Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Siyaset Nedir?
Advertisement
Siyaset Nedir? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 26 Mayıs 2011

M. Ali KAYA
Siyaset, manası kapalı olan, kapalı olduğu için de çok geniş manaları ihtiva eden bir kelimdedir. Dil bilginleri bu kelimenin tarifini “ıslah etmek içim bir şeyler yapmak” anlamını vermişlerdir.
(Nizamu’l-Hukm fi’l-İslam, s. 1) Genel olarak devlet idare etme sanatı olarak kabul edilmiştir.

Siyasetin amacı insanları toplum içinde ortak değerler etrafında bir araya getirerek sosyalleştirmek ve birbirine yaklaştırıp kaynaştırmak, belli hedeflere yönlendirerek bireyin ve toplumun hayrına çalıştırmaktır. İdeal anlamda siyasetin amacı kardeşliği, birliği, beraberliği ve yardımlaşmayı sağlamaktır. (Bediüzzaman Said Nursi ve Devlet Felsefesi, Safa Mürsel, s. 221) İmam-ı Gazali siyaseti “Devlet işlerinin düzenlenmesi ve insaların idaresi” olarak trif etmiştir. (Devlet Felsefesi, 221) Din ıstılahında siyaset “hükümet ve memleket idaresi” şeklinde tarif edilmiştir. (Ö. N. Bilmen, Istılahat-ı Fıkhıye Kamusu, 3:22)

Sonuçta devlet şeklinin tayin ve tespiti, idari mekanizmanın belirlenmesi ve bu mekanizma içinde ilişkilerin düzenlenmesi ve idarî nizamla ilgili bütün faaiyetler siyaset kavramı içinde yerini alır. Hedefi de toplumun saadet ve refahına, ülkenin kalkınmasına ve toplumun huzur ve güven içinde yaşamasına hizmet etmektir.

1. Siyasetin Aksamı:
İslam bilginlerinden Huccetu’l-İslam İmam Muhammed Gazali (ra) siyaseti dörde ayırır. Birincisi, peygamberlerin siyasetidir. Dünya ve ahirete müteallik ilâhi emirleri, imana ve ibadete dair hususları insanlığa tebliğ etmek, tatbik etmek ve talim etmekle ilgili takip ettiği metot ve sünnetidir.

İkincisi, hükümetin siyasetidir. Memleketin temel meseleleri olan maarif, ziraat, ticaret ve sanatla ilgili takip ettiği siyasettir. Millete hizmet etmek, toplumun huzur ve güveni için takip ettiği usul ve metotlardır.

Üçüncüsü, öğretmenlerin, vaiz ve nasihatçilerin siyasetidir. Emr-i bil-maruf ve nehy-i ani’l-münker hususunda takip ettiği siyasettir ki nasihati tesir ettirmek için takip ettiği usuldür.

Dördüncüsü, mücedditlerin siyaseti. Her asrın hastalıklarını kur’ândan çıkardığı ilaçlarla tedavi etmek, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, sünneti ihya etmek için takip ettiği hizmet metotlarıdır. Asrın idrakine uygun hitap etmektir. Bu siyasetin temelinde aklın iknası, kalbin tatmini vardır. İrşadını izah ve ispat üzere kurarlar. Bunun için tavr-ı esasiyi bozmadan, ruh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzları ve iknâ usulleri ile İslama sokulan bid’aları ve İslami olmayan adetleri ortadan kaldırırlar.

Mücedditler vazifelerini halka karşı yaparlarken hükümet erkânını ve devlet ricalini de dikkate alırlar. İdarecileri murakabe eder ve yol gösterirler. Ülkeye ve halka zarar verecek olan icraatlarına fiilen karışmadan irşat ve ikaz ederek yol gösterirler ve istikamete sevk ederler. Nitekim İmam-ı Rabbânî, İmam-ı Gazali, Akşemsettin ve Bediüzzaman gibi mücedditler idarecilere de rehberlik etmişlerdir. (Siyasette Ölçü, M. Kırkıncı, s.10)

2. İslamiyet ve Siyaset:
İslâmiyet hiçbir siyasi düşünceye, teşekküle ve partiye alet edilemeyecek yüksek ve ilâhî değerler mecmuasıdır.
Bu ilâhi değerler iman, adalet, doğruluk, hakkaniyet, ihlas, yardımlaşma ve hizmet gibi dini ve ahlâkî değerlerdir ki hiçbir siyasi ve dünyevi amaç için kullanılamaz. Bu nedenle din hiçbir şeyin aracı olamaz. Doğrudan her insan ve siyaset için de kazanılması, devam ettirilmesi ve geliştirilmesi gereken amaçtır.

Her parti ve teşekkül ancak dine hizmet edebilir, dini kendi emellerine alet ve siyasetine tabi edemez. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Din bütün siyasetlerin fevkindedir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki onu kendisine alet etsin” (Hutbe-i Şamiye, 50) buyurmuştur. Zira siyaset dünyaya hizmettir; din ise Allah’a, ahirete ve yüksek değerlere hizmet etmektir. Bu nedenle hiçbir dini değer dünyevî amaçlara alet edilemez.

Tecrübeli siyasetçi Süleyman Demirel de “Müslümanlığın alâyişe, nümâyişe tahammülü yoktur. Müslümanlığın hâmisi Cenâb-ı Allah’tır. Müslümanlığa hizmet edilir; ama Müslümanlık siyasetin hizmetine sokulamaz. Siyaset su götürür, birinin ak dediğine diğeri kara demek siyasetin tabiatında mevcuttur. Din bunu kaldırmaz. Ayrıca hepimiz Müslüman olduğumuza göre Müslümanlığı kendimizin inhisarında saymak, öbürünün ondan yoksunluğunu farz etmek bölücülüğün ve nifakın ta kendisidir. Binaenaleyh kendimizi Müslüman sayıp karşınızdakini başka bir şey sayarsanız, aslında dine hizmet de sayılmaz. Bir de particiliği ve siyasetçiliği tarikat hâline getirirseniz o zaman işin içinden çıkılmaz. Bu da vicdanları baskı altına alır.” (Süleyman Demirel, Anayasa ve Devlet İdaresi, YAY, 1972-İst, s.28)

Siyasilerin milletle bütünleşmeleri için onların dinlerine, tarihlerine, kültürlerine, örf ve âdetlerine saygılı olmalarını ve onların takipçileri olmaları gerekir. Halk bunları terk etmez, siyasetçiden ve siyasetten uzaklaşır. Şahısların inhisarına ve şahısların istibdadına alet olur. 1950 öncesi şeflik dönemi bunun delilidir.

Amerikalı Başkan John F. Kennedy şöyle der: “Milletin hizmetine kendisini vakfetmiş bir devlet adamı, milletin hakiki bir mümessili olmalıdır. Milletin refahını ve istikbalinin bekçiliğini yapmak görevini unutup, sadece seçmenlerinin emrinde birer uşak olmayı tercih ederse, memleketin hürriyetini ve bekasını sağlayacak genel hak ve menfaatler hiçbir zaman teminat altına alınmış olmaz. Pek az şey tamamıyla iyi veya tamamıyla kötüdür. Hemen her şey ve bilhassa devleti siyaseti bu iki hususiyetin birbirinden ayırt edilemeyecek derecede girift olduğu bir halitadır. O kadar ki bu iki etkiden hangisinin daha ağır bastığını tespit hususunda akıl ve ferasetimizin en doğru hükmüne devamlı olarak ihtiyaç duymaktayız.” (John F. Kennedy, Fazilet Mücadelesi, s. 209-210)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri siyasetin bu konumundan dolayı en iyi siyasi yönetim şekli olan demokrasi için “ehven-i şer” hükmünü vererek İslam terbiyesinin ortadan kalktığı ve her şeyin dünya metaı ve siyasete alet edildiği günümüzde “Adalet-i mahzayı” esas alan bir idarenin kurulup işletilmesinin imkânsızlığına dikkatimizi çekmiştir. Hz. Ali’nin (ra) “Akıllı hayrı ve şerri bilen değil, ehven-i şerri bilendir” sözüne uygun olarak demokrasinin “ehven-i şer” olarak insanlığı saadete sevk edebileceğini ifade etmiştir.

Bütün bu gerekçelerden dolayı bu zamanda şaşmaz ve değişmez prensiplere bağlı olan ve prensipleri her şeyin üzerinde tutan, kanun hâkimiyetini esas alan ve bunun için çalışan cesaretli politikacılara ihtiyaç vardır.

3. Siyasetin Doğası Halka Hizmet:
Siyaset, toplumun çeşitli yönlerde mutluluğun ve refahın temini, devletin milletin istediği şekilde faaliyetine hedef tespit eden ve yön veren uzun vadeli bir süreçtir. Amacı toplumun saadet ve refahına hizmet etmektir.
Devletin görevi ise adaleti sağlamaktır. Bunu da kurumları aracılığı ile yapar.

Siyasetle hükümet etme yetkisini kazananlar devletin tarım politikası, mali politika, eğitim ve askeri politika ile dış politika konusunda hedefler koyma ve bunları uygulayarak devletini ve milletini en üst seviyeye çıkarma amacına hizmet etmelidir.

Siyasetin diğer bir yönü “iktidar mücadelesidir.” Demokrasilerde siyasetçiler fikirlerini ve hedeflerini siyasi partiler aracılığı ile topluma duyururlar. Bu hedeflerini gerçekleştirmek için de halkın desteğini alarak iktidar olmaları gerekir. İktidar olmak da iktidar mücadelesinde başarılı olmalarına bağlıdır. Halkından onay alan bir siyasi parti parlamentoda çoğunluğu elde ederek iktidar olmaya ve devleti yönetmeyi hak eder. İktidar olunca da amaçlarını, projelerini ve hedeflerini gerçekleştirmeye çalışır. Bunu başarabildiği ve halkını mutlu edebildiği ölçüde iktidarını korur. Aksi takdirde demokrasinin seçim ve halka hesap verme mekanizması onu tasfiye edecek veya muhalefete mahkûm edecektir.

Şayet siyasiler iktidar mücadelesini zemininden saptıran, kendi fikr-i siyasisine muhalif meleği şeytan, kendi fikr-i siyasisine muvafık şeytanı melek gören bir inatlaşma içine girmek ve menfaat üstünde siyaset ve iftira ve isnatlara dayanan bir siyaset elbette tasvip edilemez. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri böyle menfî siyaseti “canavara” benzetmiş ve “şeytandan Allah’a sığındığı gibi böyle şeytanî siyasetten de Allah’a sığınmıştır.” (Sözler, 751)

Bediüzzaman Said Nursi “temiz siyaseti” ve “halkın hizmetinde olan demokratik hükümeti” şöyle tarif etmektedir. “Din ve vicdan hürriyetini esas alan, yurt kalkınmasında samimi, millet ekseriyetinin tasvibine mazhar, hürriyeti müdafaa ve muhafaza eden” bir politika izlemektir. Böyle bir siyasi partiye ve siyasilere destek olunacağı kadar iktidar hırsı ile gözü dönmüş siyasilere de yüz vermemek gerekir.


Etiketler:  Siyaset Siyasetin Amacı Siyasetin Aksamı Peygamberlerin Siyaseti Devletin Siyaseti Mücedditlerin Siyaseti Gazali Hz. Ali İslamiyet ve Siyaset
 
< Önceki   Sonraki >
HZ. ALI
SIYASET
SIYASETIN AMACı
GAZALI