Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow MÜNAZARAT
Advertisement
MÜNAZARAT PDF Yazdır E-posta
Salı, 12 Şubat 2008
Yazı Index
MÜNAZARAT
Sayfa 2
M. Ali KAYA
 
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin 1910 yılında Meşrutiyeti anlatmak için çıktığı ve Şam’a kadar uzanan “Şark Seyahati” esnasında gezdiği yerlerde “Ulema” ve “Avam” tarafından sorulan “siyasi” sorulara verdiği cevapları ihtiva eden bir risalesidir. Bu risaleyi 1911 senesinde İstanbul’da tabettirmiştir.

 
Tarihçe-i Hayat isimli eserinde bu konuda şöyle bir bilgi vardır: “Batum yolu ile Tiflis’e oradan da Van’a giden Bediüzzaman aşairi dolaşarak içtimaî, medenî, ilmî derslerle onları irşada çalışmıştır. Bu hususta sual-cevap halinde “Münazarat” isimli bir kitap neşretmiştir. (Tarihçe-i Hayat, 2006, s.127)

 
Bediüzzaman’ın bir taraftan ehl-i siyasetle, diğer taraftan halk tabakası ve aşiretlerle muhaveresi elbette İslamiyet nurunun ve Kur’an hakikatlerinin neşri amacına yöneliktir. Siyasi bir amacı takip etmekten çok uzaktır. Bediüzzaman’ın bu risalede verdiği siyasi ders şahsı namına ve dünya siyaseti hesabına değil “Dellal-ı Kur’ân” olarak Kur’an-ı Kerimin yüksek siyasi hakikatlerini neşretmek ve Kur’âna hizmet etmek amacına yöneliktir.
Nitekim Bediüzzaman “Reçetetu’l-Avam” adını verdiği “Münazarat” eserini ve ondaki siyasi ve içtimaî dersleri “Size beğendirmek için değil, belki hakka hizmet için yazdım” (Münazarat, 1996, s. 18) demektedir. İnsaf ehline hitap ederek “Ey ehl-i insaf! Kabul ederseniz insafın şe’nidir; etmezseniz, emin olunuz, size minnet etmem, hiç de kabul etmeyiniz” (Münazarat, 18) diyerek hakikat ehlinin aklına ve insafına havale etmektedir.
**
“Münazarat” Meşrutiyeti anlatan bir kitaptır. Meşrutiyet bir isim olmayıp “Temel hak ve hürriyetlerin” kemaliyle yaşandığı bir siyasi yapının adıdır. Bu açıdan meşrutiyet, cumhuriyet ve demokrasi aynı anlamdadır. Bediüzzaman her şeyden önce isim ve resme takılmamayı ders vermektedir. Eserine “İstibdat nedir ve meşrutiyet nedir?” sorusuna cevap vermekle başlamaktadır. Bediüzzaman meşrutiyeti istibdadın ilacı olarak ele alır. İstibdadın her çeşidine karşı olan Bediüzzaman bu hastalıktan toplumu kurtarmak için Kur’an eczanesinden çıkardığı ilaçlarla hazık bir doktor gibi bu hastalığı tedavi çarelerini göstermektedir. Bunun için eserine “Reçetetu’l-Avam” ismini vermiştir.

1911 yıllarında istibdat hastalığı günümüzde de daha şiddetli olarak devam etmektedir. Şiddetinin sebebi istibdadın “hürriyet, demokrasi ve cumhuriyet” adına yapılıyor olmasıdır. Eserin devamında Kur’ânın ders verdiği “Hürriyet” kavramı güzel bir şekilde anlatılır. (Münazarat, 55–70) Gayr-i müslimlerin askerliği ve memuriyeti, geri kalma sebeplerimiz, eğitim politikası, din ve fen eğitiminin beraber yapılması gibi hususları ihtiva etmektedir.
**
Kastamonu Lâhikası’nda Münazarat ile ilgili olarak Bediüzzaman şöyle demektedir: “Telifinden otuz dört sene sonra (1911+34=1944) Münazarat namındaki esere baktım. Gördüm ki, Eski Said'in o zamandaki inkılâptan ve o muhitten ve tesirat-ı hariciyeden neş'et eden bir hâlet-i ruhiyeyle yazdığı bu gibi eserlerinde hatîat var. O kusurat ve hatîatımdan bütün kuvvetimle istiğfar ediyorum ve o hatîattan nedamet ediyorum. Cenab-ı Hakkın rahmetinden niyazım odur ki, ehl-i imanın meyusiyetlerini izale niyetiyle ettiği hatîat hüsn-ü niyetine bağışlansın, affedilsin.”

Bediüzzaman hazretlerinin hata dediği husus gerçekte hata olmayıp, avama göre fazilet ama havassın hata olarak kabul ettiği hususlardandır. Çünkü avama göre fazilet olan hususlar havassa göre hata kabul edilir. Çünkü dünyanın siyasi ve sosyal meseleleri en yüksek ilâhî hakikat olan “İman” yanında önemsizdir. İmanî meseleler ile uğraşmak durumunda olan birisine göre dünyaya ait olan siyasi ve içtimai meselelerle meşgul olmak imana ait meseleleri ihmale sebep oluyorsa büyük hatadır. Bediüzzaman’ın hata dediği husus budur. Bu da satırların devamında kendisini göstermektedir.

Şöyle ki: “Eski Said'in bu gibi eserlerinde iki esas-ı mühim hükmediyor. O iki esasın hakikatleri vardır. Fakat ehl-i velâyetin keşfiyatı tevilâta ve rüyay-ı sadıkanın tevile muhtaç oldukları gibi, o hiss-i kablelvukuun dahi, daha ince tâbirlere lüzumu varken, Eski Said'in o hiss-i kablelvukuyla hissettiği ve iki hakikatin tevilsiz, tâbirsiz bir surette beyanı, kısmen kusurlu ve kısmen hilâf görünüyor.”

Görüldüğü gibi bu satırlarda Bediüzzaman ehl-i velâyetin keşfiyatı ve sadık rüyaların tevil edilerek hakikatini izah etmek gerektiği gibi, hiss-i kable’l-vuku ile kendisine ilham edilen hakikatlerin de sosyal hayatın çalkantılı ve siyasi olaylarına tatbik ederken bir derece izah edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Nedir bunlar?
Birinci esas: Ehl-i imanın meyusiyetine karşı, "İstikbalde bir nur var" diye müjde verdiğidir. Bir hiss-i kablelvukuyla Risale-i Nur'un istikbalde, dehşetli bir zamanda çok ehl-i imanın imanlarını takviye edip kurtarmasını hissedip o adese ile Hürriyet inkılâbındaki siyaset dairelerine bakmış. Tâbirsiz, tevilsiz tatbike çalışmış; siyaset ve kuvvet ve kemmiyet noktasında zannetmiş. Doğru hissetmiş, fakat tam doğru diyememiş.

İkinci esas:
Eski Said, bazı dâhi siyasî insanlar ve harika ediplerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdadı hissedip ona karşı cephe almışlardı. O hiss-i kablelvuku tâbir ve tevile muhtaç iken, bilmeyerek resmî, zayıf ve ismî bir istibdat görüp ona karşı hücum gösteriyorlardı. Hâlbuki onlara dehşet veren, bir zaman sonra gelecek olan istibdatların zayıf bir gölgesini asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyan etmişler. Maksat doğru, fakat hedef hatâ…

Bu izahlar gösteriyor ki Bediüzzaman’ın “İstikbalde bir nur var” diye müjde vermesinin iki yönü var. Birincisi “Meşrutiyet” yani “Hürriyetçi Demokrasi”nin Osmanlı’yı yıkılmaktan kurtarması ve İslam ülkelerindeki Müslümanların da “Hürriyet” motoru ile maddi-mânevi kalkınarak Batı’lılardan daha ileri gidecekleri müjdesidir. Meşrutiyet ve Hürriyeti su-i istimal eden, istibdatlarına, ırkçılığa ve dinsizliğe alet edenlerin Kur’ânın gösterdiği gerçek hürriyete engel olmaları ile bu müjde kısa zamanda tahakkuk etme imkânı bulamadı. Batılılar da bundan istifade ile Osmanlı’yı parçaladılar.

 
< Önceki   Sonraki >
HüRRIYET
MüNAZARAT
TEMEL HAKLAR
ULEMA
AVAM