| SİYASAL KAVRAMLAR |
|
|
|
| Salı, 19 Şubat 2008 | |
|
M. Ali KAYA Yunan ayaklanmasından sonra Osmanlı devletinde dış ilişkileri yüzyıllardır yürüten Rum çevirmenlerin işlerine son verilir. Sarayda yabancı dil öğre
nme ihtiyacı doğunca acele olarak “Tercüme Odası”nda biraz dil öğretilir. Daha mükemmel öğrenmeleri için de Avrupa’ya, yani Fransa’ya gönderilirler. Fransa’dan dönen Osmanlı gençleri dönüşlerinde Fransız Devriminin rüzgârlarını yurda taşımaya başlamışlardır. Mustafa Reşit Paşa bu gençlerden birisidir. 1834 yılında Paris’e gönderilmiştir. Bu tarihten sonra batıya dil öğrenmek için gönderilen genç Osmanlılar ülkeye hürriyet, eşitlik, ulus, vatan, hukuk kavramlarını ve beraberinde de birçok yeni adetleri getirmişlerdir. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavî gibi Tanzimat aydınları ile birlikte Osmanlı düşünce hayatı yeniden şekillenmeye başlamıştır.
Mustafa Reşit Paşa “Liberte” kavramını “serbestî” şeklinde ifade ediyordu. Sadık Rıfat Paşa bunu Arapça olan “Hürriyet” kavramı ile ifade etmeye başlamıştır. Bu kavram 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra “Özgürlük” olarak değiştirilmiştir. Azerîler ise günümüzde bile “azadlık” olarak değiştirmeden kullanmaktadırlar. Aynı şekilde “culture” kavramı önce Arapça “maarif” olarak dilimize girmiştir. “Maarf-i garbî” Osmanlıcada “Batı kültürü” anlamına geliyordu. Daha sonra bu kelime “Eğitim” anlamında kullanılmaya başlayınca kültüre “irfan” denmiştir. Ziya Gökalp ise kültüre “hars” demekteydi. Yine devlette kuvvetler ayrılığını ifade eden “Constitution” kavramı mecliste meselelerin görüşüldüğü “Meşveret” ve “Şura” şeklinde ele alınmış ve “Meşrutiyet” kavramı ile Osmanlı literatürüne girmiştir. Anayasa kavramı da önce “Kanun-u Esasi” olarak ifadesini bulmuştur. Anayasal düzenlemeleri de “Tanzimat” olarak ifade etmişlerdir. Padişah fermanları devrinin bitmesi ve yasal düzenlemelerle devlet idaresini de “Tanzimat Fermanı” ifadesi ile siyasi hayata sokmuştur. Bu bağlamda şeriat ile idare edilen devleti, şeriattan ayrılmadığını ifade etmek için dinin emri olan meşveret ve şurayı ifade eden “Meşrutiyet” ve meşveret üyelerinin oturumlarını “Meclis” olarak, yapılan görüşmeleri de “Şura” olarak dillendirmişlerdir. Bundan dolayı 1878’den sonra kurdukları yeni yönetim biçimine “Meşrutiyet” yani şeriatın kabul ettiği, halifenin danışma meclisi olarak gördüğü bir sistem manasında kullanmışlardır. Şura meclisinin görevini de “Devlet-i Aliyenin idare-i umumiyesini yürütecek kavanin ve nizamatın usul-ü esasiyesini müzakere etmek” olarak belirlenmiştir. Kanun-i Esasi ve Meşrutiyet daha sonra “Cumhuriyet” ve “Demokrasi” kavramları ile ifade edilmeye başlamıştır. Bu kavramlar aynı mana ve mahiyeti ifade ettikleri için “Tebeddül-ü esma ile hakaık tebeddül etmez” kuralı gereği Bediüzzaman “Meşrutiyet” kelimesi yerine “Cumhuriyet” ifadesini koymuştur. (Divan-ı Harb-i Örfî–1993, s. 65) Yine “Cumhuriyet ve demokrat manasındaki Meşrutiyet ve Kanun-u Esasi denilen adalet, meşveret ve kanunda cem-i kuvvet” (Divan-ı Harb-i Örfî, 69) ifadelerini beraber kullanarak içlerini doldurmuştur. Kelimler ve kavramlar içlerini dolduran manaları ifade eden kalıplardır. Önemli olan kalıp değil, içinde taşıdığı ruh ve anlamdır. Mevsimlere göre elbiseler değişir; ama onun içindeki hakikat değişmez. Lazım olan da içlerinde taşınan hakikat, mana ve mahiyettir. Bediüzzaman bir ruh ve mana adamı olarak kavramların içini doldurmaya çalışmış ve bunu gerçekten başarmıştır. Cumhuriyeti de “manasız isim ve resim olmaktan çıkararak” bu kavramın içini “adalet, meşveret, hürriyet ve kanun hâkimiyeti” ile doldurmuştur. Bizim görevimiz ise anlayıp anlatmak ve hayata hâkim kılmaya çalışmaktır. Etiketler: Siyasal Kavramlar Tercüme Odası Şinasi Namık Kemal Ziya Paşa Ali Suavi Hürriyet Cumhuriyet Demokrasi |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|