| KURANIN MEŞVERET EMRİ |
|
|
|
| Cuma, 07 Mart 2008 | |
|
M. Ali KAYA
Ekser peygamberlerin doğuda gelmesi de kader-i İlahinin bir işaretidir ki doğuya hakim olan din hissidir. İslam dünyasını uykudan uyandıracak ve içinde bulunduğu zilletten kurtaracak olan da yine din duygusudur. Müslümanları ve bilhassa bu necip Türk milletini bütün öldürücü, yıkıcı ve bölücü tehlikelerden koruyan da din duygusudur. Bunun için İslam dünyasında ve bilhassa şu güzel vatanımızda dini dünyadan, toplumdan ve siyasetten soyutlama imkanı yoktur. Bu hususta tüm çalışmalar fiyasko ile sonuçlanmıştır ve bundan sonra da böyle sonuçlanacaktır. - Neden ? - Çünkü: Dünyayı temsil eden saltanat ile dini temsil eden hilafet bizim ülkemizde birbirinden ayrılmaz bir bütündür; bizatihi müttehit ve müttefiktir. Bin yıldır bizim padişahımız hem sultan, hem halife, hem de İslam dünyasının bayrağı, yani lideri olmuştur. Saltanat yönü ile 30 milyonu, hilafet yönü ile de 300 milyon Müslümanları temsil etmiştir. Tarihteki tüm şeref sayfaları bu birlikteliğin sonucudur. Bu birliktelik her müslümanın vicdanında yerleşmiş bir hakikat-ı sabite şeklini almıştır. Bunu kalplerden ve vicdanlardan söküp atmak mümkün değildir. Bediüzzaman bunun için 1922 yılında TBMM de milletvekillerine hitaben neşrettiği beyannamede “Meclisin büyük bir meşveret meclisi olması gerektiği, saltanat ve hilafeti beraber cem etmesi lazım olduğu, meclis eliyle olamayan farklı kuvvetlerin bölünmeye sebep olacağını” ihtar etmiştir. “Zamanın cemaat zamanı olduğunu beyan eden” Bediüzzaman “Bundan sonra meşveretin hakim olması gerektiğini” ifade etmiştir. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmanın” (Al-i İmran,103) meşverete ve meclise önem vermek anlamında olduğunu izah etmiştir. (Tarihçe, 127) Zaten o günün meclisinde “Müminlerin işi aralarında meşveret iledir.” (Şura, 38) ayeti asılı bulunuyordu. Milletvekilleri müzakerelerini bu ayetin ışığı altında yapıyorlardı. Kurtuluş savaşı böyle kazanılmıştı. Müslümanlar günümüze kadar meşveret denince ferdi ve bireysel meşvereti anlamış ve öyle tatbik etmişlerdir. Bir hususta danışılacak ise bir veliye veya alime giderek meselesini halletmiştir. Bediüzzaman ise ilmin, medeniyetin ve toplumun tekamülünü ve meselelerin çok ve karmaşık olmasını nazara alarak bir ferdin karihasından çıkan görüşlerin gerçeğe uygun olamayacağını, ancak bir meclisin müzakeresinden sonra gerçeğe yaklaşılabileceğini, Allah’ın meşveret emrinin böyle uygulanması gerektiğini izah ve ispat etmiştir. “Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir” (Sünühat, 50) buyurarak “bir heyet-i kamilenin şahs-ı manevisinden çıkacak şuraların meşveret ruhunu temsil edebileceğini” izah etmiştir. (Sünühat, 49-54) Müslümanların dine bağlılığı ve Allah’ın meşveret emrini tatbik etmeleri ancak Bediüzzaman’ın bu izahları çerçevesinde gerçek yerini bulur ve Allah’ın rızasına uygun olur. Aksi taktirde bu cemaat zamanında bireysel gayretlerin sonuç getirmesi mümkün görülmemektedir. Etiketler: Kuran Meşveret Din Peygamberler Saltanat Hilafet |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|