Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow Siyasetin Genel Tablosu
Advertisement
Siyasetin Genel Tablosu PDF Yazdır E-posta
Pazar, 03 Ekim 2010

Mustafa CAN
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1957 yılında talebelerine yazdığı bir mektubunda “Bu vatanda şimdilik dört parti var” (Emirdağ Lahikası, 2006, s. 746) demişti. Şimdilik kaydı o güne ait bir tabloyu yansıtmıyordu; genel ve her zaman geçerli olan ve siyasi partilerin oluşturacağı kıyamete kadar devam edecek olan genel bir felsefeyi ifade ediyordu.

Daima şahıs ve partizan odaklı siyasetten kaçan, “fikir odaklı” siyaset yapan ve “İslam siyasetinin genel felsefesini” ders veren Bediüzzaman o günün mevcut yapısında üç parti olduğu halde “Bu vatanda şimdilik dört parti var” diyordu. “İttihad-ı İslam Partisi” ise o gün mevcut olmadığı gibi günümüzde de mevcut değildir. O halde Bediüzzaman mevcut yapıyı değil, sosyolojik olarak her ülkede ve siyasi hayatta olan ve olabilecek olan siyasi yapıyı kast ettiği açık şekilde anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman mektubunda dört partiyi şöyle kategorize eder:

1. İttihad-ı İslam Partisi: Din adına ortaya çıkması muhtemel olan partinin felsefesidir. Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir. Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu ancak bu şartlara uygun bir toplumun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini, İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini ifade eder ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar bu din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hakim olduğu ve %60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır.

2. Halk Partisi: Bu parti dini inkar eden ve bu nedenle “Din ve Vicdan Hürriyetini” tanımayan bir siyasi felsefeyi temsil etmektedir. Dinin yerine “Milliyetçiliği” Vahyin yerine aklı ve bilimi koymayı hedefine ve parti programına koymuştur. Bu felsefesini de “Cumhuriyetin kuruluşundan 1950 yılına kadar” 27 sene bizzat uygulamıştır. Okullardan din derslerini kaldırmış, Türkçe ibadet projesi ile ezanı Türkçe okutmuş, Namazda Vahiy dili yerine Türkçe tercümesini okutmayı planına koymuş ama tam olarak uygulayamamıştır. Dinde reform yapmak için pek çok proje geliştirmiş ama sadece “Türkçe Ezan” uygulaması ile kalmıştır.

3. Demokrat Parti: Batının Liberalizmini ve Hürriyetçiliği esas alarak Halk Partisinin dine olan bakış açısı ve uygulamalarına karşı çıkan “Din ve Vicdan Hürriyetini” esas alan ve siyasi felsefesini “İnsan Hak ve Hürriyetlerini” “Hukukun Üstünlüğünün” sağlanması için çalışan ve millete hizmeti kendisine prensip edinen siyasiler heyetidir. Bediüzzaman bu siyasi felsefenin dine ve millete büyük faydasının olacağını söylemiş ve bu zihniyeti “Vatan, Kur’an ve İslamiyet namına” desteklemiştir.

4. Millet Partisi: Bünyesinde toplumun bütün ideolojik ve marjinal gruplarını barındıran ve her kesime hitap ederek iktidara gelmeyi amaç edinen, gerektiğinde konjonktüre göre dindar, siyaset gereği milliyetçi ve liberal her tarafa dönebilen ve iktidara gelmeyi, devlet imkanlarını paylaşmayı esas alan devletçi ve menfaatçi siyasiler heyetidir. Osmanlı devletinde Meşrutiyetin ilanına sebep olan “İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Fırkası” içinde bulunan devletçi, hürriyetçi, İslamcı, milliyetçi tüm gruplar ilk çıkışta “Adalet, Hürriyet ve Müsavat” diye çıkmış, daha sonra “İslamcılığı” en sonunda da “Türkçülüğü ve Turancılığı” savunmuş en sonunda da ayrılarak farklı partilerin oluşumunu sağlamışlardır. İlkeli bir siyaset takip etmedikleri ve kendilerinden başkasına iktidar şansı ve hayat hakkı tanımadıkları için Osmanlının yıkımına sebep olmuşlardır.

Cumhuriyet döneminde ise devletçi, bürokrat ve laikliği dinsizlik olarak kabul eden zihniyet CHP şeklinde, Hürriyetçi ve Ahrarlar DP adı altında, içlerindeki milliyetçi ve dinci kadrolar ise MHP ve MSP-RP-SP ve AKP şeklinde ayrışmışlardır. Ancak zaman içinde konjonktürel olarak “Kutsal İttifak” “Dört eğilimi birleştirme” “Milliyetçi ve Dindarlar” olarak Liberal ve Demokrat söylemlerle ANAP ve AKP oluşumları ile iktidara gelmeyi başarmışlardır. Bu zihniyet ilkeli olmadıkları için “İttihat ve Terakki Fırkasının” devamı sayılmaktadır ve onların felsefesini devam ettirmektedirler.

Demokrat Parti (DP) 1915 yılında kurulan Osmanlı Ahrar Fırkasının devamı olarak 35 sene sonra milletin ihtiyacına binaen1950 yılında yeniden ortaya çıkmıştır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Ahrarlar otuz beş sene sonra tekrar dirildi” (Beyanat ve Tenvirler, 1995, s. 202) buyurarak desteklemiştir. “Ordu Millet Elele” sloganı ile CHP’nin tahriki ile 27 Mayıs1960 yılında “Ordu yönetime el koyarak” DP’yi kapatmış ve üç yöneticisini (Menderes, Polatkan ve Zorlu) idam edilmiştir.

Onun devamı olan AP (Adalet Partisi) millete hizmet etmiş ama 12 Mart 1971 askerî muhtıra ile yönetimden uzaklaştırılmış, milletin desteği ile tekrar iktidara gelmiş ama  12 Eylül 1980 ihtilali ile kapatılmıştır. Yeniden iktidara gelmemesi için AP yöneticilerine yasaklar konmuş ve AP’nin arsasına ANAP oturtulmuştur. “Dört Eğilimi birleştirme, Anarşiyi önleme ve Liberal Ekonomi” sloganları ile DP – AP seçmeni ANAP’a kanalize edilmiştir.

Demokratlar yaptıkları uzun soluklu siyasi mücadele ile 1991 yılında tekrar milletten destek alarak iktidara gelmişler bunu hazmedemeyen devletçi, milliyetçi ve siyasal İslam zihniyeti “Kutsal İttifak” gibi atraksiyonlarla Demokratların önünü kesmeye çalışmış, onları kullanan Devletçi Kemalist zihniyet 28 Şubat 1977 Postmodern darbe, “Siyaset Mühendisliği” ile siyasi partileri karıştırmış, bölmüş ve toplumun siyasi düşüncelerini ve istikametini altüst etmiştir.

Devletçiler ve bürokratların çabaları ile AKP kurdurularak “Millet Partisi” zihniyeti yeniden canlandırılmış ve siyaseti düzenleme görevi onlara verilmiştir. Böylece Ahrar DP zihniyeti meclis dışına itilmiştir. DP’nin meclis dışına itilmesi sonucu Millet Meclisi marjinal partilere kalmış, millet bir kenara bırakılarak Türkçü, Kürtçü, Kemalist ve Siyasal İslamcılara meydan açılmıştır. Bunun sonucu olarak millet ayrıştırılmış, ülkede bulunan marjinal gruplar “Demokratikleşme, Hak ve Hürriyetler” adına ülkede birlik ve beraberliği bozmak isteyenlerin oyunlarına alet olunmuştur.

AKP ile 1980 yılından itibaren uygulanan “Dindar Kemalizm” projesi başarıya ulaşmış gözükmektedir. Böylece “münafıkane hareket eden” süfyanizm de “siyasal İslam” düşüncesi ile başarıya ulaşmış ve ehl-i imanı aldatarak hakimiyetini devam ettirme fırsatı yakalamıştır. Süfyanizm dindar görüntüsü altında dindarlara dayanarak inanç, ahlak, ibadet ve fikir hayatını olumsuz bir şekilde etkilemeye devam etmiş ve inananların din ve inanç anlayışını bozmuştur.

Dini ve demokratik değerlere inanmadığı halde bu değerler üzerinden siyaset yaparak dine ve demokratik değerlere zarar verenler de “süfyanizmin” oyununa gelerek hakimiyetine sebep olmuşlardır. Bu durum peygamberimizin (sav) “Ahir zamanda gelerek fitne ve fesatla toplumu aldatarak dine zarar verecek olan Süfyan hadisinin hak ve hakikat olduğunu” ispat etmektedir.

1980’li yıllardan itibaren dünyada Deccalizm yıkıma uğramış; ancak İslam dünyasının merkezinde Süfyanizmin hakimiyeti başlamıştır. TV’nin büyüleyici etkisi ANAP ve AKP ile zirveye ulaşmış ve  “Düğmelere benzer mikrofonlara üfleyerek İslami ve insani değerleri tahrip edecek olan ve akıllara kalplere vesvese verenlerin şerrinden Allah’a sığının” (Felak Suresi, 113:4) ayetinde dikkatimizi çeken fitne ve fesat hareketi en mükemmel şekilde çalışmış akılları ve kalpleri bozmuştur.

ANAP Genel Başkanı Turgut Özal “Herkes ekonomi konuşacak” söylemi ile bu kapıyı açmış ve “dindar ve müttaki insan” yerine “ekonomik insan” tiplemesi ortaya çıkmıştır. Kapitalizm Komünizme galip gelmiş, kapitalizmin cazibedar aletleri olan TV, İnternet ve Cep telefonu bütün inanç ve kültürleri yıkarak kendine has yeni bir kültür oluşturmuştur. Bunun sonucu olarak:
1. Hürmet, merhamet, emniyet gibi insani değerler tahrip edilmiştir.
2. Haram ve helal duygusu ve Allah korkusu ortadan kalkmıştır.
3. İnsanlığı bir arada tutan itaat kültürü tahrip edilmiştir.
4. Ekonomiden başka bir şey düşünmeyen ve menfaati her şeyin önüne çıkaran insanlar  bankalar aracılığı ile para/kredi verilerek “faiz” çeşitli isimler altında verilen “fetva”larla meşrulaştırılmıştır.
5. İnternet ve TV’nin sınır tanımayan programları ile “müstehcenlik” yaygınlaştırılarak insanların ahlakın temeli olan “haya” duyguları törpülenmiş ve namus duyguları ve inancı tahrip edilmiştir.

Bütün bunların yanında inananları aldatan en önemli tahrip ise “Aşırı dindar görünen Radikal dini gruplar” aracılığı ile yapılmıştır. “Siyasal İslam’ın” altyapısı ve temel dinamikleri olan ve ahret duygusundan uzak dünyevi saadeti esas alan ve devleti ele geçirmeyi ve dünyevi/siyasi hakimiyeti dinin hakimiyeti gören “Radikal/Aşırı Dindar Gruplar” çoğalmış ekonomik ve siyasi hayatta önemli mevkilere gelmişler ve büyük bir güç kazanmışlardır. Dinin “marifetullah” ve “uhrevi saadet” amacını kavramamış olan geniş toplum üzerinde büyük bir etki sahibi olmuş ve desteğini alarak AKP iktidarı ile yanlışa yönlendirilmiştir.

Günümüz sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta büyük bir etkiye sahip olan dinden habersiz dini gruplar, dini cemaatler tamamen dünyevi amaca yönlendirilmişlerdir. Böylece dini cemaatler siyasallaşmışlardır.

1997’den 2003 yılına kadar “Toplum mühendisleri” tarafından sistemli olarak yönlendirilen “Ara Sistem ve Rejimlerle” siyasi partiler dizayn edilerek ve yönlendirilerek AKP iktidarına zemin hazırlanmıştır. Bütün dini cemaatler AKP iktidarına destek olmak üzere yönlendirilmişlerdir. 1980 ihtilal Anayasa’sının %10 baraj avantajından yararlanarak % 35 oy ile %65 meclis çoğunluğu verilmiş ve geniş halk kitleleri ümitlendirerek beklenti içine sokularak yularlın heba edilmesi sağlanmıştır.

Bu arada dini hassasiyetler ve ahlaki değerler aşındırılmıştır. Din önemsiz hale getirilmiş ve dünyevi menfaatlerin aracı haline getirilmiştir. Devlet kapısı rızık kapısı haline getirilmiş ve hizmet kapısı olmaktan çıkarılmış, siyasi partiler hizmet aracı olmaktan çıkarılarak menfaat aracı haline getirilmiştir.

Bu devasa sorunlar dindar görüntüsündeki siyasi partiler, dindar Başbakan, dindar Meclis başkanı ve dindar Cumhurbaşkanı, TBMM ve devlet kurumlarının başındaki dindar görünümlü bürokratlar sayesinde oluşmuştur. 1980 ihtilali, 28 Şubat Postmodern darbesinin oluşturduğu tablo ve yaptığı tahribat aynen durmakta ve hiçbir iyileştirme de yapılmamaktadır. İktidar bunları düzeltme ümidi ile dindar halk tarafından desteklenerek iktidarına devam etmekte ve bu beklentiyi fevkalade istismar ederek kendi çıkarlarını takip etmektedir. Masum ve mazlum, saf ve samimi dindarlar bütün bunların bir oyun ve aldatmaca olduğunu maalesef bilmemektedir.

1997-2010 yılları arasında:
• Din eğitimi konusunda hiçbir gelişme ve ilerleme sağlanamamıştır,
• Müstehcenlik ve ahlaki tahribat artarak devam etmiştir.
• Eğitim sistemi istikrara kavuşmamış ve eğitim için yapılan göstermelik iyileştirmeler eğitimin kalitesine ve eğitime faydası olmamıştır.
• Gelir dağılımı dengesi kurulamamış gelir uçurumu artmıştır.
• Ekonomide vergiler artmış, halkın gelirleri artırılamamıştır,
• Terör artarak devam etmiş ve sonuçta terör örgütü ile resmi görüşmelere kadar gidilerek taviz üstüne taviz verilmiş ve örgüte siyasal kimlik kazandırılmıştır.
• Siyasi hayatta propaganda aracılığı ile yalana revaç verilmiş ve doğruluk ortadan kalkmıştır.
• Siyasi yapı ecnebilerin, yabancıların kontrolü altına girmiş ve ABD orada üflerken biz burada oynar hale gelmişizdir.
• Bankalar ve faiz sistemi dindarlar arasında meşru hale getirilmiştir.
• Din önemsiz hale gelmiş ve açıkça siyasete, menfaate alet edilir hale gelmiştir.
• Siyasilerin “dine hizmet iddiası” sadece makam ve mevki, menfaat talebinden öte bir anlam ifade etmediği görülmüştür.

Sorunlar o derece artmıştır ki Başbakanın, cumhurbaşkanının dindar olması ve kurumların başındakilerin dindar insanlar olması ile çözülecek gibi basit olmadığı artık daha iyi anlaşılmıştır. Dine hizmetin lafla ve iktidarla olmadığı daha iyi görülmüştür. “Din adına siyasetin” dine faydadan çok zarar verdiği fiilen görülmüştür.

İslam’ın yeniden anlaşılmasına ve Müslümanların da dine yeniden dönmelerine ihtiyaç vardır. Bunun için iyi ki elimizde “Risale-i Nur Külliyatı” ve müellifi Bediüzzaman Said Nursi vardır. Öyle ise Bediüzzaman’ın hayatı örnek alınmalı, tavsiyeleri ve telif ettiği Kur’ân tefsiri Risale-i Nurları okuyarak doğru anlamaya yönelmemiz gerekir. Kurtuluş ancak onun gösterdiği reçeteye bağlıdır.


Etiketler:  Siyaset AKP CHP MP MSP SP DP ANAP İttihad-ı İslam Partisi Demokrat Parti Millet Partisi 12 Eylül 28 Şubat
 
< Önceki   Sonraki >
SIYASET
CHP
DP
AKP
DEMOKRAT PARTI
SP
28 ŞUBAT
ANAP
12 EYLüL
MILLET PARTISI
İTTIHAD-ı İSLAM PARTISI