M. Ali KAYA
Osmanlı Devleti’nin çöküş yıllarında Avrupa’ya giderek eğitim gören ve Avrupalıların terakki ettiğini, Osmanlı Devleti’nin ise gerilemeye ve yıkıma doğru gittiğini görerek yürekleri sızlayan “Jön Türkler” diye mutaassıp muhafazakarlar tarafından horlanan gerçekte “Vatan fedaisi” “Genç Türklerin” Osmanlı’nın kurtuluşunu “Meşrutiyet/Demokrasi” idaresinde ve “Hürriyet”te görenlerin kurdukları teşkilatın adıdır: “İttihat ve Terakki”… İlk olarak 1889 yılı Mayıs ayında İstanbul’da “İttihad-ı Osmanî” derneğini kurarlar. İttihad-ı Osmanî Derneğinin ilk kurucuları ise İbrahim Ethem, (1865-1939) İshak Sukutî (1868-1902) Abdullah Cevdet (1869-1932) Mehmet Reşit ve Hüseyinzâde Ali Beydir.
İttihatçılar padişahlık yönetimine karşı değillerdi; ancak parlamenter demokratik sisteme geçilmesini istiyorlardı. Herkesin yetkisini “Anayasa”dan alması gerektiği, “Meclis-i Mebusan” açılarak kanun yapma yetkisinin ona ait olması gerektiğini savunuyorlardı. Amaçları Sultan II. Abdulhamid’e karşı değil, topyekun sisteme karşı mücadele ediyorlardı. Amaçları İstibdat ve Tek şahıs hakimiyetini kaldırarak “Kanun Hakimiyeti” ve “Anayasal Düzene” geçmekti. İçlerinden çeşitli din ve inanca mensup olanlar da vardı; ama onları bir araya getiren husus “Meşrutiyet/Demokrasi” yönetimini savunmaları ve Osmanlı’nın böyle bir idari yapılanma ile yeniden şanlı mazisinde olduğu gibi terakki ve tekamül edeceğine inanmış olmalarıydı.
İttihat ve Terakki Cemiyeti bu nedenle “Medreselerde” değil, Askerî Tıbbıye, Harbiye, Mülkiye ve Bahriye gibi yeni açılan ve eğitimini daha çok batının tekniği ve teknolojisine göre alan “Mektep”lerde hızla örgütlendi. Medreseliler ise “İttihat ve Terakki” karşıtı olarak faaliyet gösteriyorlardı. Zamanla askeri ve sivil yüksekokullarda ve bir kısım medrese ve tekke mensupları arasında da hızla örgütlenen cemiyet üyelerine karşı jurnalcilerin yanlış beyanları ile II. Abdulhamid yönetimi cemiyet üyelerini takibe alarak pek çoğunu tutukladı ve bir kısmını da sürgüne gönderdi. Bir kısmı da fırsatını bularak yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Ancak bütün bunlar İttihat ve Terakki Cemiyetinin daha da güçlenmesine, yurt içi ve yurt dışında daha çok yaygınlaşmasına sebep oldu.
Yurt dışında daha rahat çalışma fırsatı bulan Genç/Jön Türkler “İttihad-ı Osmanî” derneğinin adını “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” olarak değiştirdiler. 1895'ten itibaren Osmanlıca ve Fransızca yayımlanan Meşveret adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1896'da yapılan kongrede, daha liberal ve İngiliz yanlısı görüşleriyle tanınan liberal Mizan gazetesinin editörü Mizancı Murat Bey cemiyet başkanlığına getirildi. Paris, Cenevre ve Kahire de şubeler açtılar. 4-9 Şubat 1902 tarihinde yapılan kongrede “Jön Türkler” ikiye bölündüler. Prens Sabahattin ve yanındaki bir grup Genç Osmanlı ayrılarak “Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti”ni kurdular. Daha sonra “Terakki” isimli bir gazete çıkarttılar. Ahmet Rıza Bey liderliğinde diğer grup ise “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adı altında yeni bir cemiyet kurarak faaliyetlerine başladılar.
Ayrıca 1906 yılında Selanik’te Bursalı Mehmet Tahir Bey, Kâzım Nami Bey, Ömer Naci Bey, Talat Paşa gibi sonradan “İttihat ve Terakki Fırkası” ileri gelenleri “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” adı altında bir başka cemiyet kurarak faaliyetlerine başladılar. Bu cemiyet kısa zamanda Rumeli, Makedonya’nın bütün şehir ve kasabalarına yayıldı. Teğmen, Yüzbaşı ve Binbaşı rütbesindeki pek çok subay bu cemiyete katıldı. 27 Eylül 1907 tarihinde ise bu cemiyet Paris’te kurulmuş olan “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti” ile resmen birleşme kararı aldı ve birleşti.
Bu birleşme ile daha da güçlenen cemiyet “Meşrutiyetin yeniden ilanı ve seçimlerin yapılarak Meclis-i Mebusan’ın yeniden toparlanması için hükümete ve padişah II. Abdülhamit Han’a baskı yapmaya başladılar. Bu amaçla Kolağası Resneli Niyazi Bey emrindeki kuvvetlerle dağa çıkarak yeni bir strateji geliştirdi. Aynı şekilde Tikveş’te Enver Bey, Eyüp Sabri Bey Ohri’de, Selahattin ve Hasan Tosun Bey’ler Arnavutluk’ta “Hürriyet Taburları” kurarak dağa çıktılar. Saraya telgraflar çekerek Kanun-i Esasi’ye göre Meclis-i Mebusan’ın açılmasını istediler. 23 Temmuz 1908’de Manastır ve Selanik’te resmen ilan edildi.
Sultan II. Abdülhamit bunun üzerine “Seçimlerin yapılması ve Meclis-i Mebusan’ın açılmasına resmen karar verdi. Bu gelişme üzerine Osmanlı’da yeni bir dönem başladığı gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti de askeri ve sivil üyeleri ile yeni bir döneme girmiş oldu. 1911 yılına kadar siyasi parti olarak değil, cemiyet olarak seçimlerde etkin olan ve kendi cemiyet mensuplarının seçilmesini sağlayan İttihat ve Terakki 1911 yılında kongrede aldığı tüzük değişikliği kararı ile merkezi İstanbul’da olan bir “Siyasi Fırka” hüviyetini aldı. Böylece 1908 de kurulan “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”ndan sonra 1911 yılında kurulan II. Siyasi Parti hüviyetini almış oldu. Nihayet 5 Kasım 1918 yılında parti mensuplarının çoğunun yurt dışına gitmesi ile resmen dağılma sürecine girdiği için kendisini feshederek “Teceddüt Fırkası” adı altında yeni bir partiye dönüştü.
İttihat ve Terakki Cemiyeti/Fırkası bünyesinde pek çok asker, bürokrat, gazeteci, fikir adamı, yazar ve şair barındıran asker ve memuru siyasete sokan bir parti özelliği ile siyasi hayatta yerini almış ve bir deneyim olmuştur. Osmanlı’nın son döneminde parti devletin idaresinde resmen yer almış, Osmanlı’yı I. Dünya Savaşına sokarak büyük bir hata yapmış ve devletin sonunu hazırlamıştır. Bu nedenle partinin önde gelen isimleri Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa yurt dışına gitmek durumunda kalmışlardır. Bununla beraber hiçbir zaman Osmanlı’nın yıkılması için çalıştıkları söylenemez, gayet vatanperver ve devletinin bekası ve ilerlemesi için çalışan fedakâr insanlar olduğunda asla şüphe edilemez. Ancak bulundukları zaman onları haksız duruma düşürmüştür. Şartların gereği en iyisini yapmaya çalışırlarken en kötü duruma düşmekten kendilerini kurtaramamışlardır. Devleti kurtarmak için her şey yapmışlar ama başarılı olamamışlardır. Bu nedenle onları suçlamak çok büyük haksızlık olur.
İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı Devletinin dağılmasını önlemek için 1908-1913 yılları arasında “Pan Osmanizm” yani Osmanlıcılık düşüncesini, “İttihad-ı Anasır” fikrini benimsemiştir. Ancak bunu başaramayacaklarını anlayınca bu defa da 1913-1918 yılları arasında Türkçülük ve Turancılık (Türklerin Birliği) projesini uygulamaya koymuşlar ve devlet politikası olarak uygulamışlardır. İktidarda oldukları dönemde Trablusgarp Savaşı (1911-1912) Balkan Savaşları (1912-1913) ve nihayet I. Dünya Savaşı (1914-1918) gibi savaşların ortasında kalmıştır. Bu savaşlardaki mağlubiyet Meşrutiyetin de çare olamayacağı fikrinin aydınlar arasında doğmasına sebep olmuştur. I. Meşrutiyetin meclisini kapattığı için eleştirdikleri Sultan II. Abdülhamit’ten daha ileri giderek II. Meşrutiyetle açılan Meclis-i Mebusanını daha çok istibdada alet etme durumunda kalmışlardır.
İttihat ve Terakki çok partili hayata tahammül edememiş, bunun sonucu olarak tek parti diktasını oluşturmuştur. Bu dönemde iktidarda bulunan İttihat ve Terakkinin baskılarına dayanamayan pek çok parti kapatıldı, bir kısmının faaliyetleri yasaklandı, parti yöneticileri tutuklandı ve sürgüne gönderildi. 11 Haziran 1913'te Mahmut Şevket Paşa'nın da bir suikaste kurban gitmesi üzerine, kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu. Aralarında muhalif siyasi liderlerin bulunduğu 24 kişi Mahmut Şevket Paşa suikastiyle ilgili görülerek idama mahkûm edildi. İttihat ve Terakki yönetiminin muhalifleri arasında bulunan, çoğu yazar, gazeteci ve milletvekili olan 250 dolayında kişi Sinop'a sürgün edildi. Tüm muhalif gazeteler kapatıldı.
Silahlı Kuvvetlerde büyük tensikat yapıldı. Enver Bey dört rütbe birden yükseltilerek paşa oldu ve ordu yönetimine getirildi. Dış politika Alman yanlısı bir çizgiye yöneldi. İdeolojik alanda Türkçülük ve Turancılık görüşleri benimsendi. Cemiyetin "resmi sözcüsü" kimliğini kazanan Ziya Gökalp'in yanı sıra, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin (Yurdakul), Ömer Seyfettin, Yunus Nadi, Halide Edip gibi partili yazarlar bu görüşleri savundular. Öte yandan, şair Mehmet Akif (Ersoy)'un savunduğu bir İslam milliyetçiliği akımı da Cemiyet içinde yandaş buldu.
Gayrımüslim azınlıkları ekonomik yaşamdan silmeyi hedefleyen Milli İktisat Politikası benimsendi. 1914'te kapitülasyonlar tek taraflı olarak feshedildi. Dilde sadeleşme ve Türkleştirme çalışmaları başlatıldı. Medrese eğitiminin modernleştirilmesini ve Maarif Nezareti denetimine alınmasını öngören reformlar yapıldı.
Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile medeni hukukta kadın-erkek eşitliği getirildi, kadınlara boşanma hakkı tanındı. 1917'de Osmanlı Hanedanı'na son vererek bir Cumhuriyet kurma görüşü ortaya atıldı ise de Cemiyetin Talat Paşa kanadının muhalefeti üzerine bundan vazgeçildi. 1915'te yürürlüğe konulan “Tehcir Yasası” ile Anadolu'da Ermeni tebaa'nın o sırada Osmanlı Devleti sınırları içinde kalan Suriye'ye geçici iskân planı uygulandı. Plan, bugün de yoğun olarak tartışılan Ermeni soykırımı iddialarına yol açtı. Alman yanlısı tutum, 1914 ağustos'un da seferberlik ilan edilmesi ile yeni boyut kazandı. Sırasıyla Rusya ve İngiltere'ye savaş açıldı.
Enver, Talat ve Cemal Paşalar, 1 Kasım 1918'ten 2 Kasım'a bağlayan gece Alman torpidobotu 'R-1' ile İstanbul'u terk ederek 3 Kasım 1918'de Sivastopol’e gitti. Orada Türklerin bağımsızlığı için mücadeleye başladı. 4 Ağustos 1922'de bugünkü Tacikistan’ın Balh-i Cevan'nın 15 kilometre doğusunda bulunan Çegantepe'de Kızıl Ordu ile çatışmaya girdi ve şehit oldu. Talat Paşa, 15 Mart 1921'de Berlin'de Charlottenburg semti Hardenberg’de ikametgâhından dışarı çıktığında Ermeni Salomon Tehleryan tarafından şehit edildi. Cemal Paşa, 22 Temmuz 1922'de Tiflis'te uğradığı suikast sonucu şehit oldu.
Kaynaklar:
1. www.turkansiklopedisi.com/İttihat ve Terakki
2. Köprü, Güz-2008, Prof. Dr. Ziya Kazıcı, İkinci Meşrutiyet
3. http://tr.wikipedia.org/wiki/İttihat ve Terakki
4. http://www.turkcebilgi.com/İttihat ve Terakki Cemiyeti
Etiketler: İttihat ve Terakki Cemiyeti İttihat ve Terakki Enver Paşa Talat Paşa Cemal Paşa Meşrutiyet Jön Türkler İttihad-ı Osmani Turancılık |