| MERKEZÎ SİYASET |
|
|
|
| Pazar, 09 Ağustos 2009 | |
Mustafa CANSağ-Sol tabirlerinin 1900'lü yıllarda kaldığı 2000'li yıllarda artık sağ ve Sol Kavramı üzerine değil, "Bireysel Haklar" ve "Ekonomik Kalkınma" temeline dayanan Siyasi yapılanmaların olacağı ve itibar göreceğini daha önceki yazılarımda İfade etmiştim. Artık İnsanlık 1900'lü yılların ideolojik yapılanması, ırkçı ve dikta / dayatmacı Sistemleri İle Bunun sonucu olan terör ve türevlerinden kaçmakta ve Huzur ve güven ortamında "Özgür bireyler" olarak Yaşamak istemektedirler. Ekonomik Özgürlük içinde Kalkınma Projeleri arayışı içine girmişlerdir. Gerek iktidardan gerekse muhalefetten beklentileri budur. Hiç kimse Savaş ve terör istemiyor. Her insan birey olarak kendisinin vazgeçilmez haklarına saygı istiyor. Hiç kimse inancına, Ekonomik özgürlüğüne karışılsın istemiyor ve fikrine. Günümüz Siyasi arayışlarına Bu Temel Düşünce perspektifinden bakmak gerekir.Yeni bir açılım ve Yeni Bir Paradigma oluşturulması gerekmektedir. Buna Ba "açılım" densin, Ba "Değişim." Toplumun beklentisi Böyle bir eğilim içindedir. Toplum çatışmalardan ve sertlikten usanmış ve Bunun ne Kendisine ne DE toplumun Ekonomik ve hukuki gelişimine katkı sağlamayacağının bilincine ulaşmıştır. Bu nedenle sertlik söylemler ve kavgacı Politikalar tepkiye ve infiale nedir olmuştur. Bir diğer dikkat çeken husus da toplumun Bundan böyle"Politik söylemlerin" Farkına varmış olmasıdır. Liderlerin yakışıklılığı, Ekran şovları ve hissiyatı tatmin Eden söylemlerinin sonuçta hiçbir şeye yaramadığının farkına varmaya başlamış olmasıdır. İnsanlar sıkıntılarına çarelerin Kürsü hâkimiyetinden, Kalbe ve kulağa hoş Gelecek söylemlerinden değil, geleceğe Dönük, problemlere Bakım üretici Projeleri ve Ekip çalışmalarını görmek istiyor.Ekranlar önünde tartışmak, tartışmalarda hasmını küçük düşürmek ve mağlup etmek çözüm getirmiyor. Toplum artık Bunun farkına varmaktadır. İdeolojilerin ve ideolojik yaklaşımların da toplumlara Huzur getirmediği ve güveni sağlamadığı, su götürmez şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu durumda “Merkez Sağı” veya “Merkez Solu” şu parti mi temsil ediyor, yok bu parti mi temsil edecek gibi söylemlerin ve arayışların bir değeri var mıdır? Toplum bu tartışmalara taraf olmamakta ve uzaktan izlemekle yetinmektedir. AKP’nin yapılan anketlerde birinci parti olmaya devam etmesi ne icraatlarından ve ne de toplumun problemlerine çare bulmasından değil, çaresizlikten kaynaklanmaktadır. Hiç kimse AKP’yi savunmuyor. Ancak “başka çare var mı?” diye soruyor. Demek “Çare” bulunduğu an AKP boş bir çuvala dönecektir. Burada “Alternatif” demiyorum. Zira demokrasilerde alternatif her zaman vardır. Ancak toplumun sıkıntısı alternatifsizlik değil, çaresizliktir. AKP hiçbir zaman bir partinin alternatifi değildi. Ama demokratik tepki “çare” olarak AKP’yi ortaya çıkardı. Ama toplum aradığını AKP ile bulabildi mi? Maalesef buna “Evet” demek mümkün değil… Bunun için yeni bir arayış içine girme eğilimindedir. Toplum artık şunun da farkına vardı. “Tepkisel çareler alternatif oluşturmamaktadır.” Ancak çaresizliğe bir çözüm üretmekte; bu da sonuçta toplumun gelişimine değil, iktidardakilerin gelişimine sebep olmaktadır. Toplumun yeni beklentilerine çare olabilecek yeni bir oluşuma ihtiyaç vardır. Bu oluşum “merkezi” kucaklamalı, milli ve manevi değerleri korumalı, yani muhafazakâr olmalı, bunu yaparken “liberal demokrasiyi” uygulamalı ve “bireysel hakların” kullanımı önündeki engelleri kaldırmalıdır. Merkez ne anlama gelmektedir? Her şeyden önce merkez demek “Sevad-ı Azam” denilen halkın çoğunluğunun istek, arzu ve ihtiyaçlarıdır. Buna “muhafazakârlık” da denebilir. Dini siyasete alet etmeden dindar olmak, ırkçı olmadan milliyetçi olmak, manevi ve kültürel değerleri istismar etmeden hizmet etmek, geleneği reddetmeden yenilikçi olmak merkeziyetçiliğin temel kriterleridir. Merkeziyetçilik ve muhafazakârlık siyasi ve ekonomik alanda liberalliği esas almaktır; ama liberalizmi hürriyetin istismarı olan başıboşluk olarak görmez. Pragmatik bir siyasi yaklaşımı esas almadan “halka hizmet odaklı” liberal demokratik değerler ile muhafazakâr halkın değerlerini birleştiren bir siyasi yapılanmayı DP, AP ve DYP başararak 2007 tarihlerine kadar gelindi. 22 Temmuz 2007 seçimlerine parti lider kadrosunun yanlış politikaları sonucu anti-demokratik bir görüntü sergileyerek giren ve aynı çizgiyi takip etme iddiasında olan ANAP ile başarısız bir işbirliği için DYP adını bırakıp DP adını alan bu çizgi maalesef %5.42 gibi çok düşük bir oy alarak meclise giremedi. DP’nin lider kadrosundan kaynaklanan bu görüntü AKP’nin merkezî bir parti olduğu tezini öne çıkardı. DP çizgisinde ve politikalarında bir yanlışlık olmamasına karşın lider kadrosunun yanlışları partiye zarar verdi. Parti de lider kadrosunu iki defa değiştirmek zorunda kaldı. Bu gün merkezî siyaseti toparlama çalışmalarına devam etmektedir. DP çizgisinin bu güne gelmesinde şüphesiz “toplum mühendisleri” ile çalışan ihtilal heveslilerinin ve ihtilallerin büyük rolü vardır. Şüphesiz ihtilaller hep merkez sağ iktidarlara yapılmıştır. Ama ezilen sol olmuştur. Çünkü siyasal olarak meşru yoldan iktidara gelen sağ gayr-i meşru bir yolla iktidardan düşürüldükleri için mağdur edilmiş ve halk nazarında haklı konuma yükselmiştir. Sol ise sokak eylemleri ile hukukî bakımdan suç işledikleri ve hukukun üstünlüğü söz konusu olunca suçlu konumuna düştükleri için ezilmişledir. (Günümüz “Ergenekon” yapılanmasında da durum aynıdır. Söylemlerinde haklılık olsa dahi, eylemleri suçtur. Yargıda ise söylem değil, eylem suçtur.) Sağ-sol yapılanmaları ideolojik olmak ve siyasette bulunmakla beraber 80 ihtilali sonrası bilhassa Özal ile “dört eğilimi birleştirme tezi” sonucu marjinalliğini kaybederek ideolojiden vazgeçenler ve iktidar hedefini esas alan pragmatist/faydacı ve menfaatçi zihniyetler tarafından asimile edilmiştir. Gerek Özal ve onun siyasi devamı niteliğindeki AKP dört eğilimi ve toplumun tüm kesimlerini bir araya getirme düşüncesini partilerine taşıyarak tüm kesimlerin oyunu alıp iktidara gelmişlerdir. Günümüzde sağ-sol tabirleri geçerliliğini kaybetmiştir. Merkezde olan, daha önce merkezi temsil eden partilerde ve merkezde olmayan marjinal partiler arasında bir çatışma yaşanmaktadır. Merkezde bulunan halk sahipsizdir, sıkıntıları giderek artmaktadır. Toplumun sıkıntılarına çare bulacak olacak bir siyasi oluşum henüz ortaya çıkmamıştır. Aşırı görüşleri bir tarafa bıraktığımız zaman “Sosyal Demokratlar” ile “Liberal Demokratların” merkeze yakın olduğu görülecektir. Tarihi geçmişine bakıldığı zaman Sosyal demokratların merkezi CHP, Liberal demokratların merkezi ise DP olduğu görülmektedir. Muhafazakârlık açısından bakıldığı zaman ise muhafazakârlığın DP kanadında olduğu açıktır. CHP hiçbir zaman muhafazakâr olmamıştır. CHP “Devrimcilik” ilkesini hayata geçirmek amacı için kurulduğu, benimsediği ilkeler ve tarihi geçmişi ile sabittir. Normal siyasi hayatta bu böyledir. Ama ne var ki ülkemizde devrimi korumayı amaçlayan ihtilaller CHP desteği ile Muhafazakâr ve Liberal DP geleneğine karşı yapılmış, bu da her iki partiyi yıpratarak yeni oluşumların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yeni oluşumlar daima fırsatçıdırlar ve menfaat odaklarının odağında oldukları için de ülkeye hizmet yerine iktidara gelenlerin çıkarlarına hizmeti öne almak durumundadırlar. 1980 sonrası siyasi iktidarlara ve icraatlarına bakıldığı zaman bunu görmek mümkündür. Menfaat odakları sadece ekonomik çıkarlarını takip edenler olarak görmek yanlıştır. Siyaseti esas alan ve devlet içinde siyasi bir yapılanmayı hedefine koymuş bulunan cemaat ve ideolojik grupların da fırsattan istifade etmelerinin önünü açar ve açmıştır. Bütün bu nedenlerden dolayı merkezde bulunan halk perişandır. Halkın temel haklarına ve ekonomik sıkıntısı hükümeti idare edenlerce önem arz etmemektedir. Bu durumda merkezî siyaset sahipsizdir. İktidar hükümettedir, halkı idare etmektedir ama siyasi olarak merkezden uzaktadır. Merkezde halkın beklentileri vardır. Halkın beklentisi her zaman bellidir. Halk –kim olursa olsun, dini, dili, ideolojisi ve düşüncesi ne olursa olsun- adam yerine konmak, ekonomik yönden insan haysiyet ve şerefine yakışır şekilde hür olmak ve kimseye muhtaç olmayacak biçimde ekonomik özgürlük ve imkân istemektedir. Halkın merkezinde bu vardır. Gerçekte merkezî siyaset de budur. Halkı adam yerine koymayan ve ihtiyaçlarını dikkate almayan bir siyasi düşünce ne olursa olsun “Merkeze oturması ve muhafazakâr olması” mümkün değildir. Dünyanın farklı siyasi oluşumları ve gerek Fransız gerekse İngiliz politikaları XVII ve XIV yüzyıl ve hatta XX yüzyılda dünyayı etkilemiştir. Ancak XXI. yüzyılda etkisini kaybetmiştir. Bunlar insanlığa huzur getirmemiştir. Dünyanın yeni siyasal söylemlere ve yeni yapılanmalara ihtiyacı vardır. Geleceği okuyan ve insan ihtiyaçlarını, gelişen ve değişen şartları dikkate alan yeni siyasal yaklaşımlar gerekmektedir. Bu bakımdan batı dünyasında yapılan seçimlerde Sağ ve Sol partiler arasındaki oy kaybı ve artışı, iktidar geliş ve kaybedişleri yenidünya ülkelerini fazla etkilememektedir. Etiketler: Merkezi Siyaset Siyaset Bireysel Haklar Ekonomik Özgürlük Özgür Birey Yeni Açılım Demokrasi Merkez Sağ Merkez Sol Muhafazakarlık Sosyal Demokratlar Liberal Demokratlar |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|