|
Pazar, 09 Ağustos 2009 |
Mustafa CAN
AKP Menderes’e ve Özal’a sahip çıkmakla beraber Demirel’e sahip çıkmamaktadır. Merkezî siyaset Demirel’in AP ve DYP’si ile devam ettiği için AP ve DYP’yi atlamakta, ANAP’ın ise ismini ağzına almayıp sadece “Özal”a sahip çıkmaktadır. Böylece kendisini merkez veya merkez sağ olarak tanımlamak yerine “Muhafazakâr Demokrat” tanımına sığınma ihtiyacı hissetmektedir. Bu tutum da onun ne DP’nin ve ne de ANAP’ın devamı olmadığını, “fırsatçı ve pragmatist” olduğunu ve herhangi bir siyasi geleneğinin de bulunmadığını anlatmak için yeterlidir.
Bir kısım yazarlar “ muhafazakâr demokrasi” söyleminin merkez sağın bir açılımı olarak görmesi veya iktidar sempatizanlarının bunu böyle göstermeye çalışmaları AKP’yi “ muhafazakâr demokrat” yapmak için yeterli değildir. Bizzat partinin böyle bir gayretinin olması gerekir. Bu ise ancak muhalefete düştüğü zaman yapabileceği şeydir. Bu bakımdan kuruluşundan itibaren menfaat ve çıkar odaklarının merkezi olan bir siyasi oluşumun yapacağı şey değildir. Bir siyasi oluşum muhalaefete düştüğü zaman ayakta kalabilirse parti olur. Aksi takdirde dağılır ve kaybolur.
“AKP muhafazakâr mı” sorusuna cevap aramak için önce AKP’nın neyi muhafaza ettiğine bakmak lazım… Muhafazakâr olup-olmadığı o zaman karar verilebilir. Dini muhafaza ettiği söylenemez. Demokrasiyi muhafaza ettiği de… Ailevi ve toplumsal değerlerin geçen sekiz sene içinde ne kadar tahrip edildiğine baktığımız zaman iktidarın sosyal değerleri de koruduğu söylenemez. Eğitim alanında yaptığını söylediği bunca reform sonucunda eğitimin ne derece tartışılan bir konuma geldiği de açık… Bu durumda eğitimi de tahribattan koruduğunu söylemek zor.
Parti içi demokrasiden başlayarak, partiler kanununun ne derece demokratik olduğu ve parlamentoyu ne kadar demokratik yaptığı da ortada… Tayyip Erdoğan’ın ilk seçim zaferinde verdiği “demokratik bir seçim kanunu ve demokratik anayasa” sözü geçen yedi sene içinde havada kaldığı da bir gerçek…
Çıkardığı yasalara ve yaptığı icraatlara bakıldığı zaman gerçek anlamda muhafazakâr olduğu söylenemez. Dini değerlerin ve milli menfaatlerin geçen yedi sene içinde aldığı bunca tahribata göz yummak bir tarafa, bizzat iktidarın bu tahribatı teşvik ettiği bilinen bir gerçek. O halde parti yandaşlarının, partiyi destekleyen güç ve menfaat odaklarının AKP’yi öyle görmek istemesi ve bu görüntü altında menfaatlerini korumasına baktığımız zaman muhafazakarlığın da ötesinde marjinal olduğunu söylemek doğru olacaktır.
Bu bakımdan AKP menfaatlerin takibinde, yandaşlarının devletten faydalandırmak için çıkardığı yasalara baktığımız zaman, gerçekten menfaatlerin muhafazası açısında fevkalade muhafazakârdır. Bunda o derece ileri seviyededir ki “Mahalli seçimlerde iktidara oy vermeyenlerin ve iktidardan olmayan belediyelerin işleri merkezde yürümez” diyen birini meclis başkanlığı ile mükâfatlandırması bunun en açık delilidir.
AKP iktidarı muhafaza için gösterdiği çabaya bakarak onun muhafazakâr olduğunu söylemek sanırım gerçekçi olmaz. Milli ve manevi değerleri, demokratik değerleri ve bireysel hak ve özgürlükleri muhafaza yönünden AKP’yi muhafazakâr bir parti olarak görmek de doğru olmaz.
AKP’nin bu anlamda siyasette kimseye ihtiyaç bırakmayacak şekilde doldurduğu bir gerçektir. Şayet “Merkez sağ” veya “merkez” partililerin ve yandaşların menfaatlerini takip etmekse o zaman AKP hem “merkez sağın” hem de “merkezin” yerini fevkalade güzel doldurmuştur. Bu anlamda başka partiye ihtiyaç yoktur ve zaten hiçbir siyasi parti ve iktidar merkezi bu şekilde dolduramaz. Bunun için AKP devamlı olarak kendi seçmenlerine ve halka “Merkez sağda bir boşluk yok” diyerek ikna etmektedir.
AKP bunu nasıl başarmaktadır. Bunun en güzel yolu geçmiş iktidarları kendilerinin yaptıklarından daha fazlasını yaptığını söylemek ve bunu kendi icraatlarına gerekçe yapmaktır. Görüyorsunuz ki geçmiş iktidarlar “çalmışlardır, çırpmışlardır, soymuşlardır, yemişlerdir. Biz bunu önlemeye çalışıyoruz. Eh bunu yaparken de bu yoldan geçmek durumundayız ve giderken de üzerimize biraz bulaşıyor. Bundan da kaçınmak zaten mümkün değildir” demektedir.
Bütün bu söylemler AKP için normaldir. Zira AKP “dini siyasete alet eden” bir zihniyetten gelmektedir ve bunu en üst tepede olanlar dahi itiraf etmekte ve “biz bir zamanlar dini siyasete alet etmiştik; ama yanlış yapmıştık. Şimdi bu yanlışı düzeltme faziletini göstermekteyiz” demektedirler. Sonra çıkıp “siyasette din de araçtır, demokrasi de” diyerek amacın iktidar olduğunu da açıkça söylemektedirler. Neden iktidardır? Çünkü iktidar hizmet aracıdır. Öyle ise biz hizmet için bu araçları kullanmak durumundayız demektedirler. Bir siyasi parti için bundan daha vahim bir söylem olamaz. Zira bu ifadeler “dine ve demokrasiye pragmatik bir yaklaşımın” ta kendisidir.
Şayet merkez ve merkez sağ bu söylemlere dayanan bir şey ise o zaman AKP hem merkezdir, hem merkez sağdır, hem de muhafazakardır.
Etiketler: AKP Menderes Özal Demirel DP DYP ANAP Muhafazakar Demokrat Muhafazakar Merkez Sağ İktidar Din ve Siyaset Cemaatler |