Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
MUHAFAZAKÂRLIK (Konservatism) PDF Yazdır E-posta
Pazar, 09 Ağustos 2009
Mustafa CAN
“Muhafazakârlık, insanın akıl, bilgi ve birikim bakımından sınırlılığına inanan, bir toplumun tarihsel olarak sahip olduğu aile, gelenek ve din gibi değer ve kurumlarını temel alan, radikal değişimleri ifade eden sağ ve sol siyasi projeleri reddederek ılımlı ve tedrici değişimi savunan ve siyaseti, bu değer ve kurumları sarsmayacak bir çerçeve içinde sınırlı bir etkinlik alanı olarak gören bir düşünce stili, bir fikir geleneği ve bir siyasi ideolojidir.” (Bekir Berat Özipek, Muhafazakârlık Nedir, Köprü, Kış-2007, Sayı: 97)

Muhafazakârlığı Fransız Devrimine karşı sistemli bir düşünce olarak ortaya koyan İngiliz düşünür Edmund Burke’dir. Burke Fransız Devriminin İngiltere’ye sıçramasına karşı tepki olarak “muhafazakârlık” kavramını ortaya atarak fikir bazında Fransız Devrimine karşı mücadele başlatmıştır. Daha sonra bu düşünce şekli başta ABD olmak üzere Osmanlı’da ve Çin’de de siyasi iktidarları etkilemiştir. Her şeyden önce muhafazakârlık tutuculuk değildir, yukarıda ifadesini bulan bir fikir/ideolojik ve siyasi yaklaşımdır. Her şeyden önce mütevazı bir insan görünümündedir muhafazakârlık. Aşırı değişimin ve ihtilallerin getirdiği sıkıntılı süreçler ve felaketler zaman içinde muhafazakâr insan tasavvurunu bu da muhafazakalık akımını doğurmuştur. İnsan mükemmel bir varlık değildir ve hiçbir zaman da mükemmel olamayacaktır. Fıtratı gelişmeye müsaittir, ama tam mükemmel olmaya müsait değildir. Toplum içinde başkalarının yardımı olmadan tek başına yaşaması da mümkün değildir. İnsan eksik ve noksan yaratılmıştır, mükemmelliği ancak toplumun tüm kesimleri ile barışık olarak yaşamasına ve yardımlaşma prensibini olabildiğince hayata geçirmesine bağlıdır. Eksik ve noksan yaratılmıştır, mükemmelliği Ancak toplumun tüm kesimleri İle barışık olarak yaşamasına ve yardımlaşma prensibini olabildiğince Hayata geçirmesine bağlıdır.


Birey “aile” içinde büyümek ve çevrenin yardımı ile büyümek zorundadır. Bu sebeple “aile kutsaldır” ve “korunmalıdır.” Sonra toplum, insan ihtiyaçlarının giderilmesinde “yardımlaşma” zaruretinin gereği olarak oluşmuştur ve birey toplumdan bağımsız yaşayamaz. Toplumun dışında münzevî bir hayat yaşayabilir; ama bundan “medeniyet” ortaya çıkmaz ve bireyin “kabiliyetleri” ortaya çıkmaz. Bu nedenle toplum da büyük bir ailedir. Öyle ise toplumu bir arada tutan bağları korumak gerekmektedir.   ıkmaz ve bireyin "kabiliyetleri" ortaya Çıkmaz. Bu nedenle Toplum da büyük bir ailedir. Öyle etmek Toplumu bir Arada tutan bağları korumak gerekmektedir.
        
  Muhafazakâr bir birey aileye, toplumun geleneklerine ve dine değer verir. Kendisine değer katan ve aidiyet duygusunu güçlendiren değerler olarak görür ve korumaya özen gösterir. Siyasete de bakışı birey-toplum ilişkileri açısından otoriteye ve hiyerarşiye sempati ile bakmakla beraber siyasetin bireyi topluma bağlayan manevi değerlerin tahrip etmesine karşıdır. Devletin aileyi ve manevi değerleri tahrip etmesine müsaade etmez, böyle bir durumda devletin değil ailenin ve dinin yanında yerini alır. Muhafazakâr siyasi olarak devrime ve ihtilallere karşıdır; ama reform ve ıslahat hareketlerine sıcak bakar. Tedrici değişimi ve gelişimi savunur.   
   
 Bununla beraber muhafazakârlık her ülkede farklı renklerde ve tonlarda ortaya çıkar. Bunun sebebi toplumu şekillendiren din ve değerler manzumesinin farklı olmasındandır. Ancak bireyin haklarını ve bireye değer kazandıran kurumları korumayı amaç edinmesi bakımından birbirine benzer.
 
Muhafazakârlık var olanı korumayı amaçlayan bir düşünce şeklidir. Değişime direnç gösterir ve yeniliği kabulde zorlanır. Korumacılık anlayışı ve geleneği devam ettirmeyi savunan bir ideolojidir denebilir. Değişime direnç göstermesi ve geleneklerle inançları korumaya çalışması yönü ile sol ideolojiler tarafından eleştirilen bir yaklaşımdır. Bu yönü ile devrimciliğin karşıtı sayılabilir. Muhafazakârlık değişime tümü ile karşı değildirler, radikalizme ve radikal değişime karşıdırlar. Yeniliğe ve teknolojiye açık ve hatta yatkındırlar. Bu açıdan çoğunluk yanlışı ve demokratik bir toplumun savunucusu konumundadır.

Toplum zaman içinde bir tür “tecrübe” oluşturur. Buna “toplumsal tecrübe” denir. ecrübe" denir.Tepkilerini ve yaklaşımlarını buna göre gösterme eğilimindedir. Bu nedenle “seçkinler” zümresinin veya “entelektüellerin” bir araya gelerek bir anda büyük değişiklikler yapmaları mümkün değildir. Bu ancak toplumu baskılarla sindiren “istibdat” idarelerinde görülür. Bu da devamlı olmaz.

Toplumlar genelde muhafazakârdırlar. Bu bakımdan akıldan çok hisse, fikirden çok duyguya değer verirler. Toplumu kontrol etmek ve yönlendirmek için duygusallığı çok iyi kullanmak gerekir ve genelde toplumun liderleri akılcılardan çok hisse hitap edenlerdir. Bunun için toplumun tepkileri hızlı, gelişmesi yavaştır. Muhafazakârlık akla ve değişime karşı değildir; ama hissiyata ve geleneğin korunmasına akıldan daha çok değer verir. Değişimin yavaş, geleneği bozmadan ve kalıcı olmasını savunurlar.
**
Ülkemiz demokratikleşmeye başladığımız 1908 yılından günümüze çeşitli siyasi akımların yaygın şekilde etkilediğini görmekteyiz. Sosyalizm, Liberalizm, Faşizm ve Siyasal İslam düşüncesi yanında “Muhafazakarlık” da etkisini göstermiştir. Genel olarak seçimle gelen partiler muhafazakâr halkın oyları ile iktidar oldukları için “muhafazakârlık” daha ağır basmıştır. İdeolojik siyasi düşünceler toplumun ancak az bir kısmını etkisi altına alabilmiştir. Halkın çoğunluğunun dindar olması da muhafazakârlık ile dindarlığın, dindarlıkla fundamentalizmin birbirine karıştırılmasına neden olmuştur.

Evrensel muhafazakârlığın gelenek, otorite ve toplumsal dayanışma gibi olguları ile Müslümanların sosyal değerleri arasında bir bakıma uyum söz konusu olduğundan “Hıristiyan Demokratlarda” olduğu gibi Müslüman toplumda da sempati gördü. Bu durum 2000’li yıllarda “Siyasal İslam” düşüncesinin dikkatini çekerek bir zamanlar karşı oldukları “Demokrasi” ve demokratik idare şekline sahip çıkmalarına neden oldu. Bu da onları iktidara taşıdı. Böylece “Modern Dindar Muhafazakâr” kavramının ortaya çıkmasını sağladı. Böylece “Siyasal Muhafazakârlık” ile “Siyasal İslam” düşüncesi arasında bir yakınlaşma ortaya çıkmış oldu. Bununla beraber “İdeolojik Siyasal İslam” düşüncesi toplumun radikal bir grubunda “Muhafazakâr Siyasal İslam” düşüncesine karşı duruşu ile devam ettiğini de gözden uzak tutmamak gerekir.

Toplumun büyük bir kesimi dini vazgeçilmez bir sosyal istikrar ve bütünlük kaynağı olarak görürler. Bundan faydalanan siyasal İslamcılar da dini sadece ferdi değil, sosyal ekonomik ve siyasi hayatı düzenleyen temel ilkeler dikte ettiğini ve bunların değişmez ve asla değiştirilemez temel ilkeler olduklarını kabul eder ve topluma da bunu dikte ederler. Bu nedenle modern anayasal demokrasiyi dinin karşıtı imiş gibi algılarlar. Bunların çoğu akla ve modern dünyaya sırtını çevirmişlerdir.

Ama ne var ki Siyasal İslamcılar arasında Özal dönemi ile başlayan bir değişim siyasal iktidardan nemalanan büyük bir siyasal İslamcının modern seküler hayat ile tanışmasına neden olmuş, bu da onların düşünce yapılarında büyük bir değişim yaşatmıştır. Aslında değişen Türkiye değil, değişen siyasal İslamcı çizginin kafasındaki siyasi düşünce olmuştur. Bu düşünce AKP ile devletin her türlü imkânını kullanarak modernleşme ve inananlar arasında “dünyevîleşme” şeklinde kendisini göstermiştir. Bu değişim o derece aşırıya gitmiştir ki “İslam Sosyetesi” kavramına uygun tamamen seküler bir hayatın din ile beraber yaşanır hale getirmiştir. Başörtüsü ve din eğitimi gibi konulardan hissiyata hitap ederek bu değerleri savunma iddiası ile konumlarını muhafaza eden bu kesim, iktidar imkânlarına kavuşunca, problemlere çözüm üretme yerine kendi konumlarını güçlendirmek ve dünya nimetlerinden istifadeyi daha da artırmak için problemin devamı yönünde gizli bir eğilim sergiledikleri dikkatlilerin gözünden kaçmamaktadır. Ama ne var ki bunu hissiyatı ön planda olan toplumun geniş kesimlerine anlatmak mümkün olmamaktadır.

Özal ile başlayan dönemden günümüze geleneklerine bağlı olarak yenileşmeyi bünyesinde barındıran muhafazakâr hareket günümüzde bireyin özgürlüğünü öne çıkaran liberal bir anlayışla yoluna devam etmektedir. Ancak siyasal İslam anlayışını benimseyen, “demokrasiyi aracı gören” ve “dini değerleri” de kullanarak halkın hissiyatını kendilerine basamak yapan siyasal düşünce, iktidarını korumaya devam ederken kendisine siyasi bir zemin bulabilme çabalarını da “muhafazakârlık” tezini ortaya atarak kazanmaya çalışmaktadır.

Bu hareket kendisine siyasi bir zemin bulmaya çalışırken önce “Liberal İslam” tezine sarılmış ama bunu tutturamamıştır. Sonra “Ilımlı İslam” tezini ortaya atmış bunu da benimsetememiştir. Demokrasiyi araç olarak gördükleri için zaten “Demokratlık” tezini savunmamaktadırlar. Geriye tutunacakları bir dal kalmıştır; o da “Muhafazakâr Demokrasi” dalıdır. Statüko’nun zamanla güç kaybetmesi, arayış içinde olan ve kendilerine siyasi bir zemin bulamayan bu hareketin ömrünü uzatmaya devam etmekte, onlar da kendilerini “Statükoya karşı olmak ve onunla mücadele etmek” “darbecilerle mücadele etmek” propagandası ile iktidarlarının devamını sağlamaktadır. Bu tez toplum nazarında kendilerine büyük bir avantaj sağlamaya devam etmektedir. Ama bütün bunların ilâ-nihâye devamı mümkün değildir. 

Türkiye bundan böyle yeni bir arayışın içine girmiştir. Bu arayışlara yön tayin edecek olan ve içten içe gelişmekte olan “Modern Liberal-Muhafazakâr” bir akım kendisini hissettirmeye başlamıştır. Bu akım kendisini siyasal İslam ile eş değerde görmek isteyenlere de, devletçi yaklaşımlara da, ırkçı söylemlere de mesafeli ve ilkeli duruşu ile dikkatleri çekmektedir. “Liberal Demokrasi” düşüncesinin öncülüğünü yapma potansiyeline sahip bu akım bilhassa akademik çevrelerde kabul görmektedir. Bundan sonrası siyasi arenada “Demokrasi” özlemi içinde olan ve demokrasiyi düştüğü sıkıntılı ve çelişkili süreçten çıkarmaya çalışanlarca fark edilmek olacaktır. Önümüzdeki yıllarda “merkezî siyaseti” oluşturacak olanlar umarım bu akımı temsil edenler olacaktır. Liberal ekonomik güçlü tezlerle ortaya çıktıkları takdirde geleceği şekillendirmede büyük rol almaları işten bile değildir.


Etiketler:  Muhafazakarlık Akıl Bilgi Birikim Tecrübe Toplumsal Tecrübe Edmund Burke Fransız Devrimi Liberal İslam Siyasal İslam
 
< Önceki   Sonraki >
AKıL
BILGI
LIBERAL İSLAM
SIYASAL İSLAM
MUHAFAZAKARLıK
TECRüBE