|
Siyasi Partilerin Anatomisi |
|
|
|
|
Cuma, 20 Kasım 2009 |
M. Ali KAYA
Siyasi partiler tüzel bir kişilik olarak maddi ve manevi, kurumsal ve ruhsal, ilmî ve fikrî temellere dayanan birer sahs-ı manevidirler. Hayattar ve canlı kalabilmesi, topluma ve ülkeye hizmet edebilmesi için bu özellikleri yanında sağlıklı bir yapıya sahip olmasıyla beraber bir davanın da sahibi lideri olması gerekir. Aksi takdirde hayatiyetini devam ettiremez. Menfaat odağı haline gelmiş ve lider kadrosuna ve kısmen üyelerine menfaat sağlamak amacı ile oluşmuş ve hasbelkader iktidara gelmiş ve menfaat sağlayarak ve devlet imkânlarını kullanarak iktidarını devam ettirenler ellerinden bu imkânlar gittiği anda tuzun suda eridiği gibi eriyip yok olmaya mahkûmdur. 1900’lü yılların başından itibaren insanlık yeni bir döneme girmiştir. Tüm dünya bireysellikten kurumsallığa geçmiştir. Şahısların önemi kalmamış, kurumlar öne çıkmaya başlamıştır. Şahıslar da güçlerini kurumlardan almaya başlamışlardır. Fert yerine cemaat, şahıs yerine kurum ve kuruluşlar öne çıkmıştır. İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları siyasi partiler, dernekler, vakıflar ve cemaatler aktif olmaya başlamıştır. Bunun için asrın başında padişahın ferdi iradesine dayanan idari sistem yerine yetkisini kısıtlayan ve idareyi parlamentoya taşıyan meşrutiyeti savunan Bediüzzaman “Zaman cemaat zamanıdır” diyerek ferdiyetçiliğin bittiğini ilan etmiştir.
Bilhassa siyaset alanında padişahlığın bitmesi ile beraber fikirler, ideolojiler ve kurumlar öne çıktı. Önce fikirler, sonra o fikre destek verenlerin oluşturduğu dernekler, bir sonraki aşamada daha büyük bir organizasyon olan partileşme sürecine girmektedir. Daha sonra bunu dayandıkları fikri ve misyonu ile iktidara gelme ve ülke yönetimine talip olma süreci takip etmektedir. Çağın gereği bu olmakla beraber fikrin ve misyonun doğru olması elbette yeterli değildir. Bu misyona sahip çıkan liderler ve kadrolar da olmalı ve destekleyen kamuoyu çoğunluğu da bulunmalıdır. Adalet, hürriyet ve ekonomik kalkınma elbette iyidir; ancak bunu uygulayacak bilgili insanlar ve bunu isteyen büyük bir halk kesimi olmazsa ve adalete, hürriyete ve kalkınmaya yardımcı olmazsa uygulama şansı elbette olmaz.
Siyasi partiler “iktidar” olmak için kurulurlar. Her iktidarın amacı hizmet üretmek, adaleti sağlamak, halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve devleti işletmektir. Bunun yanında milletin gözünü açmak, halkın önüne imkân sunmak gibi temel görevleri de yapması gerekmektedir. Partinin misyonu o zaman daha da güçlenerek devam eder.
Şurası da bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Her zaman gerçeğin yerine geçmek isteyen sahteler ve istismarcılar mutlaka olmuştur ve olacaktır. Hiçbir çaba ve gayret göstermeden, alın teri dökmeden ve hizmet etmeden sadece söyleme dayanarak halkı cazip sözleri ile aldatarak iktidar olanlar mutlaka olacaktır ve vardır. Ancak bunların boyası kısa zamanda dökülür ve foyaları meydana çıkar. Ama bu ülkeye kan ve zaman kaybettirir. Pek çok problemi de beraberinde getirerek ülkenin gerçek sahiplerine bırakıp tarihin karanlık köşelerine çekilirler.
Bir kısım siyasilerin de fikir kulübü olma, etnik ve ideolojik bir yapı oluşturma ötesinde bir şansı yoktur. Bunlar toplumun belli bir kesimini temsil ve tatmin etme ötesinde bir fonksiyona ve herkesi kucaklayacak bir yapıya ve vizyona sahip değillerdir. Bu gibi partiler iktidar olmak ve halka hizmet etmek için değil, ideolojilerini geniş kitlelere “Siyasi Partiler Kanununun” yetkilerinden faydalanarak ulaştırma çabasındadırlar.
“Zamanın cemaat zamanı olması” yani kurumsallığın öne çıkması şahsiyetçilerin önünü tıkayan bir durum; ancak bu yeterli değil “çağdaş değerlere” sahip çıkmak ve geliştirmek ve buna göre halka hizmet verme amacınının da takip edilmesi gerekiyor. Çağımızın siyasi ve ideolojik yapısında “birey” “bireyin hak ve hürriyetleri” “hür seçim” “hür iradenin tecellisi” ve demokratik değerler dediğimiz “demokrasi, adalet, hürriyet, kanun karşısında eşitlik ve hukukun üstünlüğü” ilkelerine saygı ve topluma mal etme mücadelesi de olmalıdır ki “siyasi parti” kendisini tam olarak partileştirme ve toplumu arkasına alabilsin. Bu da siyasi partinin “Vizyon” olarak “İnsana hizmet” misyon olarak da “demokrasi ve bireyin hak ve hürriyetlerini” sağlamayı hedeflemesi ile mümkün hale gelebilir. Bu vizyonu ve misyonu hedeflemeyen bir siyasi partinin geleceğin dünyasında yeri yoktur.
Siyasi partilerin tüzüklerinin ve sistemlerinin mükemmelliği ölçüsünde demokrat ve hürriyetçi olurlar. Tüzüklerinde belirlenen ilkelere bağlı oldukları ölçüde de ilkeli sayılırlar. Örgütün yapısının sağlam olması ve ilkelerinin de demokratik olması partiyi demokrat ve hürriyetçi yapar. Yoksa liderinin “hürriyetçi” veya “cumhuriyetçi” söylemlerine göre parti hürriyetçi veya cumhuriyetçi olmaz. Çünkü tüzük lider dâhil herkesi bağlar. Liderin mükemmel olması elbetti iyidir; ancak yeterli değildir. Önemli olan “Parti Tüzüğü”dür. Tüzük mükemmel olursa başında kim olursa olsun fark etmez. Zaten siyasi parti liderleri parti tüzükleri gereği her iki senede bir defa yapılacak olan “Genel Kongrede” değişme durumundadır.
Partileri yöneten devletin “Siyasi Partiler Kanunu” “Seçim Kanunu” gibi kanunlarla beraber “Partinin kendi Tüzüğüdür.” En önemlisi de parti tüzüğüne şekil veren partinin “Vizyonu” ve “Misyonu”dur. Bir partinin vizyonu ve misyonu onun ruhudur, tüzüğü ise o ruhu kendisinde yansıttığı ölçüde gerçekçi bir tüzüğe sahip olur. Yoksa işlemeyen bir tüzükten öte bir anlam ifade etmez. Siyasi partilerin tam bir parti olamayışı ve yaşanan çelişkiler ve olumsuzluklar bu “Türk Siyasi Hayatında” partilerin gerçekçi olamayışlarından ve gerek Siyasi Partiler Kanununun, gerekse “Seçim Kanununun” demokratik olmayışıdır. Ülkenin demokratik kültürü benimseyememesi ve gerçek demokrasiye geçemeyişinin de altında demokratik bir “Anayasa”ya sahip olmayışıdır. Gerisi laf-u güzaftan ibarettir. Etiketler: Siyasi Partiler Siyasi Partilerin Anatomisi Demokrasi Bireyin Hakkı Birey Hak ve Hürriyetler Hürriyet Seçim Kanunu Parti Tüzüğü |