M. Ali KAYA
Kureyş ileri gelenlerinden Urve b. Mesut Büdeyl’in sözleri üzerine peygamberimizin (asv) teklifini yerinde buldu ve “ Doğrusu Büdeyl size doğruluk ve barış elçisi olarak gelmiştir. Size yakışan bu teklifi kabul etmenizdir. Benim de gidip onunla konuşmama izin verirseniz iyi olur. Zira ben elçilik görevini yapan ve bilen birisiyim” dedi. Kureyş ileri gelenleri onu azarladılar. “ Muhammed’e gidebilirsin ama bizim elçimiz olarak değil… Sen kendi fikrini söylersin” dediler. Urve bi Mesut buna rağmen doğru peygamberimizin yanına geldi. Müşriklerin Hudeybiye suyu başını bekleyerek kendilerini Mekke’ye sokmamakta kararlı olduklarını söyledi. Peygamberimiz (sav) “ Ey Urve! Allah için söyle, Beytullah’ın tavaf edilmesine ve şu develerin kurban edilmelerine engel olunur mu?” dedi. Sonra “Biz buraya savaş için gelmedik. Halimiz de bunun için gelmediğimizi göstermiyor mu? Sen benim akrabalarım olan Kureyş’e söyle savaş onları perişan etmiştir. Bu nedenle savaş iyi bir şey değildir. Aramızda bir anlaşma yapalım. Bize bir süre versinler. Bu süre zarfında bizimle Beytullah arasından çekilsinler. Biz de Allah'ın evine karşı olan görevimizi yaparak çekip gidelim. Şayet bizimle savaşacak olsalar şunu iyi bilsinler. Başımız gövdesinden ayrılana kadar onlarla çarpışmaktan asla korkmayız ve çekinmeyiz” dedi.
Urve bir taraftan peygamberimiz (sav) ile konuşuyor, diğer taraftan etrafı göz ucuyla kolaçan ediyordu. Gerçekten umre için sefere çıktıkları her hallerinden belli oluyordu. Hiçbir art niyetleri söz konusu değildi. Bütün hazırlıklar buna göre yapılmış ve ona gere yola çıkılmıştı. Sahabelerin peygamberimize (sav) karşı son derece hürmetkâr ve teslimiyet içinde hareket etmelerine hayran oldu. Söz verilmeden konuşmuyorlar, seslerini asla yükseltmiyor, bir emir verildiği zaman yerine getirmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Bu bir hükümdarda dahi görülmeyen bir itaat şekliydi.
Peygamberimizden (sav) müsaade alarak Kureyş’in yanına döndü. Peygamberimizin (sav) sözlerini onlara iletti. Sonra “Ey Kureyş! Ben bir çok hükümdarın huzuruna elçi olarak bulundum. Vallahi ben hiçbir hükümdarın adamlarının sahabelerin Muhammed’e itaati gibi itaat ettiklerine şahit olmadım. Ashabın Muhammed’e olan saygı ve hürmetleri, sevgi ve itaatleri tebanın hükümdara itaati gibi değil. Ashabından hiçbiri ondan izin almadan konuşmuyordu. Muhammed onlara bir emir verirse herkes onu yerine getirmek için hemen koşuşmaya başlıyordu. Onunla konuşurlarken yüzüne bakmıyor ve yere bakarak konuşuyorlardı. Ben bunlardan öyle anladım ki, bu insanlar Muhammed’i asla yalnız bırakmazlar ve onun bir tek saçına zarar gelmemesi için canlarını severek feda edeceklerdir. Gerisini siz düşünün!” dedi.
Kureyş ileri gelenleri Hubeyb b. Adiyy (ra) ve Amr b. Dessine’nin (ra) darağacındaki sadakatini gördükleri ve sahabelerin peygambere bağılıklarını bildikleri için Urve’nin sözlerinin haklılığını bildikleri halde teklifini hoş karşılamadılar. Kendisini de “Görüyuruz ki Muhammed seni büyülemiş” diye azarladılar. Bunun üzerine Urve onlara kızarak “Ne haliniz varsa görün!” deyip Tâife gitti.
Peygamberimizin (sav) İlk Resmi Elçisi:
Taraflar karargâhlarını kurmuşlar ve karşılıklı müzakere zemini arayışına girmişlerdi. Her iki taraf da kararlı gözüküyordu. Peygamberimiz (sav) resmi kanaldan geliş amacını Kureyş’e bildirmek için Huzaalı Hiraş b. Ümeyye’yi elçi olarak gönderdi. Peygamberimizin (sav) gönderdiği ilk elçi unvanı ona aittir. Hıraş b. Ümeyye Kureyş’e giderek mü’minlerin geliş amaçlarını anlattıysa da müşrikler anlamak istemediler. Devesini boğazladılar, kendisini de öldürmekle tehdit ettiler. O da peygamberimize dönerek durumu anlattı. Peygamberimiz (sav) buna rağmen teenni ile hareket etti ve hemen karar vermedi.
Peygamberimizin geri dönmediğini gören Kureyşliler bir taraftan da korkuyorlardı. Her ne kadar Kureyşin ileri gelenleri inanmasalar da Mekke’de imanını gizleyen büyük bir hayran kitlesi vardı ve bunların muhtemel bir savaşta kendilerini terk ederek mü’minlerle bir olmaları ve kendilerini arkadan vurmaları ihtimalini de göz ardı etmiyorlardı. Ayrıca iman konusunda şüphe içindeydiler. İnat ve hasetleri kendilerini inkara sevk ederken akıl ve kalpleri Hz. Muhammed’in Allah'ın peygamberi olduğu konusundaki şüpheleri savaş konusunda cesaretlerini kırıyordu. Bu nedenle elçi göndermeye karar verdiler. Kureyşlerin müttefiki olan Ahbaşilerin reisi Huleys b. Alkame’yi elçi olarak gönderdiler.
Peygamberimiz (sav) uzaktan Huleys’i tanıdı. Ashabına “Bu gelen kurbana önem veren birisidir. Kurbanlık develeri ona doğru sürün görsün” buyurdular. Mü’minler kurbanlıkları ona doğru sürdüler ve “Lebbeyk… Allahümme Lebbeyk!” diye telbiye getirdiler. Bunu gören Huleys “Sübhanallah! Bu ne güzel manzara… Bu muazzam cemaatin Beytullah’ı tavaf ettirmemek ve menetmek ne çirkin bir davranıştır. Kâbe’nin rabbine yemin olsun ki Kureyşi bu yanlış tutumları helak edecektir. Bunlar sadece umre için gelmişlerdir” dedi. Peygamberimiz (sav) onun yüksek sesle söylediklerini duydu ve “Evet, öyledir.. Ey Kinaneli kardeşim!” dedi.
Huleys b. Alkame peygamberimize saygısından dolayı yanına gelip konuşmak istemedi. Hemen geri dönerek Kureyşe gitti. “Ben bu gelenleri Kâbe’yi tavaftan men etmemizin doğru olmayacağı fikrindeyim” dedi. Kureyş ileri gelenleri ona da “Anlaşılan senin bu işlere aklın ermiyor” dediler. Bu sözler Huleys’i öfkelendirdi. “Yemin ederim ki ya Muhammed’in kabeyi tavaf etmesine müsaade edersiniz veya ben bütün Ahâbişi alır giderim” dedi. Ancak Kureyş bin bir hile ve desise ile onu ikna ederek ayrılmasını engellediler.
Hz. Osman’ın Elçiliği ve Biat-ı Rıdvan:
Peygamberimiz (sav) Kureyş’i ikna etmek üzere Hz. Ömer’i göndermek istedi. Hz. Ömer (ra) “Yâ Resulallah! Kureyş reisleri benim onlara olan düşmanlığımı iyi bilirler. Korkarım bana suikastte bulunabilirler. Mekke’de beni himaye edecek kabilemden kimse de yoktur. Yine de gitmemi isterseniz giderim; ancak bu konuda Osman b. Affan’ı öneririm” dedi. Peygamberimiz (sav) onu haklı buldu.
Hz. Osman’ın Mekke’de akrabası çoktu. Mekke eşrafından Benî Ümeyye Hz. Osman’ın akrabaları ve amcazadeleri idiler. Peygamberimiz (sav) Hz. Osman’ı yanına çağırdı ve “Kureyşlilere git, bizim buraya savaşmak için değil, Kâbe’yi tavaf etmek için geldiğimizi anlat. Kabe’yi tavaf ederek kurbanlarımızı kesip gideceğimizi söyle ve onlara geliş maksadımızı anlat. Sonra onlardan muhtaçlara islamı anlat” buyurdular.
Hz. Osman (ra) yanına on kadar muhacir sahabeyi alarak bir heyet halinde Kureyş müşriklerinin yanına vardı. Ancak görüşmeden bir sonuç çıkmadı. Onlar yine “Git, seni gönderene söyle biz O’na hiçbir zaman Mekke’ye girip Kâbe’yi ziyaret tavaf edemeyecektir ve biz buna asla müsaade etmeyeceğiz!” dediler. Sonra da “Sen kendin Kâbe’yi tavaf etmek istersen tavaf et” dediler. Hz. Osman (ra) ise “Hayır! Resulullah (sav) tavaf etmedikçe ben burada bir sene kalsam yine de kâbeyi tavaf etmem” buyurdular.
Kureyşliler bunun üzerine Hz. Osman’ı tuttular ve kimse ile görüşmesine müsaade etmediler; ancak heyette bulunan diğerlerine akrabalarını kısa bir müddet görmelerine ve konuşmalarına müsaade ettiler. Kureyşlilerin bu menfî tutumu, inadı ve inanılmaz tavrı sahabeleri yanlarında tutmaları ve zamanında geri göndermemeleri Hz. Osman’ın ve beraberindekilerin Kureyşliler tarafından öldürüldüğü şeklinde ulaştı.
Peygamberimiz (sav) Hz. Osman’ın müşrikler tarafından şehit edildiği haberi üzerine son derece müteessir oldu. Bu durumda savaşmaktan başka çare kalmadığını düşündü. “Madem bu kavim barışı kabul etmiyor ve savaşmak istiyor, öyle ise onlarla savaşmaktan başka çıkar yol kalmamıştır. Biz de onlarla savaşmadıkça buradan bir adım dahi atmayacağız” buyurdu.
Cebrail (as) gelerek Peygamberimize (sav) “Yüce Allah'ın sahabelerden biat almaları istiyor” buyurdu. Peygamberimiz (sav) de bunu sahabelere duyurdu. Sonra “Rıdvan Ağacı” olarak adlandırılacak olan “Semüre” ağacının altında ayakta durdu. Müslümanlar birer birer geldiler ve peygamberimizin (sav) elini tutarak kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarına, Allah ve Resulü uğruna canlarını feda edeceklerine yemin ederek biat ettiler. Bu biattan kaçınan sadece münafıklardan Cedd b. Kays oldu.
Bu biat sahabelere yeni bir cesaret ve heyecan vermekle beraber onların bu yeminlerini ve kararlılıklarını gören müşriklerin kalbine büyük bir korku düştü ve derhal bunu Mekke’ye ulaştırdılar. Müşrikler de gözetim altında tuttukları Hz. Osman’ı hemen bıraktılar. Yüce Allah sahabelerin bu kararlılıklarına, sebatlarına ve imanlarına şahit olarak onlardan razı olduğunu belirten şu ayetleri inzal buyurdu:
“Andolsun ki, o ağacın altında sana biat eden mü’minlerden Allah razı oldu. Onların kalplerini bilen Allah onların üzerine sekinet ve emniyetini indirdi ve onları yakın bir fetihle ve onunla kazanacakları maddi ve manevi ganimet/mükâfatla müjdeledi. Allah’ın kudreti her şeye galiptir, hikmeti her şeyi kuşatmıştır” buyurdu.
Bu ayet-i Kerime nazil olunca sahabelerin aşk ve şevkleri daha da arttı. Bu sebeple biatin yapıldığı ağaca “Şecere-i Rıdvan / Rıza Ağacı” ve bu biate de “Biat-ı Rıdvan/ Allah'ın rızasını kazandıran biat” dendi. Peygamberimiz (sav) “Şecere-i Rıdvan”da biat edenlerin hiçbiri cehenneme girmeyecektir” buyurmuşlardır.
…Ve Zafer: Hudeybiye Antlaşması.
Rıdvan biatı Kureyşlileri ziyadesiyle korkuttu. Hz. Osman’ı (ra) yanında gelen heyeti serbest bıraktıkları gibi kendileri de bir heyet oluşturarak barış teklifini kabul ettiklerini göstermiş oldular. Heyetin başında Süheyl b. Amr bulunuyordu. Yanında da “Huveytıb b. Abduluzza ve Mikrez b. Hafs bulunuyordu. Kureyş bunlara “Muhammed’le bu sene Kâbe’yi tavaf etmemeleri ve dönüp gitmeleri şartıyla barış anlaşması yapın!” talimatı verdiler.
Peygamberimiz (sav) gelenin isminin “Süheyl” yani “kolaylık” manasına gelmesini hüsn-ü teville teberrüken hayra yorup gülerek “Artık işimiz kolaylaştı! Kureyş ne zaman barış yapacak olsa bu adamı gönderirler” buyurdu.
Kureyşin elçisi Süheyl b. Amr arkadaşları ile peygamberimizin (sav) huzuruna vardı. Peygamberimiz (sav) bağdaş kurmuş oturmuştu. Kureyş elçileri geldiler ve iki dizlerinin üzerine çökerek oturdular. Sahabeler de çevrelerinde dizleri üzere oturmuşlardı. Süheyl peygamberimizle uzun uzadıya konuştu. Sonra peygamberimize barış teklifinde bulundu. Peygamberimiz (sav) Kureyşin olmazsa olmaz şartı olan “Bu sene Kâbe’yi tavaf etmeden geri dönmesi” teklifini kabul etti. Bundan sonra diğer hususların müzakeresine geçildi. Bunlar üzerinde de mutabakata varıldı. Sıra barış antlaşmasının yazılmasına gelmişti. Hz. Ali (ra) kâtip tayin edildi.
Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Yâ Ali, Yaz! Bismillahirrahmanirrahîm…” Süheyl b. Amr buna itiraz etti. “Biz, bunu bilmiyoruz ve kabul etmiyoruz. Bu yazdığınızı kabul edemeyiz!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Öyle ise nasıl yazalım? Dedi” Süheyl, “Bismike Allahümme şeklinde yazın. Biz bunu kabul ederiz” dedi. Peygamberimiz (sav) “Bismike Allahümme (Allahım senin adınla) kelamı da güzeldir” buyurdular. Hz. Ali (ra) bu şeklide yazdı.
Sonra peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Bu Muhammed Resulullah’ın Süheyl b. Amr ile üzerinde anlaşmaya varıp sulh oldukları gereği taraflarca yerine getirilmesi kararlaştırılıp imzalandığı maddelerdir” dedi. Süheyl yine itiraz etti. “Vallahi biz senin gerçekten peygamber olduğunu kabul etseydik iman eder ve Beytullah’ı tavaf etmene engel olmazdık” dedi. Peygamberimiz (sav) “Peki nasıl yazalım?” buyurdular. Süheyl “Muhammed b. Abdullah diye yaz” dedi. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Bu da güzeldir. Sen böyle yaz” buyurdular. Hz. Ali (ra) “Yâ Resulallah! Ben Resulullah ifadesini yazmıştım. Vallahi bunu hiçbir zaman silemem!” dedi. Durumu izleyen sahabeler de “Biz de Resulullah ifadesi olmayan bir anlaşmayı kabul etmek istemeyiz” diye silmeye itiraz ettiler.
Peygamberimiz (sav) onlara susmalarını işaret etti ve “Herkes inkâr etse Allah şahittir ki ben Allah'ın Resulüyüm. Yâ Ali! O zaman sen Resulullah ifadesinin geçtiği yeri bana göster” buyurdular. Hz. Ali (ra) ifadenin geçtiği yeri gösterdi. Peygamberimiz (sav) onu mübarek tükrüğü ve eliyle sildi. Yerine “Muhammed b. Abdullah” kelimelerini yazdırdı.
Peygamberimizin (sav) bütün amacı “Sulh/barış” yaparak savaşların ve kavgaların önünü almak “İslam”ın gerçek anlamı olan “Silm/barış” ve kardeşliği temin etmekti. Allah'ın dini olan İslam adı üzerinde “İnsanlar arasında barışı, mü’minler arasında kardeşliği emrediyordu ve peygamberimiz (sav) bunu fiilen bizzat uygulamayla bütün insanlığa göstermek istiyordu. Bütün çabası bunun içindi. Bu nedenle barış ve kardeşlik ortamının bozulmaması için güçlü ve kararlı olmaya, savaşı isteyenleri de bundan vazgeçirmeye çalışıyordu. Savaş da barışı korumak için yapılmalıydı ve barış mümkün oldukça asla savaş yapılmamalıydı. Peygamberimiz (sav) bunun fiilen gösterdi.
Bundan sonra “Hudeybiye Antlaşması” maddeler halinde yazıldı.
Etiketler: Barış Kardeşlik Hudeybiye Hudeybiye Anlaşması Rıdvan Ağacı Biat-ı Rıdvan Şecere-i Rıdvan Elçi Hz. Osman Zafer |