Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Sahabelerin Hilafete Bakışları
Advertisement
Sahabelerin Hilafete Bakışları PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 23 Ocak 2012

M. Ali KAYA
Fukahâ-i Sahabe ve Hulefâ-i Raşidîn hilâfeti “Şuranın sonucu, seçimle işbaşına gelen kimsenin hayatına bağlı, adâleti icra, şeriatı tatbik edecek bir emanet” olarak görmekteydiler
. Kur’ân-ı Kerimin “Şurayı” ve Meşvereti emreden ayetleri , Allah’a ve Resulüne ve içinizden seçilen ulu’l-emre itaati emreden ayetleri  ve peygamberimizin (sav) istişareye verdiği önem sahabelere yol gösteriyordu. Sahabelerde Kur’andan ve peygamberimizden (sav) aldıkları dersi sosyal ve siyasi hayatta en güzel şekilde uygulayarak gelecek nesillere örnek olmuşlardır.

Sahabelerin uygulamaları İslam’ın sosyal ve siyasi hayata uygulanması konusunda temel ölçüleri oluşturmuştur. İslam bilginleri İslam’ın yüksek siyasi ve içtimai derslerini sahabelerin uygulamalarından almış ve bu konudaki hükümlerini bu uygulamalara dayandırmışlardır. Bu nedenle Ehl-i Sünnet uleması “İdarecinin iş başına getirilmesinde asıl olan seçimdir” demişlerdir. Böylece seçilenler yetkilerini halktan aldıkları için kendilerini halka karşı sorumlu hissedeceklerdir. Bu da seçilenlerin seçmenlere karşı sorumluluk hissetmelerini sağlayacaktır.

Hür seçim sistemi sahabelerin ve daha sonra “Ehl-i Sünnetin” “Hilafet” görüşünü temsil eder. Atama ve saltanat usulü ise daha sonra “Şia”nın yönetim felsefesini ve hilafet anlayışını meydana getirmiştir.

Resulullah’ın (sav) vefatından sonra sahabelere en güç gelen ve en önemli olarak gördükleri mesele “Resulullah’tan sonra dini görevleri kimin yaptıracağı” meselesi olmuştur. Medine-i Münevvere’de bu hususta bir fitne çıkmış olsaydı çaresi bulunmazdı. İslam ahkâmı ve adabı geri kalır, kavmiyet öne çıkardı. Kabile kavgaları başlar ve Ebu Süfyan’ın ve Emeviler hâkimiyeti ele geçirmek için Hz. Ali (ra) zamanında sergiledikleri tutumdan daha dehşetlisi vukua gelirdi. Bu nedenle hilafet seçiminde Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ali (ra) çok basiretli davranmışlar ve fitneye meydan vermemişlerdir.

Haşimiler hiddetle Hz. Ali’nin (ra) başında toplandıkları zaman Hz. Ebubekir (ra) hiddetle üzerlerine varmadı. Hilafet makamına oturup kendisine güven geldiği zaman Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı (ra) gönderdi. Hz. Ali (ra) da acele etmeyip düşünerek karar verdi ve “Yarın gelirim” diye onu rahatlattı. Sonra gitti biat etti ve gaile bitti. Her ikisi de kendilerini değil, islam’ın geleceğini ve Müslümanların durumunu düşünerek hareket ediyorlardı. Amaçları hak ve hakikatin hâkimiyeti ve Allah’ın rızası idi. Bu ise çok yüce bir ahlak ve fazilet örneği idi.

Hz. Ali’nin (ra) Sakif’e gitmemesi ve evine çekilmesi bu açıdan çok isabetli olmuştur. İhtimaldir ki Sakif’e gitmiş olsaydı Ensar ve Muhacir, Evs ve Hazrec çekişmesine bir de Haşimilik ve Emevilik tartışması girebilirdi. Bu durumda iş daha da içinden çıkılmaz bir hal alacaktı.

Daha sonra Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali (ra) birbirlerinin değerini daha iyi bilecek ve beraber hareket edecekler, ihtilafa asla müsaade etmeyeceklerdi. Nitekim Hz. Osman’ın (ra) son gününe kadar Hz. Ali’nin (ra) bu üç halifeye karşı hiçbir muhalefeti olmamıştır. Çünkü her ne kadar halife unvanı baştakine verilmiş ise de yönetimde “İstişare” esas olduğu için beraber yönetmişlerdir. Bu nedenle de herhangi bir ihtilaf söz konusu olmamıştır. Hz. Ömer’in (ra) “Ali’nin bulunmadığı bir mecliste müşkül bir meselenin çıkmasından Allah’a sığınırım.” “Ali olmasaydı Ömer helak olurdu” demesi bu tezimizi ispata kâfidir. Hz. Ali (ra) de “Resul-i Ekremden sonra bu ümmetin en hayırlıları Ebubekir ve Ömerdir” diye faziletlerini daima kabul ve takdir etmiştir.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (rae) dine önem vermiş, Allah rızasını esas almış ve Araplığın üzerine çıkmış, dünya saltanatını gaye ve maksat edinmemişlerdir. İslam’ın yüce prensiplerini ırkçılığa, siyasete ve saltanata alet ve tabi etmemiş, buna teşebbüs edenlere de fırsat ve imkân vermemişlerdir. Bu nedenle dördü de hem hilafete layıktılar ve ehildiler, hem bu görevi en güzel şekilde ifa ettiler. Hepsi de dinin iman, ibadet, ahlak ve faziletini temsil ettiler ve bu temel prensiplerin sosyal ve siyasi hayatta esas olması için çalıştılar ve başarılı oldular. Hepsi de fedakârlıkta, feragatte, basirette ve asalette insanlığa mükemmel birer örnek oldular. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” bir “devletten” çok bir “model” sayılmalıdır. Tüm insanlık devlet ve idare konusunda “Hulefa-i Raşidini” örnek alarak adalet ve hukukta, yönetim ve idarede başarılı olmuşlardır. Her asır ve her yönetim şekli bu örnek yönetimi kendi yönetimlerine model alabilmiştir.

Hulefa-i Raşidin’in kurduğu sistem/model “Şura” ya dayalı “Hukukun üstünlüğünü” esas alan “Bir masumun hakkını hiçbir şeye feda etmeyen” “Adalet-i mahza”yı savunan, bireyin hak ve hürriyetini kâmil manada koruyan, “Seçim” ve “Liyakat” esasını hayata geçiren, salt çoğunluğa değil, “Cumhurun rızasına” dayanan ve “Vicdani kabulü” de ihmal etmeyen “Demokratik bir Cumhuriyet” sistemidir.

Bu nedenledir ki “Hulefa-i Raşidin” dönemi bir “Asr-ı Saadet” dönemi olmuştur. Onlar hayatlarını feda ettiler, şehit oldular; ama asla tavizkar olmadılar.


Etiketler:  Sahabeler Hulefa-i Raşidin Şura Asr-ı Saadet Hilafet İstişare Yönetim Hz. Ali Hz. Ebubekir Hz. Ömer Hz. Osman
 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
SAHABELER
HILAFET
ASR-ı SAADET
ŞURA
YöNETIM
HULEFA-I RAşIDIN
HZ. ÖMER
HZ. OSMAN
İSTIşARE
HZ. EBUBEKIR