Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Osmanlının Hürriyet ve Demokrasi Mücadelesi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 21 Ocak 2010
Yazı Index
Osmanlının Hürriyet ve Demokrasi Mücadelesi
Sayfa 2
M. Ali KAYA
Giriş:
1876 Kanun-i Esasinin kabul ve ilanından sonra Osmanlı “Meşrutiyet” yönetimine geçmiş oldu. Bu bakımdan 1876 Osmanlı tarihi bakımından dönüm noktasıdır. İslam Tarihinde peygamberimizin (sav) M. 632 yılında “Medine Sözleşmesi” ile Anayasal sistemi fiilen uygulamasından 1244 sene sonra ilk defa “Anayasal Sisteme” geçilmiş oldu. Ayrıca Kanun-i Esasinin kabulü ile halkın seçtiği temsilcilerden oluşan bir Meclis-i Mebusan ile yönetilmeye başlamış oldu.

Meclis-i Mebusan’ın çalışmaya başlaması ile ülkede meydana gelen olumsuzlukların sorumluluğu da “Meclise ve Kanun-i Esasiye” yüklenmeye başlanmıştır. Gerçekte ise ne Kanun-i Esasi’nin tam olarak uygulanmasına ve ne de “Meclis-i Mebusan”ın düzgün bir şekilde çalışmasına fırsat verilmemiştir. Gerek alaylı askerler, gerekse bir takım bürokratlar meşrutiyeti şeriata aykırı gören mutaassıp medrese ve ulema kesimi ülkenin olumsuz gidişatından “Meclis-i Mebusanı” ve “Kanun-i Esasi’yi suçlayarak büyük bir muhalefet cephesi oluşturmuştu. Bu durum Meclisin işlemesine ve çalışmasını oldukça zora sokuyordu. Bu durumdan rahatsız olan bir diğer kesim de “henüz şartların tam olarak oluşmadığı” tezini dile getirerek “Meclisin açılışının ve meşrutiyetin ilanının” daha sonraya bırakılması gerektiği düşüncesini dillendiriyorlardı.


Kanun-i Esasinin uygulanması, Meclisin teşekkülü ve seçimlerin yapılması bu siyasi ve sosyal şartlar içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan sebeplerin, iç ve dış etkenlerin farkında olan aydınlar, bu çöküşe dur diyebilmek ve devleti ayakta tutabilmek için samimi bir çaba içine girmediklerini kimse iddia edemez.
Bütün çabalar devletin ebed müddet bekasına dönüktü. Ama ne var ki çözümde birliği sağlamakta zorlanıyorlardı. Osmanlı’nın yeniden ihyasını “Hürriyet, adalet ve eşitliği sağlayarak” mümkün olacağını savunan aydınlar bunun ancak “Meclis eliyle mümkün olacağı" görüşünde fikir birliği içindeydiler, ama bunu toplumun tüm kesimlerine kabul ettirmek gerçekten zordu. Osmanlı’nın savaş cephelerindeki kayıpları meclisin ve aydınların işini daha da zora sokuyordu. Bu nedenle hükümetin ve parlamento üyelerinin zaferlere, toplumunda zafer haberlerine büyük ihtiyacı vardı. Almanların yanında yer alarak I. Dünya savaşına katılma kararı alınmasında bu sosyolojik ve siyasi başarı beklentisi ve ümidinin büyük payı olduğu inkâr edilemez.

1. İlk Osmanlı Meclis-i Mebusanı: (19 Mart 1877- 28 Haziran 1877)
Kanun-i Esasi’nin kabulünden sonra “Seçimle” ilgili maddeleri yürürlüğe girdiği için ilgili maddeler gereği “Seçim Kanunu” hazırlanarak Osmanlı Devleti 29 bölgeye ayrıldı. Bu bölgeler;  İstanbul, Ankara, Aydın, Adana, Bağdat, Basra, Bosna-Hersek Cezayir, Diyarbakır, Erzurum, Edirne, Girit, Halep, Hicaz, Hüdavendigar, İşkodra, Konya, Kosova, Elazığ, Selanik, Manastır, Sivas, Suriye, Trablusgarb, Trabzon, Tuna, Van, Yanya ve Yemen vilayetleridir. (E. Ziya KARAL, Osmanlı Tarihi, Ankara 1983, 8:232) Nüfus sayımı yapıldı ve her 50.000 erkeğe bir vekil düşecek şekilde seçim kararı alındı. Böylece her bölgenin seçeceği milletvekili sayısı belirlendi. Buna göre 71 Müslüman, 44 Hıristiyan, 4 Yahudi vekil meclise girmiş oldu.

Padişah Sultan Abdülhamit ayrıca 21’i Müslüman olan 26 kişilik bir de “Meclis-i Ayan” oluşturdu. Her iki meclisin vekilleri belirlendikten sonra 19 Mart 1877 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nın kabul salonunda açılış yapıldı.
Meclis-i Mebusan’ın açılış töreninde padişahın nutku Said Paşa tarafından okundu. Böylece Meclis resmen görevine başladı. Meclisin açılması ile eleştiriler de yapılmaya başlandı. Osmanlı devletinin bu parlamentosu her kesimden halkı temsil eden tam demokratik bir meclisti. Dünyaya örnek olacak bir meclisti. Dini, ırkı, kültürü ve anlayışı farklı olan unsurların temsilcilerinden oluşan çok mükemmel bir meclisti. Dünyada bunun benzeri de yoktu. Günümüz pek çok dünya parlamentolarından daha demokratik ve hürriyetçi bir meclisti. Seçilen mebuslar da vilayetlerin meclis üyelerinden seçilmiş oldukları için memleketin eşrafını temsil ediyorlardı, varlıklı ve kültürlü idiler. Bundan dolayı meydana gelen meclis de tarihin en demokratik ve kültür seviyesi yüksek bir meclisti. (Karal, s. 233)

Birinci Meclisin çalışmalarını 28 Nisan 1877 (Rumi 1293) tarihinde Eflak ve Buğdan’a girerek Osmanlı’ya karşı savaş açtı. Osmanlı da Tuna ve Kafkasya cephesinde Rusya’ya karşı savaşa girmiş oldu. Bu savaş Meclis-i Mebusan’a çok sıkıntılı günler yaşattı. Bu nedenle meclis yeniden seçim kararı almış oldu. Dolayısıyla ilk meclis 56 oturum toplanmış ve normal süresi içinde 28 Haziran 1877’de yeni seçim kararı alarak dağılmıştır. (R. Ekrem KOÇU, Türkiye'de Seçimin Tarihi 1877-1950, Tarih Dünyası Dergisi, 1:5-6, İstanbul 1950, s. 180)

2. II. Meclis:
Birinci meclisin aldığı karar çerçevesinde yeniden yapılan seçimlerde 96 üye meclise girme hakkı kazandı. Seçilen milletvekilleri partileri değil, yörelerini temsilen seçiliyorlardı, seçildikten sonra da “Kanun-i Esasi”nin 71. maddesi gereği tüm Osmanlı’yı temsilen görev yapıyorlardı. Bu şartlar dâhilinde seçilen 56’sı Müslüman 96 üye 13 Aralık 1877’ de yeniden göreve başladılar. Meclis-i Ayan’da ise üye sayısı 26’dan 28’e çıkarılmıştır.

Sultan Abdülhamit açılış konuşmasında Kanun-i Esasi’nin uygulanmasının önemine dikkat çekerek “Kanun-u Esasi’nin çok mükemmel surette işlemesi ve tesir yapması devletimizin selameti için tek çaredir. Kanun ve siyaset meselelerinde gerçeği bulmak ve memleketin çıkarını sağlamak mebusların hürriyet ile fikirlerini bildirmelerine bağlıdır” demiştir. (Karal, Osmanlı Tarihi, 8:238)

93 Harbi’nin dehşetli zamanlarında açılan ve faaliyete başlayan II. Meclis-i Mebusan, çok daha gürültülü ve sert tartışmaların yaşandığı bir meclis olmuştur. Bir müddet sonra Osmanlı-Rus savaşı ile ilgili tartışmalar ve konuşmalar o dereceye varmıştır ki asıl görevi olan yasa yapma ve kanun çıkarma görevini bir tarafa bırakarak hükümetin icraatlarını tenkit etmeye ve savaşla ilgili kararlar almaya başlamıştır. Meclislin çalışmalarını ve oturumlarını yakından izleyen padişah da bu durumu ve politikacıların entrikalarını izliyordu. Savaşın felaketinin mecliste oluşan grupların çatışmalarına bağlayan meclis dışındaki muhalif grupların da kışkırtmaları ile meclis aleyhinde olumsuz bir havanın meydana geldiğini gören padişah bu haliyle meclisin devamında fayda yerine zarar ihtimalinin yüksek olmasını dikkate alarak “Kanun-i Esasi”nin kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak “Meclis-i Mebusan”ın süresiz feshine karar verdi.

Halife ve Sultan Abdulhamid’in “İrade-i Seniyyesi” ile 18 Şubat 1878 tarihinde Meclisi tatil edildi. Padişahın bu kararı Meclisin Feshi ve Meşrutiyetin kaldırılması değildi. Zira “Kanun-i Esasi” yürürlükteydi ve meclisin yeniden toplanmasına kadar sadece “Meclis-i  Mebusan” tatil edilmişti. Savaş şartları ortadan kalktığı zaman yeniden açılacaktı. Ancak bu tatil 30 sene boyunca devam etmiştir. Bu 30 sene içinde sultan Abdülhamit’in aldığı bütün kararlar “Kanun-i Esasi”ye uygun olup kullandığı yetkiler de Anayasa tarafından kendisine verilen yetkiye dayanıyordu. Tabii ki memurların, askerlerin ve bürokratların yanlışları Sultan Abdülhamid’e yıkıldığı için Abdülhamit “mecbur kaldığı istibdadının” bütün icraatlarından sorumlu tutulacaktı.  

3. II. Meşrutiyet ve Partiler Demokrasisine Geçiş:
“İktidar her yerde vardır; iktidarı demokratik yapan muhalefetin bulunmasıdır” kuralına göre yeniden daha gelişmiş bir Meşrutiyet yönetimine geçmek için “Ahrarların/Hürriyetçilerin içeride ve dışarıda gösterdikleri büyük gayretler sonucu Sultan II. Abdülhamit meclisin yeniden açılmasına karar verdi.

II. Meclisin tatil edilmesinden sonra yeniden toplanmasına kadar geçen 30 sene zarfında büyük gelişmeler yaşanmıştı. Meşrutiyeti isteyenler önce illegal olarak sonra da legal cemiyetler şeklinde teşkilatlanmış ve nihayet partiler demokrasisine geçmek için gereken altyapı hazırlanmıştı. Meşrutiyet/Demokrasi lehinde oluşan bu müspet gelişme yanında bütün olumsuzlukları Meşrutiyet ve Hürriyette “Hürriyet kâfirlere mahsustur / Bunun için cehenneme layıktır” (Eski Said Dönemi Eserleri, 2009, Münazarat, s.238) diye hürriyeti küfürle eş değer gören mutaassıp dindarlardan oluşan büyük bir muhalefet cephesi de oluşmuştu.

Bilhassa “İttihat ve Terakki Cemiyeti”nin gerek askeriye, gerekse başta “Tıbbıye” ve “Mülkiye” içinde illegal olarak yapılanması ve yaptığı faaliyetler ile hükümetler üzerindeki baskısının “Partiler Demokrasisi” anlamındaki “II. Meşrutiyetin” ilanını ve “Meclis-i Mebusan”ın yeniden faaliyete geçmesini sağlamıştır.

 
< Önceki   Sonraki >
MEşRUTIYET
DEMOKRASI
ANAYASA
TBMM