| Risale-i Nurda Ahrar ve Demokratlar |
|
|
|
| Pazar, 23 Mayıs 2010 | |
Mustafa CAN (www.elestiri-yorum.org)Bediüzzaman Meşrutiyet döneminde “Hürriyet ve Meşrutiyeti” şeriat namına müdafaa ederken Şeriat-ı Garra’nın hayat-ı içtimaiyeye / sosyal hayata ve siyasete bakan yönünün Meşrutiyet olduğunu ısrarla savunmuştur. Adalet-i ilahinin tahakkuk ve tecellisinin ancak iman ile tekâmül etmiş olan hürriyet olduğunu izah etmiştir. Akıl ve tedbir-i mücessem dindar “Cemiyet-i Ahrar” dediği hürriyetçi fikirlerin ihtilafları ortadan kaldırarak milli birliği ve muhabbeti sağlayacağını belirtmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfî, 89) Meşrutiyet düşmanları hürriyete din adına karşı çıkarak “hürriyet küfür alametidir ve kâfirlere hastır” şeklinde propaganda yapıyorlardı. Bediüzzaman bunlara karşı “Bunu iddia edenlerin hürriyeti kuralsızlık ve yasakların olmadığı, mal ve namusun olmadığı “Bolşevizm Mesleği” zannettiklerini, bu nedenle karşı çıktıklarını belirtir. Gerçekte ise hürriyetin “İyi ve doğru olanı yapma hürriyeti” olduğunu, kötüyü ve yanlışı yapma hürriyeti olmadığını ifade eder. İnsanın nefsine ve insanlara kul ve köle olmaktan kurtulması ve tam hür ve bağımsız olması ancak Allah’a hakiki kul olmaktan geçtiğini izah eden Bediüzzaman “insana karşı hürriyet Allah’a karşı ubudiyeti intaç eder” (Münazarat, 58) buyurur. Sultan Abdülhamit 1876 yılında Kanun-i Esasi’yi ilan ederek Hürriyet’e geçtiği için insafsızca eleştirenler Ahrar’lardan çok mutaassıp dindar insanlar olmuştur. Gerekçeleri de Allah'ın kanunu varken beşerî kanunları yaptı ve Rum ve Ermenilere temel hak ve hürriyetlerini vermesidir. Bunların hürriyete karşı çıkmalarının bir anlamı ve dinen haklı gerekçeleri olabilir mi? Onlar dini istibdat ve baskı aracı olarak görmüşlerdir ki bu tamamen yanlıştır. Asırlar boyu devam eden ve insanların dem ve damarlarına kadar işleyen istibdat kendisini muhafaza etmek ve her şeyi kendisine alet etmek için herkese vesvese vermektedir. Gerçekte Allah’tan korkan dindarların, mutekid müslümanların ekserisi hürriyetçidir. (Münazarat, 125) Bediüzzaman 1918 yılından itibaren 35 senedir siyaseti terk etmişti ve Nurculara da “Bırakınız” diyordu. Çünkü siyaset ihlâsı kırar. Fakat münafıklar dindarları kullanarak dini siyasete alet, sonra da siyaseti dinsizliğe alet etmeye çalıştıklarından safdil dindarların hatırı için ve onları yanlıştan kurtarmak amacı ile siyasete bakarak siyasi ölçüleri yazmak durumunda kalmıştır. Çünkü “dindarları kullanarak dinsizlik düsturlarını kanuna bağlamak gibi dünyada hiçbir şeddat, hiçbir zalim yapmadığı bir dehşet gördüm. Şiddetli bir ümitsizliğe düştüğü ve bundan kurtuluş nasıl olacak derken, hürriyetin başında İttihad-ı Muhammedi (as) cemiyeti ile manen müttefik olan “Ahrar Fırkası” yeniden dirildi. Ezanı aslına çevirerek Şeâir-i İslamı ihya ederek Farmasonların zincirlerini kırıp ilan etmesiyle siyasetten alakayı kesen eskide “İttihad-ı Muhammedî” şimdi “Nurcular” namını alan ve “İttihad-ı İslam” içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış hareket etmemeleri için Risale-i Nurda “siyasi ölçüleri” yazmak durumunda kalmıştır.” (Beyanat ve Tenvirler, 1970, 11-12, 201) Bediüzzaman Said Nursi hazretleri DP’nin halkın oyları ile iktidar olması sebebiyle Demokrasinin işlemeye başlamasından dolayı Reis-i Cumhur Celal Bayar’a “seçimle geldiği için” meşru bir devlet başkanı olarak kabul etmiş ve kendisine tebrik telgrafı çekmiştir. Bu onun masonluğunu onaylamak ve şahsiyetini savunmak olarak yorumlanamaz. Ancak iktidara geliş biçimi olan demokrasi ve seçim sistemini onaylamak ve meşru şekilde seçildiğini ifade etmek anlamı taşır. Bunu Bediüzzaman’ın tebrik telgrafından anlıyoruz. Şöyle ki: “Reis-i Cumhur Celâl Bayar ve Heyet-i Vükelâsına, Otuz seneden beri ben siyaseti terk etmiştim. Bu defa, birkaç gün zarfında Ahrar’ların başına geçip milletin mukadderatına sahip çıkması sebebiyle, Reis-i Cumhuru ve Heyet-i Vekileyi tebrikle beraber, bir hakikati ifşa ediyorum” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.514) diye devam etmektedir. Burada Bediüzzaman Celal Bayar’ın kurduğu ve başında bulunduğu parti olan DP için “Ahrar” yani “Hürriyetçi” tabirini kullanmakta ve Celal Bayar’ı da Ahrarların başına geçtiği için tebrik etmektedir. Bediüzzaman’ın bu tebriği Celal Bayar’ın masonluğunu tebrik etmek anlamına gelmez. Kendisi mason olmakla beraber Ahrarların başında olduğu ve memleketin mukadderatına sahip çıktığı ve istibdadı temsil eden CHP’yi devirdiği için tebrik etmektedir. Bediüzzaman ayrıca Ispartalıları her nedense özellikle tebrik etmekte ve “Son hayatımı Isparta havâlisinde geçirmek büyük bir arzumdur. Isparta taşıyla toprağıyla benim için mübarektir. … Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakiyetine çok dua ediyorum. İnşallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar” (Emirdağ Lâhikası, 520) demektedir. Bediüzzaman Ahrarların devamı ve Demokratlar dediği Demokrat Partiyi ve Demokrat Partilileri milletin arzusuyla “Şeâir-i İslâminin” serbestiyetine vesile oldukları” yani Ezanı aslına çevirdikleri, Din derslerini okullara koydukları, İmam-Hatip ve İslam Enstitüsü gibi dini eğitim veren kurumları hiç yokken açtıklarını bizim nazarımıza vermektedir. Laf olsun diye yalandan Demokrat olmadıklarını ve Demokrasiyi istismar ederek kullanmadıkları ve gerçekten icraatlarıyla Ahrar, Hürriyetçi ve Demokrat olduklarını bu şekilde ispat ettikleri için desteklemiştir. Onların Mason olmalarına, içki içmelerine, Cuma Namazı dahi kılmamalarına bakmamış, tenkit etmemiştir. Bediüzzaman eskide “İttihad-ı Muhammedi” ve “İttihad-ı İslam” adına sosyal ve siyasi hayatla iştigal edenlerin gerçekte Nurcu olduklarını, bu zamandaki Nurcuların onları temsil ettiğini ifade eder. Nasıl ki Meşrutiyet zamanında İttihad-ı İslam ve İttihad-ı Muhammedi namı altında çalışanlar o zaman İttihat ve Terakkiye değil de Ahrarlara destek olmuşlar, ayrı bir siyasi oluşuma girmemişler ise, 1950’den sonra Nurcular namını alan ve İman Hizmetini yapan ve İttihad-ı İslam düşüncesini savunanların da ayrı bir siyasi oluşuma girmeden ve müsaade etmeden Demokrat Parti’yi desteklemeleri gerektiğini izah etmiştir. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.527) Günümüzde kendilerine Demokrat ve Ahrar diye DP’ye ve Menderes’e sahip çıkanlar ve Anayasa’yı değiştirecek büyük bir milletvekili sayısı ile (2002 seçimlerinde 365 Milletvekili) meclise girdikleri ve 8 senedir tek başlarına iktidar oldukları, Cumhurbaşkanını bütün olumsuzluklara rağmen seçtirmek için her şeyi yapıp başardıkları ve “Dindar, eşi türbanlı Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanını” seçmek için her şeyi göze alıp yaptıkları halde; milletin beklentisi ve isteği olan “Din Eğitimi, İmam-Hatip, İlâhiyat, Başörtüsü” gibi şeâire ait hiçbir konuda kıllarını kıpırdatmadıkları görülmektedir. Dünyaya ait menfaat, makam ve mevki için ellerinden geleni yaparak elde edenler ve bunun için muhalefet ve devlet kurumları ile cedelleşen ve bunu da Demokrasi’yi istismar edip kullanarak yapanlar Din için, Din ve Vicdan Hürriyeti için hiçbir şey yapmadıkları halde dindar oluyorlar. DP, AP, DYP’nin Din için, Din Eğitimi ve Şeâir için yaptıklarını dahi koruyamayanlar “Dindar Demokrat” oluyorlar. Yine aynı kişi ve siyasiler DP, AP, DYP’yi Demokrat olmamakla suçlayarak mason, dinsiz, münafık ve hırsız damgası ile damgalıyorlar... Bizim saf akıllılar da buna inanıyorlar ve Nurcuları da inandırmaya çalışıyorlar ve muvaffak da oluyorlar. İşte “Safderun Ehl-i İslam” bu inanan zavallı takımıdır. Bediüzzaman bu konudaki ikazlarını bunlar için yapmaktadır. Yoksa siyasetle ilgilenmeyen Bediüzzamanın ne mecburiyeti var ki bu mektupları yazsın ve Risale-i Nur külliyatına koysun. Bediüzzaman ayrıca DP’nin (Demokrat Parti) Ankara’daki kongresinde kendisine Diyanet Riyaseti dairesinde bir vazife verilmesinin hararetle konuşulduğundan bahseder. O toplantıda bu teklifi yapan mebuslara teşekkür eder; ama kendisinin yerine Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin manevi olarak o vazifeyi yaptığını, İnşallah ileride resmi surette de yapabileceklerini ifade ile Nur Talebelerine havale eder. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.819) Bizim “Dindar Demokrat” diye desteklediklerimiz ise Bediüzzaman’ın adını ağızlarına almaktan korkarlar. Açılım hikâyesi ile kazara ağızlarından Bediüzzaman sözü çıkınca bizim safderunlar avuçları patlayana kadar alkışlar ki “İşte dindar demokratlar… Bediüzzaman’ın adını andı” vs. vs. Bu duruma müzmin tarafgirlik ve hastalık olarak bakmak gerekir. Siyaset işte böyle bir hastalıktır. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Aklını kaybettirir geveze ve divane yapar.” Sonuç: Bediüzzaman’ın Demokrat ve Ahrar dediği siyasi oluşum Celal Bayar’ın 1946 yılında kurduğu Demokrat Partisi’dir. Ondan sonra onu takip eden Ahrarlar ise Süleyman Demirel’in AP ve DYP’sidir. Ne var ki Ahrarlar/Demokratlar dine ve imana yaptıkları hizmetlerin cezasını çekmektedirler. Nurcuları hapisler ve yasaklarla cezalandıranlar Ahrar DP’yi 1960 ihtilali ile kapatmıştır. AP’yi 1971’de Muhtıra ile elinden hükümeti almışlardır. Yok edemeyince bu defa 1980’de ihtilal ile kapatmışlardır. Onların yerine “Naylon ve kukla Ahrarları ileri sürmüşlerdir. 1990’a kadar ANAP ile “Liberallik” ayakları ile Ahrarları safdışı etmişler. 2002 yılından itibaren de AKP ile “Dindar Demokratlık” propagandası ile Meclis dışına çıkarmışlardır. Böylece 30 sene ülkeyi güdümlü, kukla ve uzaktan kumanda idare etmekte ve kendi müstebit iktidarlarını devam ettirmektedirler. İnşallah 1900’lü yılların Ahrarlarını İttihatçılar 35 sene iktidardan uzak tuttukları halde 1950’de yeniden dirildikleri ve iktidara geldikleri gibi 1980 yılından itibaren iktidardan uzaklaştırılan ve İttihatçıların devamı olanları iktidara getiren güçler nihayet zayıflayacak ve 35 sene sonra yeniden Ahrarlar kaderin cilvesi ve milletin uyanması ile yeniden iktidara gelerek “Şeâir-i İslamı” yeniden ihya edip, “Hürriyet-i Şer’iyeye” vesile olacaklardır. Bu gün DP Süleyman Demirel ve Hüsamettin Cindoruk ile yeniden toparlanma çalışmalarına başlamıştır. Önümüzdeki yıllarda milletin gözü açılacak ve Ahrarlar yeniden milletin mukadderatına hâkim olacaklardır. Not: Bu yazıyı okuyan Demokrat ve ahrar olanlar “Çok güzel! Kendi düşüncesini güzel ifade etmiş!” diye saygı ile bakacaklardır. AKP’li arkadaşlar ise (şayet bir tarikata ve cemaate mensup iseler) kendileri gibi düşünmediğim için bize kızacak ve öfkelerinden nerede ise bizi boğacak gibi olacaklardır. Bu yazıyı okuyacaklar ve bizim için “Bu nasıl Müslüman! Mutlaka satılmıştır. Bir Müslüman nasıl böyle düşünebilir? Mason uşağı ne olacak?!” diye birbirlerine gıybetimizi yapacaklardır. Yazımıza tahammül edemeyeceklerdir. “Bu arkadaş da böyle düşünüyor. Olabilir… Saygı duyarım. Güzel bir yorum. Demokrasi ve Hürriyet var. İstediği gibi düşünebilir” diyemeyeceklerdir. İşte bu da onların ne kadar hürriyet düşüncesinden uzak ve demokrasi kültüründen yoksun olduğunun delilidir. Etiketler: Ahrarlar Demokratlar DP AP DYP Risale-i Nurda Ahrar ve Demokratlar Hürriyet ve Meşrutiyet Cemiyet-i Ahrar |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|