| ŞEYTANİ SİYASET |
|
|
|
| Pazartesi, 10 Mart 2008 | |
|
M. Ali KAYA
-Neden geldin geleli bizim gibi siyasete karışmıyorsun? Cevap verir: -Sizin bu takip ettiğiniz siyasetten şeytandan Allah’a sığındığım gibi sığınırım. Sizin peşine takılmış olduğunuz İstanbul siyaseti İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. İnsan saçmalamaya başlar. Bizim siyasi fikirlerimiz kendimizden kaynaklanmıyor, başkalarından kaynaklanıyor. Avrupa üflüyor biz burada oynuyoruz. Onlar bizi uyutmaya çalışıyorlar, biz kendimizden hayal ederek kör ve sağırlar gibi kendi zararımıza onların telkinleri doğrultusunda icraat yapmaya çalışıyoruz. Avrupa’dan gelen bu gibi fikirler ve cereyanlar, ya müspettir veya menfidir; ya faydalıdır veya bize zararlıdır. Şayet kapıldığımız fikir menfi ve zararlı ise o zaman başkasının manasını gösteren harf gibi, tamamen başkası hesabına çalışmış oluruz. Kendi başına bir değeri yoktur. Bütün harekatı bizzat başkaları hesabına geçer. Kendi iradesi hükümsüzdür. İyi niyeti fayda vermez. Şuurlu düşmana şuursuz bir alet olur.
Şayet Avrupa’dan gelen fikir ve cereyanlar “İnsan hak ve hürriyetleri” gibi müspet ise, bize de lazım olan fikirlerdir. Kendi manasını ifade eden isim gibi kendini gösterir, kendine faydası vardır. Dolayısıyla harice de fayda sağlar. “Lazım-ı mezhep mezhep olmadığından, belki muahez değildir.” Mezhebin içindeki mezhebi oluşturan prensiplerin kedisi ayrı bir yol ve mezhep olmadığından, bizim saadetimiz için gerekli olan bir husus, başkalarına da faydalı oluyor, veya başkalarının telkini ile icra edilmesi ile onların aleti olmakla suçlanamaz. Çünkü amaç başkalarının menfaatlerini takip etmek değil, ancak onları da menfaatleri buna bağlıdır. Bununla kişi veya fikir suçlanamaz. Şayet akıllı davranarak kendi ülkemize ait olan güzel fikirleri dışarıdan da almış olsak harici de kendimize şuursuz bir alet yapmış oluruz.” *** Bu konuşmaların yapıldığı zemin 1919 yılı idi. 1908 de II. Meşrutiyetin ilanı ile “Meclis-i Mebusan” açılmış ve meşrutiyetin gereği olan fırkalar/partiler kurulmuştu. “Hürriyet, müsavat ve adalet” sloganı ile askeriyede, bürokraside ve üniversitede teşkilatlanan ve iktidara gelmesi ile de “Devlet Partisi” görünümüne bürünen “İttihat ve Terakki Fırkası” devleti kullanarak kendi istibdadını kurmuştu. Bazıları siyasi kaygılarla, bazıları da ülke menfaatlerini nazara alarak için iyi niyetlerle savaşa girmişti. Bunun sonucu olarak Osmanlı’nın mağlupların safında yer almasına ve galiplerin ülkeyi işgal etmelerine sebep olmuşlardı. O zaman kurulan fırkalar batıdan örnek almakta ve bilhassa Fransız kültüründen fazlası ile etkilenmekte idiler. Batıdan gelen bu fikirlerin çoğu bünyemize uygun değildi. Bediüzzaman bu şartlar altında çıkışın sadece siyasi yollarla olmayacağını anlatmaya çalışıyordu. Her şeyden önce kendi siyasi düşünce yapımızı oluşturmamız gerekiyordu. Ama maalesef bu yapılmıyor, Avrupa’dan gelen fikirler üzerine her şeyi bina etmeye çalışıyorlardı. Bir kısmı da dünyevi ve siyasi kaygılarına dini alet etmeye çalışıyorlardı. Bu karmaşık durumdan çıkış yollarını gösteren Bediüzzaman’ın düşüncelerini “Sünühat” tan takip etmeye devam ediyoruz. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|