Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
İttihad-ı İslam Partisi PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 07 Mart 2011

Mustafa CAN
Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile siyasi partiler kurulmaya başlayınca dört eğilimi temsil eden “İttihat ve Terakki Cemiyeti” daha sonra 1912 yıllarında “İttihat ve Terakki Fırkası” şeklinde partileşmiştir.
Konjoktöre göre liberal ve hürriyetçi olmuş, bazen İslamcı, bazen de Türkçü politikalar uygulamıştır. İttihad-ı İslam Partisi kategorisinde ilk olarak kurulmak istenen parti ise 1909 yılında “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” adı altında kurulmuştur. Ancak henüz partileşme aşamasına gelmeden “Serbestî” “Volkan” gibi gazetelerdeki yazıları ile dikkatleri çekmiş ve Rumi 31 Mart (13 Nisan 1900) olayı ile henüz partileşmeden kapatılmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Din adına” ve bilhassa “İttihad-ı Muhammedî” gibi mukaddes bir isimle siyasi bir harekete girilmesine şiddetle karşı çıkarak “İttihad-ı Muhammedî”nin bir fırka olarak değil, bütün Müslümanları içine alan “İmana, ahlaka ve ilme hizmet eden bir cemiyet” olarak kalmasını istemiştir.

Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu söyler. Bu şartlara uygun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini ifade eder. İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini belirtir ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hâkim olduğu ve % 60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Hürriyet, Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır.

Bediüzzaman’ın din adına siyasi bir parti kurulacaksa bunun ancak % 60-70 tam mütedeyyin olma şartını” koyar. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 746) Tam mütedeyyin olmak ise farzları yapıp haramdan kaçan ve peygamberin sünnetine uygun yaşayan halkın ve idarecilerin % 60- 70’idir ki bu ancak “Asr-ı Saadet” dönemine hastır ve günümüz şartlarında kıyamete kadar böyle seçkin ve ideal bir toplumu oluşturmak gerçekten imkânsızdır.

Bu nedenlerle “İttihad-ı İslam Partisi” potansiyel olarak vardır, ama pratikte, sosyal hayatta ve günümüz şartlarında böyle bir parti kurulması imkânsızdır ve gerçekte de buna cesaret edilmemiştir. Dini alet eden partiler de İttihad-ı İslam anlamında değil, “Millet Partisi” ve türevlerine aittir.

İttihad-ı İslam manasında bir parti 1951 yılında Cevat Rıfat Atilhan ve arkadaşları tarafından kurulmuş ancak 1952 yılında kapatılmıştır. Bediüzzaman bu partinin kurulmasından sonra talebelerini ikaz etmiş ve böyle bir partiye destek verilmemesini istemiştir.

İslam Demokrat Partisi 1951 yılında Cevat Rifat Atilhan tarafından kurulan ve “İslam” kimliği ile ortaya çıkan ilk siyasi oluşumdur. Kurucu üyeleri Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Acarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ. Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, Mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür gibi isimlerdir.

27 Ağustos 1951 tarihinde resmen kurulan ve genel başkanlığına Cevat Rifat Atilhan’ı getiren İslam Demokrat Partisi kısa sürede 10 ilde 150 şube açtı. 2000 üzerinden üye kaydı yaptı. Parti “Partimiz mü’minlerle doludur.” “Mü’minler birleşin” “Refah ve saadet güneşi Kur’an ile doğacaktır” gibi din kaynaklı sloganları ile öne çıktı. (Sadık Albayrak, Türk Siyasi Hayatında MSP Olayı, İstanbul-1986, s. 24)

Günün dindar basını Demokrat Partiyi eleştirirken İslam Demokrat Partisini öven yazılarla dindar halkı bu partiye kanalize etmeye çalışıyordu. Bunların başında Eşref Edip’in “Sebilürreşad, Büyük Cihad, Hür Adam, Büyük Doğu, Yeşil Bursa, Serdengeçti” gibi gazete ve dergiler “DP ile CHP arasında fark yoktur” diye İslam Demokrat Partisini hararetle savunuyorlardı.

Ama ne ki “İslam Demokrat Partisi” Cemiyetler Kanunu’nun 24. Maddesini ihlalden dolayı mahkemeye verildi ve 3 Mart 1952 tarihinde mahkeme kararı ile kapatılarak Genel Başkan Cevat Rifat Atilhan ve 15 kurucu üye hakkında tahkikat başlattı.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hayattadır ve siyasi gelişmeleri yakından takip etmektedir. Din adına ortaya çıkılmasına karşıdır. Zira dinin siyasi ve dünyevi işlere alet ve tabi edilmemesi gerektiğini, şayet din adına ortaya çıkılırsa bu durumda dünyevi olan ve dünya işlerini düzenlemek amacı ile kurulan ve iktidarı hedefleyen ve ister istemez menfaat mücadelesine dönüşecek olan böyle bir mücadelenin dine zarar vereceğini savunur.

Bediüzzaman sadece tavsiye ve ikaz ile kalmaz tavrını da ortaya koyar. Talebelerinin böyle bir siyasi oluşuma destek olmaması ve kutsi “İman Hizmetini” siyasi düşünce ve mücadelelere alet etmemeleri gerektiğini, bu nedenle de “din adına” ortaya çıkan partilere destek olmadıkları gibi tavır koymaları gerektiğini ders verir. Talebelerine şöyle bir mektup gönderir:

“Aziz Sıddık Kardeşlerimiz!
Eşref Edip kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve Sebilürreşad’da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahitlerinden bir kardeşimdir. Ve Nurun bir hâmisidir. Ben vefat etsem de, Eşref Edip Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum. Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok. Ve Risale-i Nur, rıza-i İlâhîden başka hiçbir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur’un mensupları, içtimaî ve siyasî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebilürreşad, (Büyük) Doğu gibi mücahitler iman hakikatlerini ehl-i dalâletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz-fakat siyaset noktasında değil. Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost–düşman, derste fark etmez. Hâlbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nuru hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.

Hem Nur Risâleleri küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altındaki anarşiliği ve üstündeki istibdad-ı mutlakı kırdığı cihetle, bir nevi siyasete teması var tevehhüm edilmiş. Hâlbuki Nurun tercümanı, bir tek mesele-i imaniyeyi dünya saltanatına değişmediğini mahkemelerde dâvâ edip yirmi beş sene tarz-ı hayatıyla ve emarelerle ispat etmiştir.” (Emirdağ Lâhikası, s. 281)

Bu ikazlar üzerine Risale-i Nur Talebeleri din adına ortaya çıkan bu oluşuma destek olmamış ve DP içinde her ne kadar Masonlar, şarhoşlar ve günahkârlar bulunsa da, madem Demokrat Partinin siyaseti doğrudur, bu parti içinde bulunan siyasetçilerin yanlışlarına bakmadan DP’ye desteklerini devam ettirmişlerdir. Hatta 1957 seçimlerinde Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bizzat sandık başına giderek “Bana Demokrat Partisinin oyunu verin!” diye açıkça ihsas-ı rey yaparak oyunu kullanmıştır.

Bediüzzaman’dan ve Risale-i Nurlardan istikametli siyaset dersini alan Risale-i Nur Talebeleri daha sonra 20 Aralık 1955 tarihinde DP’den ayrılanların kurduğu ve genel başkanlığını Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun yaptığı, Ekrem Hayri Üstündağ, Turan Güneş,  Ekrem Alican, İbrahim Öktem, Fethi Çelikbaş gibi Liberal Demokratların kurduğu “Hürriyet Partisine” destek olmamışlardır. Parti 1957 seçimlerine katılarak % 3.8 oy almış ve Burdur’dan dört milletvekili çıkarmıştır. Parti daha sonra 24 Kasım 1958 tarihinde kendisini feshederek CHP’ye iltihak etmiştir. Hürriyet Partisi kurucularından Ekrem Alican 1960 ihtilalinin destekçisi ve Maliye Bakanı olmuş ve Kurucu Meclisin başkanlığını yapmıştır. 1961 yılında (YTP) Yeni Türkiye Partisi’ni kurmuştur. Sakarya milletvekili seçilmiş ve İnönü hükümetinde koalisyon ortağı olmuş ve yine Maliye Bakanlığı görevine devam etmiştir.

1969 seçimlerinde AP’den Milletvekili adayı olmak isteyen Necmettin Erbakan bu partide kabul görmeyince MHP ve MP’nin kapısını çalar. Onlarla da anlaşamayınca Konya’dan bağımsız aday olarak seçime katılır ve Bağımsız Konya milletvekili olarak TBMM’ye girer. Bundan sonra “Milli Görüş” adı altında “Siyasal İslam” düşüncesinin liderliğini yapar ve mücadelesini verir. Çalışmalarına ilk olarak 5 Aralık 1969 tarihinde AP milletvekili Saadettin Bilgiç’le görüşerek yeni bir partinin kurulması için çalışmalara başlar. Saadettin Bilgiç onu “Siyasette acemi olduğunu” söyleyerek yeni bir siyasi oluşum fikrini kabul etmez. Ancak YTP’den Süleyman Arif Emre ve MP’den Fehmi Cumalıoğlu ile görüşerek onları yeni parti kurmaya ikna eder. Her iki isim partilerinden istifa ederek 26 Ocak 1970’de MNP’yi (Milli Nizam Partisi) kurarlar. Ne gariptir ki bu partinin felsefesini Eşref Edip ve Mehmet Akif’e dayandırırlar. Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu” mecmuası da buna destek verir. Büyük Doğu, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi isimlerin oluşturduğu bir ekoldür ve Nakşibendî Tarikatı temsilcilerinden Abdulhakim Arvasi’nin de hayranıdır ve bu geleneği hararetle savunanlardandır.

Necip Fazıl’ın önderliğinde çıkan Büyük Doğu mecmuası gerek CHF döneminde gerekse DP iktidarı döneminde yürüttüğü şiddetli muhalefetle iktidarın tepkisini çekmiştir. Defalarca mahkemelik olmuş ve dergi zaman zaman kapatılmıştır. Dergi 1940-80 arası dönemde “İslamcı Ekol” “Siyasal İslam” düşüncesinin hararetli savunucusudur. Bu ekolden beslenenler genellikle “Milli Görüş” çizgisini takip emiştir. Necip Fazıl 1978-80 yılları arası MHP’ye destek olmuş olsa da “Büyük Doğu Hareketi” Milli Nizam ile başlayan ve daha sonra Milli Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet Partisini desteklemiştir. Konjöktürel olarak ANAP’ı desteklemiş olsalar da ANAP’ın iktidardan düşmesinden sonra yine “Milli Görüş” çizgisine dönmüşlerdir. 1997’den sonra ise AKP ile yeni bir siyasi oluşum meydana getirmişler ve sistemle barışarak iktidara gelmişlerdir. Milli Görüş’ün radikal tabanı yine kurucusu Necmettin Erbakan ile devam etmekle beraber tabanı AKP’nin iktidarda olduğu sürece AKP’yi desteklemeye devam edecektir. AKP iktidardan şöyle veya böyle düşerse yine asıl çizgileri olan “Milli Görüş” noktasına dönüş olacaktır. Zira partiler kökenlerine bağlıdırlar.

Siyasal İslam manasındaki MP (Millet Partisi) kavramına dahil olan partilerin ortak özellikleri DP’nin (Demokrat Parti) Hürriyetçilik anlayışına karşı olmalarıdır. Zira söylemleri ne olursa olsun zihnen ve fikren istibdat ve baskı taraftarıdırlar. CHP zihniyetinde olduğu gibi cahil halkı adam etmek, tepeden bir şeyleri zorla kabul ettirmek isterler. Fıtraten istibdadı isterler; ama söylemlerinde hürriyetçi ve demokrat görünürler. Bu nedenle samimi değillerdir. Bu nedenle Demokratlara karşı daima diğer “namaz kılmayan kardeşleri” ile beraber olmayı siyasetlerinin gereği kabul ederler. Fakat işlerine geldikleri zaman hayatta olmayan demokratlara sahip çıkarlar. Çünkü onlar konuşamazlar ve kendilerini yalanlayamazlar. Hayatta olan demokratlara ise daima muhalefet ederler.

Bediüzzaman’ın tarifini yapmış olduğu “İttihad-ı İslam Partisi” kurulmuş değildir; ama potansiyel olarak, özlem olarak zihinlerde vardır. Din namına siyasetin de şartları çok ağır olduğu için peygamberden ders alan Asr-ı Saadetin “Hulefa-i Raşidin Dönemi” dışında % 60-70 tam mütedeyyin bir toplum oluşturmak da “Ahir zaman” şartlarında gerçekten zordur; belki imkânsızdır. Bu durumda Bediüzzaman’ın önerisi “Ehvenüşşer” olarak Demokrat, hürriyetçi, din ve vicdan hürriyetini esas alan, millete hizmeti rehber edinen ve “Şeâir-i İslamı” ihya eden demokratları din, vatan ve İslamiyet namına desteklemektir. Şayet böyle bir oluşum yoksa oluşması için çalışmaktır. Ama ne olursa olsun “dört eğilimi” bünyesinde barındıran “Millet Partisi” zihniyetine taraftar olmamaktır.

İslam Demokrat Partisi de zihniyet olarak İttihat ve Terakki’nin İslamcı kanadından çıktıkları, “Ahrar” tanımına girmedikleri için Millet Partisi geleneğini oluştururlar. Bu nedenle Bediüzzaman bu geleneğe destek olmamış ve talebelerini de destek vermekten sakındırmıştır. Millet Partisi devletçi, milliyetçi, dinci, İslamcı, pragmatist ve baskıcı oldukları için aralarında duygu ve menfaat bağları olduğundan dolayı farklı isimlerle ortaya çıkmış olsalar da “dört eğilim” halinde bir araya gelebilirler. Menfaat birlikteliği oluşturarak iktidara gelebilir ve iktidar oldukları sürece bir arada kalabilirler. ANAP ve AKP bunun en belirgin örnekleridir. Ancak iktidardan düştükleri anda kısa zamanda dağılarak kökenlerine rücû ederler. İktidarlarını devam ettirmek için de her türlü istismarı yapmayı ve aldatmakla iş görmeyi “siyaset yapmak” olarak kabul edip bu konuda başarılı olanları hayranlıkla izlemeye devam ederler.

Sonuç:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “İttihad-ı İslam Partisi, yüzde altmış yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini siyasete alet etmemeye, belki siyaseti dine alet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslamiye zedelenmesi ile ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete alet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemelidir” (Emirdağ Lâhikası, 746) yani kurulmamalıdır demektedir. Bu nedenle İttihad-ı İslam manasında bir parti kurularak siyaset sahnesinde yerini almamıştır. Kurulmaya çalışılan “İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti” ve “İslam Demokrat Partisi” kısa zamanda devletçe kapatılmıştır. Günümüzde “İslam ahlakı bozuk olduğu için” böyle bir parti kurulamaz. Gelecekte de % 60-70 tam mütedeyyin ideal bir toplum oluşması zor olduğu için böyle bir partinin kurulması da mümkün görünmemektedir.


Etiketler:  İttihat İttihad-ı İslam İttihad-ı İslam Partisi İslam Demokrat Partisi İttihat ve Terakki İttihad-ı Muhamemdi Milli Görüş MHP DP
 
< Önceki   Sonraki >
DP
İTTIHAT
MHP
MILLI GöRüş
İTTIHAD-ı İSLAM
İTTIHAT VE TERAKKI
İSLAM DEMOKRAT PARTISI
İTTIHAD-ı İSLAM PARTISI