten sana biat edenler ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli ise onların eli üzerindedir” (Fetih, 48:10) buyrularak bunu ifade eder. Kadınlar da biat etmek isterlerse peygamber onların biatini kabul edebilir. (Mümtahine, 60:12) Bundan da kadınların da seçme hakkının olduğu çıkarılır. Seçme hakkı olanın seçilme hakkı da olacaktır. Seçmenler seçtiklerini azletme yetkisine de sahiptirler. Bu nedenle seçmenlere İslam literatüründe “Ehl-i Hal ve’l-Akd” yani “Seçenler ve azledenler” adı verilmiştir.

Peygamberimiz (sav) “Halkın sesi Hakkın sesi” dememiştir; ancak “Allah’ın eli, yani rahmeti ve yardımı cemaatle beraberdir.” “Ümmetim yanlışta ittifak etmez” buyurmuşlardır. Çoğunluğun görüşüne değer verilmesi ve saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etmiş ve ümmetine tavsiye etmişlerdir.  

1. Seçmenlerde Aranan Şartlar:
Birincisi,
akıl ve baliğ olmak. İkincisi, adalet şartlarını taşımaktır. Adalet, büyük günahlardan sakınan ve küçük günahlarda ısrarcı olmamak, yani, yalancılık, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi insanın şerefini lekeleyen bir kusurlarının bulunmamasıdır. Adalet insanın vakar ve şahsiyetine yakışmayan davranışlardan uzak olmak anlamına gelmektedir. Üçüncüsü de, din ve devlet işlerini düzenleyebilecek derecede seçilenleri tanıyacak ve kimin daha ehil olduğunu bilecek kadar bilgi ve görüşe sahip olmaktır.

Bir kısım fukaha, ayni hukukçu bilginler idareciyi seçecek olanların ekseriyete, yani çoğunluğa dayanması gerektiğini söylemişlerdir. Ancak adayların belirlenmesinde bir seçici kurun bulunması gerektiğinde görüş birliği vardır. (Mâverdi, Ahkâm-ı Sultaniye, 6-15) Her önüne gelenin aday olma gibi bir durum söz konusu olamaz. Elbette bir usul olacaktır ki İslam bilginleri bunun için bir takım usuller belirlemişler, bunları da ayetlerden, hadislerden ve sahabelerin uygulamalarından çıkarmışlardır.

Seçime seçme şartlarını taşıyan tüm müslümanlar katılacaklardır. Bir heyet bu seçimi yapacak olsa bu durumda bu heyetin kimler tarafından ve hangi şartlara göre seçileceği hususu ortaya çıkacaktır. Birkaç halife adayı ortaya çıkar ve bunların da taraftarları olursa kim hangi kriterlere göre seçilecektir? Müslümanlar arasında ittifak nasıl sağlanacaktır.

Bu ve benzeri soruların en güzel cevabı seçmenlerin oy kullanmaları ve çoğunluğu alanın seçilmiş olmasıdır. Buna da günümüzde “demokrasi” adı verilmektedir.

2. Seçilme Şartları:
Seçilecek olan adaylarda aranan bir takım şartlar vardır. Bunlar da hür olmak, ilim ve tedbir, rey ve görüş sahibi olmak.
Müçtehit olmasa da içtihatların kaynaklarını bilecek kadar hukuk bilgisine sahip olmalıdır. Ayrıca mazlumun hakkını zalimden almaya kadir olmak ve adalet sahibi olmaktır. Seçilmek isteyenlerin zamanın en faziletlisi olması, günahsız ve masum olması, Kureyş Kabilesi gibi seçkin bir kabileye sahip olması şart değildir.

Milletin vekili olabilecek olanların ayrıca göz, kulak gibi hislerin sağlam olması, akılca ve vücutça sıhhatli ve sağlam olması ve halkı idare edebilecek siyaset ilmine vakıf olması gibi şartların kendisinde bulunması gerekir. (Ahkâm-ı Sultaniye, Maverdî, s. 77)

Seçilen yöneticiyi yine seçmenlerin azletme, yani yeniden seçmeme yetkisi vardır. Seçim sistemi kendisini her dört veya beş senede bir yenilediği zaman seçmenler yeni idareciyi seçer ve eskisini azledebilirler. İslam bilginleri buna bu şekilde hükmetmişlerdir. (Seyid Şerif Cürcanî, Şerhu’l-Mevâkıf, 3:265) Ancak imam sadece fâsıklığı ve günahkar olması sebebi ile azledilemez. İdareciliğindeki liyakatsizliği sebebiyle azledilir, yani yeniden seçilemez. (Harputî, Tenkîhu’l-Kelâm Fî Akâidi’l-İslam, 431)

İslam bilginleri bu konuda yetkinin seçmenlerde, yani halkta olduğunu kabul etmişler ancak nasıl uygulanacağı konusunda görüş belirtmemişlerdir. O zamandaki istibdat yönetimleri, demokratik yöntemlerin bilinmemesi seçim konusunda fikir beyan etmelerine fırsat vermemiştir. Demokrasi “Seçim Sistemi” ile İslam’daki “Seçim” hükmü uygulama imkanına kavuşmuş oldu. Böylece halkın idareciyi seçmesi ve kifayetsiz ve liyakatsiz gördüğü zaman azletmesi kolaylaşmış ve bir sisteme oturmuş oldu.

İdarecinin yeniden seçilmemesi veya seçimle azledilmesi iki temel şarta bağlıdır. Birincisi, adaleti tek etmesidir. İkincisi de idarecide ortaya çıkan hastalık, sakatlık ve inanç bozukluğunu olduğunu ifade etmişlerdir. (Ömer Nesefî, Akaid, 202)

3. Seçim Usulü:
İdarecilik ve imamlık şartlarını taşıyan birisinin idareye geçebilmesi için seçilme şartı vardır. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaate göre imamın/idarecinin iş başına gelebilmesi seçilme şartına tabidir.
Bilhassa halife atama usulü ile iş başına getirilemez. Bu konuda “hâkimiyet seçmenlere, yani halka aittir.” Seçim de üç-dört şekilde gerçekleşebilir. Peygamberimiz (sav) kendisinden sonra yerine vekil bırakmayarak işi müslümanlara bırakmış, onlar da Kur’ânın “Şura” emrine uyarak seçim işini aralarında meşveretle halletmişlerdir. 

Birincisi: Ümmetin bir halife adayında ittifak ederek biat etmesidir. Hz. Ebubekir’in (ra) seçilmesi böyle bir ittifak sonucu olmuştur. Medine’de 33 bin sahabe ittifakla Hz Ebubekir’in (ra) huzuruna gelerek bizzat biat edip hilafetini tebrik ve bağlılıklarını izhar etmişlerdir. Bunların içinde kadınların da bulunması kadınların da oy vererek reylerini izhar edebileceklerini göstermek için yeterlidir.

İkincisi: Halifenin kendisinden sonra veliaht tayin etmesi ve halkın da bu gösterilen adaya biat etmesi, yani oy vermesi iledir. Hz. Ebubekir (ra) Hz. Ömer’e işaret etmiş, ümmet de onu halife seçmişlerdir.

Üçüncüsü: Müslümanların kendi aralarından seçtikleri bir “Meşveret Heyetinin” halife adayını belirlemesi ve ümmetin de onu kabul ederek biat etmesi ve onaylaması şeklindeki bir seçim usulü ile halifenin seçimidir. Hz. Osman (ra) bu şekilde seçilmiştir.

Dördüncüsü: Müslümanların ekseriyetini bir halifenin etrafında toplanarak çoğunluğun biat etmesi iledir ki Hz. Ali (ra) bu şekilde halife seçilmiştir. Daha sonra Hz. Hasan’ın (ra) kısa süren hilafeti de böyle olmuştur. Muhalefette bulunan Hz. Muaviye (ra) ise azınlıkta kaldığı için meşru halife kabul edilmemiştir.

Bütün bu seçim şekilleri meşru seçim usullerindendir. Zamanımızda Demokrasi bunu geliştirerek “milletin elinde buluna hâkimiyet” prensibine “Seçim sistemi”muhalefet” ve “siyasi partiler” ve sandık usulü ile ortaya koymuştur.

İslam ile demokrasi bu noktada buluşmuş olurlar.


Etiketler:  Siyasi Partiler Seçim Seçim Usulü Seçme ve Seçilme Hakkı Oy verme Biat Cumhuriyet Seçim Sistemi
 
< Önceki   Sonraki >
CUMHURIYET
SEçIM
SIYASI PARTILER
BIAT