| Osmanlının Hürriyet ve Demokrasi Mücadelesi |
|
|
|
| Perşembe, 21 Ocak 2010 | ||||
Sayfa 2 Toplam: 2 4. 1908 Seçimleri ve III. Meclisin Faaliyete Geçmesi: 19 Temmuz 1908 tarihinde Padişah’ın “İrade-i Seniyyesi”ni yansıtan “Hatt-ı Hümayun” yayınlandı. Padişah Sultan Abdülhamit söz konusu “Hatt-ı Hümayun”da şöyle diyordu: “Umumi işlerin meşrutiyet usulüyle yapılmasının kendi fikrimiz olarak Kanuni Esasi ilan olunmuş iken, muhtelif felaketler umumun menfaatlerine galebe etmesinden, söz konusu kanunun tatili hakkında ihtarlar artmış ve nihayet Saffet Paşa’nın sadareti zamanında bu tatil devletçe kararlaştırılmıştır. O günden bu güne kadar geçen zaman zarfında gelişen durum, fikir ve genel temayüller neticesinde memleketin meşrutiyet idaresine kabiliyetinin görünmesi ile Kanun-ı Esasi’nin tüm hükümlerinin yürürlüğe konması ve Meclis-i Mebusan’ın her sene toplanmasına müsaade edilerek Bâb-ı Âlimizce her tarafa bildirildiği...” (Suna Kili - A. Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, Ankara 1985) ifadeleri ile Meclis-i Mebusan yeniden faaliyete başlamıştır. 30 yıl önce hazırlanmış olan “Seçim Kanunu”na göre seçimler “Sancak” esasına göre yapılacaktı. Buna göre nüfusu 25.000 ile 50.000 arasında değişen yerleşim birimleri 50.000 kabul edilerek 1 mebus seçebileceklerdi. 75.000 ve üzeri nüfusa sahip bölgeler ise 2 mebus seçeceklerdi. 18 yaşını dolduran her vatandaş seçime katılarak “Delegeleri” tespit edecekler, delegeler de adaylar arasından mebusları seçecekler; böylece seçim iki aşamalı olarak yapılacaktı. Seçmen yaşı 18, mebus seçilme yaşı ise 25 olarak tespit edilmişti. (R. E. Koçu, Age. S. 181) Bu şartlar altında yapılan 1908 seçimlerine “Siyasi Parti” olarak yalnızca 14 Eylül 1908 tarihinde kuruluşunu tamamlayarak partileşme sürecini tamamlayan Liberal görüşleri ile bilinen “Osmanlı Ahrar Fırkası” yalnızca İstanbul bölgesinden katılmış “İttihat ve Terakki Cemiyeti” yandaşları ve sempatizanlarının baskısı ile hiçbir mebus çıkaramamıştır. İttihat ve Terakki mensupları ise seçime parti olarak girmemiş, taraftarları ve sempatizanları ile seçimi etkilemiş ve seçimi “İttihat ve Terakki” sempatizanı mebuslar kazanmıştır. Nihayet meclis 17 Aralık 1908 tarihinde görkemli ve muhteşem bir törenle çalışmaya başlamıştır. Meclis-i Mebusan’da padişah’ın açılış nutkunu Cevat Bey okumuştur. Padişah da açılışta bulunmuş ve kısa bir selamlama konuşması yapmıştır. Meclis ilk oturumuna İstanbul mebusu Ahmet Rıza Bey’i Meclis Başkanı seçerek başlamıştır. Ali Rıza Bey bu görevini 1912 yılına kadar aralıksız devam ettirmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının çoğunlukta olduğu III. Meclis çıkardığı yasalarla padişahın pek çok yetkisini kısmış ve Hürriyet’in ilanı ile istibdat ve baskının kalkması hürriyeti ibahe mesleği ve bir nevi “Bolşevizm” olarak kabul eden cahiller tarafından sosyal ahlakın bozulmasına sebep olmuştur. Ayrıca İttihat ve Terakki’nin ordu içinde yapılanmış olması da orduyu ister istemez siyasetin içine sokmuştu. Bu da ordunun siyasete fiili müdahalesini ve askerin arasında “İttihatçılar” ve İttihatçı olmayanların mücadelesine dönüşerek askerî disiplini bozmuş, sınırlarda bozgun haberleri de milletin moralini ve meclise olan itimadını sarsarak nihayet 13 Nisan 1909 (Rumi, 31 Mart 1325) tarihinde meşhur “31 Mart İsyanını” netice verdirmiştir. Bu isyan bahane edilerek Mahmut Şevket Paşa’nın Harekât Ordusu Selanik’ten gelerek 24 Nisan’da kanlı bir şekilde isyanı bastırmıştır. 27 Nisan 1909 tarihinde meclis-i mebusan toplanarak ihtilalcilerin gölgesi altında aldığı kararla Padişah Sultan II. Abdulhamid’i tahttan indirmiş ve kendi istibdadını kurmuştur. Meşrutiyetin “Hürriyet” havasından en çok istifade edenler ırkçılığı öne çıkaran azınlıklar olmuştur. Osmanlıya tabi unsurlar arasından milliyetçilik adı altında “ırkçılığın” bir virüs gibi yayılmasından sonra Türkler de bu virüse yakalanmışlardır. Ermeniler, Rumlar ve Yunanlılar “Kanun-i Esasi” den istifade ederek gizli kapalı yürüttükleri milli amaçlarını daha legal ve yasal olarak yürütmeye ve daha rahat çalışmaya başladılar. Patrikhane dahi kuruluşundan itibaren bu kadar rahat çalışma imkânı bulamamıştı. Azınlıklar kendilerine tanınan hürriyeti kötüye kullanmaktan çekinmediler. Bu durum da Türkler ve muhafazakâr toplumda “Meşrutiyet ve Hürriyete” karşı büyük bir tepkiye sebep oldu. Zira onlara bu imkânları veren hürriyetti. Nihayet “Hürriyet ve İtilaf Fırkasının” partileşmesini tamamlayarak güçlene muhalefeti ve 1911 İstanbul ara seçimini kazanması “İttihat ve Terakki Cemiyeti”ni oldukça telaşlandırdı. 1911 Eylülünde Osmanlı ile İtalya arasında baş gösteren Trablusgarp Savaşının bunalımlı günlerinde İttihat ve Terakki içinde de hoşnutsuzluk ve ayrılmalar baş gösterdi. Bu durumda seçimden başka çarenin kalmadığını gören İttihat ve Terakki Cemiyeti henüz partileşememiş olmasına rağmen “Cemiyet” gücünün baskısı ile Said Paşa’yı seçim kararı almaya zorlamışlardır. Meclis-i Ayan’ın da onay vermesi ile 18 Ocak 1912 tarihinde padişah Sultan Mehmet Reşad’ın da “İrade-i Seniyyesi” ile meclisin feshine gidildi. 5. 1912 Seçimleri ve IV. Meclis-i Mebusan: 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki’nin karşısında “Osmanlı Ahrar Fırkası” mensuplarının da bulunduğu organizeli bir siyasi parti ve 1911 İstanbul ara seçimini de kazanmış olan “Hürriyet ve İtilaf Fırkası” vardı. Bu nedenle İttihat ve Terakki seçimi kazanmak için her türlü hile ve zorbalığa başvurdu. Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensuplarını ve onlara destek olanları tehdit ve şantajlarla susturdular. Bu nedenle bu seçimler tarihe “Sopalı ve Dayaklı Seçim” adı verilmiştir. Askeri, mülkî ve idârî erkân genellikle “İttihat ve Terakki Cemiyeti” mensubu veya sempatizanı idiler. Dolayısıyla seçmenler büyük baskı ve tehdit altında ister istemez İttihat ve Terakki’ye destek olmak zorunda kaldılar. İttihat ve Terakki bu şartlar altında 1912 seçimi kazandı. 4 Mayıs 1912’de ilk toplantısnı yapmış ve nihayet 5 Ağustos 1912 tarihinde “İrade-i Seniyye” ile feshedildi. Bu nedenle ömrü 4 ay gibi çok kısa olmuştur. İttihat ve Terakki seçimi kazanmıştı ama itibarını ve toplumun teveccühünü yitirmişti. Meclisteki gücünü korumak ve halkın desteğini de kazanmak için partileşme sürecine girmek gerektiğini anlayarak 1913 yılından itibaren “İttihat ve Terakki Fırkası” adını aldı ve siyasi yapılanmasını tamamladı. İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913 tarihinde Beyazıt Meydanında makam arabası içinde öldürüldü. Bunun üzerine sıkıyönetim ilan edildi, siyasi yasaklar getirildi ve muhalefet sindirildi. Bunlarla beraber ağırlaşan dünya şartları ve Osmanlı devletinin büyük bir buhran içine girmiş olması ülkenin dört bir tarafından İttihat ve Terakki’den kopmalara ve istifalara sebep olmuş ve taraftarları yanında da itibar kaybına uğramıştır. Balkan Savaşının patlak vermesi ile seçimler gecikmiş ve ertelenmek zorunda kalmıştır. Balkan Savaşlarında Bulgaristan, Rusya, Sırbistan ile yapılan savaşlar, asker in siyasete bulaşmış olması ve subaylar arasında “İttihatçı-İtilafçı” çekişmelerinin baş göstermesi Edirne dâhil Rumeli topraklarının tamamının elimizden çıkmasını netice vermiştir. Arnavutluk İsyanı ve Balkan Savaşının başlaması ve muhaliflerin meclis dışında kalması ordu içinde de şiddetli bir tepki doğurarak “Halaskaran-ı Zabitan” (Kurtarıcı Subaylar) adı altında muhalefetin bir araya gelmelerine sebep olmuştur. Bu hareketin bel kemiği ordu içinde yapılanmış olması yanında Prens Sabahattin ve Rıza Nur gibi etkili isimlerin de sivil desteğini alarak 16 Temmuz 1912 de bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Sait Paşa hükümetini istifaya zorlamış ve Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partiler üstü bir hükümetin kurulmasını sağlamışlardır. Bir müddet sonra Ahmet Muhtar Paşa istifa etmiş ve yerine Kâmil Paşa kabinesi kurulmuştur. İttihat ve Terakki mensupları iktidardan uzaklaştırılmalarını kendilerine yedirememişlerdir. Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne’yi kurtarma bahanesi ile “Hürriyet Kahramanı” olarak öne çıkardıkları Enver Paşa önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi “Bab-ı Âli”de toplantı halinde olan Bakanlar kurulunu basarak Harbiye Nâzırı (Savuma Bakanı) Nazım Paşayı öldürmüşler ve Sadrazam Kâmil Paşa’yı istifaya zorlamışlar ve Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) Mahmut Şevket Paşa’yı sadrazam ilan etmişlerdir. (23 Ocak 1913) Ama ne var ki 30 Mayıs 1912 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması ile kendileri de Edirne’yi Bulgaristan’a bırakmak zorunda kalmışlardır. Böylece ilk askeri darbe olan Bâb-ı Âlî Baskını başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 11 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabası içinde suikasta kurban edilir. Bu durum üzerine ülkede olağanüstü bir durum yaşanır ve iktidarda olan İttihat ve Terakki Partisi Şevket Paşa cinayeti ile ilgili 15 kişiyi idam eder, pek çok gazeteci ve fikir adamını Sinop Kalesine sürgün edilir. Halaskarlar ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarları dağıtılırlar. Mahmut Şevket Paşanın öldürülmesi üzerine Said Halim Paşa sadrazamlığa getirilir. Devlet bundan sonra Enver, Talat ve Cemal Paşa üçlüsünün beraberliğinde yönetilmeye başlar. 1913 Eylülünde Bulgaristan ile Edirne’nin Osmanlı’da kalması ve Meriç nehrinin sınır olarak kabul edilmesini sağlayan anlaşmayı imzalaması üzerine padişah tarafından “İmtiyaz Nişanı” ile onurlandırılır. 1914 yılında Said Halim Paşa Yalısında Almanya Sefiri Baron Wangenheim ile ittifak anlaşması imzalanarak Almanların safında I. Dünya Savaşına katılma kararı almışlardır. 6. 1914 Seçimleri ve V. Meclis-i Mebusan: 1914 yılında gecikmeli olarak yapılan seçimleri de İttihat ve Terakki büyük bir çoğunlukla kazandı. Birinci Dünya Savaşı’na bu meclisle girilirken, savaşın kaybedilmesi sonucunda imzalanan mütareke’yi müteakiben bu meclis de feshedilmiştir. Dolayısıyla bu meclis 1918 yılı sonlarına kadar devam ederek, Osmanlının uzun ömürlü ikinci meclisi olmuştur. Said Halim Paşa 1915’de Hariciye Nâzırlığın’dan ve 1917’de Sadrazamlıktan çekilir. Yerine Talat Paşa Sadrazam olur. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakları geri almak için çalışırlar ancak daha çok toprak kaybının önüne geçemezler. 1918 yılına kadar Kanun-i Esaside altı kez değişiklik yapıldı ve bunların çoğu “Seçim Kanunu” ile ilgiliydi. 7. VI. ve Son Osmanlı Meclisi: 1918 yılı sonlarında meclis feshedilip hemen seçimin yapılması istenmişse de bu karar hemen gerçekleşmemiş, Mondros Mütarekesi’ni bahane ederek yurdun dört bir yanının işgale uğraması ülkeyi büyük bir bunalımın içine sürmüştür. Bu istikrarsız dönemde bir türlü istikrarlı kabine oluşturulamamıştır. Beşinci meclisin feshi sırasında Tevfik Paşa kabinesi bulunurken daha sonra Damat Ferit ve Ali Paşa kabineleri kurulmuştur. Ali Paşa döneminde seçim çalışmaları hızlandırılarak Aralık 1919 seçimlerin yapılması sağlanmıştır. Seçimi şaibeli duruma sokmak ve dış müdahaleyi sağlamak maksadıyla Ermeniler ve Rumlar bu seçime katılmamışlardır. Bu seçimde İttihatçı ve İtilafçı birçok kişi kazanarak mebus olmuşlardır. Çok zor şartlar altında kurulan bu meclis ilk toplantısını 12 Ocak 1920’de gerçekleştirdi. Padişah Vahdettin’in rahatsızlığı sebebiyle açış nutku dâhiliye nazırı Damat Şerif Paşa tarafından okundu. Bu ilk toplantıya sadece 72 mebus iştirak edebildi. İstanbul’un işgal tehdidi altında bulunduğu ve mebusların can güvenliğinin olmadığı bir ortamda toplanan meclis çok kısa ömürlü olmuştur. Misak-ı Milli’yi (28 Ocak 1920) kabulünden kısa bir süre sonra (16 Mart 1920) İstanbul işgal edilerek meclis dağıtıldı ve yakalanan bazı mebuslar Malta adasına sürgüne yollandı. Çok zor şartlar altında görev yapıp, Kurtuluş Savaşı’nı verecekler için çok büyük önem taşıyan Misak-ı Milli’yi kabul ederek yayınlanması bu meclis için büyük iftihar vesilesi olmuştur. Daha sonra Ankara’ya geçebilen mebuslar TBMM’inde hizmetlerine devam edeceklerdir. 8. Türkiye Büyük Millet Meclisi: (23 Nisan 1920) Son Osmanlı Meclisi olan VI. Meclis Ankara’da toplanarak TBMM adını almıştır. İstanbul’un işgali ile Meclis-i Mebusan’ın İngilizler tarafından dağıtılması üzerine mebuslar Anadolu’ya geçerek Amasya, Erzurum ve İzmir’den gelen seçilmiş delegelerle beraber Ankara’da toplanmışlardır. 23 Nisan 1920 Cuma günü Cuma Namazından sonra dualarla TBMM açılmıştır. Kurtuluş mücadelesini başlatan bu meclis 1877 ve 1908 yıllarında açılmış olan I. ve II. Meclis-i Mebusan gibi çok sesli ve tam demokratik bir meclis olmuştur. TBMM aldığı kararlarla Kurtuluş Mücadelesini başlatmış ve 30 Ağustos 1922 zaferi ile gücünü ve başarısını ispatlamıştır. Bu başarının altında yatan en önemli husus askeri, dini ve mülkî erkânın birlikteliği ve ortak hareket etmiş olmalarıdır. TBMM’de bulunan mebusların hemen hemen tamamı Kurtuluş Savaşını “Saltanat ve Hilafetin” yeniden tesisini ve Osmanlı Hanedanının yönetimi altında “Meşrutî” bir sistemi savunuyorlardı. Hilafetin ve dolayısıyla 350 milyon Müslüman’ın halifesi olan padişahın devletin başında kalmasını düşünüyorlardı. Padişah günümüz İngiltere’de kraliyetin devam etmekte olduğu gibi, padişahın hem Osmanlıyı, hem de İslam dünyasını temsil ederek meclisten çıkan yasaları onaylama makamında kalmasını düşünüyorlardı. (Feroz Ahmed, Modern Türkiye’nin Oluşumu, İstanbul 1995, s. 79) Sonuç: Sultan Abdülhamit Han’ın iradesi ve Kanun-i Esasi’nin kabulü ile başlayan Osmanlı Devletinin parlamenter meşrutî/demokratik sistemi dünyada azınlıklara temsil hakkı veren ilk parlamento olma özelliğine sahiptir. Dünya demokrasilerinde Osmanlı dışında azınlıklara ve farklı inançlara temsil hakkı tanıyan ve kabinede görev veren böyle bir parlamentoya rastlamak mümkün değildir. Osmanlı Meclis-i Mebusanı her ne kadar uzun süre tatil edilmiş de olsa 1876 yılından 1920 senesi Ankara’da açılan TBMM’ye kadar hep Meclis-i Mebusan’ın devamı niteliğindedir. Dolayısıyla TBMM dağıtılan Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın Ankara’da toplanması ile oluşmuştur; tek farkı Anadolu’da seçilen Kongre üyelerinin de bu meclise iştirak etmiş olmaları ve Kurtuluş Savaşını beraberce yaparak başarmış olmalarıdır. Ama ne var ki CHF’nin kurulmasından ve 1923 yılında yapılan seçimlere başka parti sokulmayarak veya başka partilerin kurulmasına fırsat verilmeyerek tek başına iktidara gelmesinden sonra 1950 yılında çok partili Demokratik Sisteme geçilmesine kadar 27 sene “Tek Parti İktidarı”nın ve gerçek bir İstibdat dönemini yaşatmıştır. 1950’den sonra 2009 yılına kadar geçen 60 yıllık süreçte her dört senede bir seçim yapılmasına rağmen 1960, 1971, 1980 Askerî Müdahaleleri ve 1997 Post-modern Askerî müdahalesiyle Demokrasi’nin bütün kurum ve kuruluşları ile yerleşmesine ve benimsenmesine fırsat verilmemiştir. Ve maalesef “Demokrasi Süreci” günümüzde de devam etmektedir. Ama şurası bir gerçektir ki 1876 yılında Halife Sultan Abdülhamit tarafından hazırlanan “Kanun-i Esasi” adı verilen Anayasa gibi demokratik bir Anayasa aradan geçen bunca zamana rağmen yapılamamıştır. Yine 1876 yılında açılan dünyanın en demokratik meclisi olan “Meclis-i Mebusan” gibi demokratik bir meclisi de oluşturamadığımız kesindir. Günümüzde Kürtlerin dahi mecliste temsiline tahammül edilemediği düşünülürse I. Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın ne derece özlenen ideal bir demokratik meclis olduğunu daha iyi anlaşılmaktadır. Etiketler: Meşrutiyet Demokrasi Kanuni Esasi Meclisi Mebusan Anayasa Meclisi Ayan Sultan Abdülhamit TBMM |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|