Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Ülke Sorunları ve Alevi Çalıştayları PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 23 Kasım 2009
Mustafa CAN
Aleviler kendi kültürlerini muhafaza etmek ve buna bağlı olarak etnik bir kimlik altında kendilerini ifade etmek için bir araya gelmekte ve bir sivil toplum kuruluşları birliği olarak hükümetten bir takım isteklerde bulunmaktadırlar. Bu nedenle gerek 4 Haziran 2009 tarihinde gerekse daha sonra yaptıkları toplantılar ve Alevi Örgütlerinin ortak çalışmalarında devletten ve hükümetten beklentilerini dile getirdiler. Alevileri temsilen Devlet Bakanı Faruk Çelik ile görüşen Ali Balkız Cemevlerinin ve Kültür evlerinin yasal statüye kavuşturulması, Madımak Oteli’nin müze olması, Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilmesi ve Hacı Bektaş Dergâhı olmak üzere ellerinden alınan değerlerin kendilerine iade edilmesini istemiştir.

Aleviler kendilerini cumhuriyetin değerlerini ve laikliği koruyan, demokrasiyi ve düşünce özgürlüğünü savunan çağdaş değerleri savunan yapıda olduklarını iddia etmektedirler. Bu konuda AKP’nin kendilerine destek olmasını beklediklerini “aldatılan olmak istemediklerini” belirtmektedir. Alevilerin en çok rahatsız olduğu kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı gelmektedir. “Alevilerin haklarının Diyanete değil, Alevilere sorularak çözülmesi gerektiğini savunarak Diyanetin “Alevileri yok sayan” bir politika izlediğini savunmaktadırlar. Kendilerine de DİB ayarında bir statü verilmesini istemektedirler.

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan da “AKP’nin kendilerini dinlediğini, kendi aralarında tartışamadıkları konuları dahi hükümet huzurunda konuşmak gibi bir imkâna kavuştuklarını, bunun kendileri açısından büyük bir gelişme olduğunu” ifade etmektedir.  İzzettin Doğan ülkede 25 Milyon Alevinin bulunduğunu belirterek “Hiçbir devlet yönetimi, 71 milyonluk ülkenin 25 milyonunu yok sayarak o ülkeyi barış içinde yönetemez” demektedir.

Devletin zorunlu din derslerinde Alevi inancının öğretilmediğine dikkat çekerek din derslerinin zorunlu okutulmasından vazgeçilmesi gerektiğini  “her inanç kesiminin kendi kurumları tarafından verilmesini” İlâhiyat Fakültelerinde gerekli düzenlemelerin yapılarak Ehl-i Beyt Kürsülerinin kurulmasını ve Alevi inanç önderlerinin yetiştirilmesinin de alternatif bir yol olacağını” belirtmektedirler.  (http://www.hurriyet.com.tr/ gundem/ 11797918.asp)

Bir kısım Alevi dernekleri devlet içinde bir statü isterlerken bir kısmı da devletin ve hükümetin kendilerine karışmamasını ve kendilerini ancak kendilerinin tanımlayabileceğini ifade etmektedirler. “Açılım” ve “Demokratik Hak” adı altında kontrol altına alınmalarını ve devletin istediği şekilde kendilerine belli bir statü ve özgürlük alanı verilmesine karşı çıkıyorlar ve gerekçe olarak da “Batıda devletin lâiklik adına, din, mezhep ve kültürlere müdahale etmediğini” gösteriyorlar. Bunu bir ayrımcılık olarak kabul eden bir kısım Alevi dernekleri de “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı” talep ediyorlar. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kâzım Genç “Alevilerin taleplerinin bir barış dili olduğunu” ifade etmektedir.

AKP “Açılım” söylemleri ile ülke içindeki azınlıkların harekete geçerek hak taleplerine cesaret vermiş ve kendilerini ifade etmelerinin yolunu açmıştır. Bu durum medyada bulunan bir kısım yandaşların desteği ile yürütülmektedir. Adına da “Demokratik Açılım” denerek sonuçta devletin vermediği ve Anayasa’da tanınmayan bir takım (haksız) isteklerin demokratik haklar olarak talebinin kapısını açtığını ve bunun demokrasiye katkı sağlayacağını dile getirmektedirler. Gerçekte ise AKP’nin “Demokrasi” derdinin olmadığı, bunu gerek daha önceki söylemleri ile gerekse Parti içindeki eylemleri ile görmemek imkânsız… Ancak bir açılım adı altında göz kırptığı ve oy potansiyeli olarak gördüğü kesimlerden sandığa yansıyacak oyların hesabını yapmanın ötesinde bir amacının olmadığını biraz dikkatle takip edenlerin anlamaması mümkün değil. Anlamamak için özel bir gayret göstermek ve gerçeği gizlemeye çalışmak gerekir. Bir kısım yandaş medyanın gayretkeşliğinin sebebi budur.

Bu gayretkeşlerden bir kısım dinde az hissesi olan dindar yazarlar “Alevi Açılımı” konusunda “Diyanetin ikna edilmesinden” söz edebilmektedirler. Bunlara göre İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafii gibi müçtehit mezhep imamları ile İmam-ı Gazali ve Mevlana gibi mücedditler ve Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi tarikat liderleri ve müntesipleri aynı seviyededirler ve dini konuda belirleyici ve söz sahibidirler. Dolayısıyla Sünnilik ile Alevilik din terazisinin iki kefesini teşkil ediyorlar. Din konusunda cehaletin bu kadarına ilim kisvesinde çok az rastlanır. Buna cehalet ve gaflet denemez bu doğrudan doğruya bilinçli yapılan bir saptırmadan başka bir şey değildir. Din dilinde buna ancak “dalalet” denir. En azından bu duruma mezhep ile tarikatı ve din ile kültürü birbirinden ayırt edememek denir. Bundan daha büyük cehalet olabilir mi? Malum cehalet bilmemek değil, yanlış bilmektir.

Kaldı ki günümüz Aleviliğinin Bektaşilikle bir alakasının olmadığını Bektaşiliği bilen ve Hacı Bektaşi Veliyi okuma zahmetine katlananların bilmemesi imkânsız… Zaten Aleviler de “Alevilik bir kültürdür, bir yaşam biçimidir” diyerek bir din, bir mezhep ve tarikat olmadığını dile getirmektedirler. Bu durumda Aleviliği bir mezhepmiş veya bir tarikatmış gibi göstermenin en başta Alevilere saygısızlık olduğu bilinmelidir. Aleviler dini bir hayat sürmek isteseler diyanetin İslamı temsil ettiğini, herhangi bir mezhebi ve tarikatı temsil etmediğini bildikleri için kendilerini de diyanetin dışında görmezlerdi.

Çalıştaylarda dile getirilen hususlara baktığımız zaman Aleviler devletin kendilerini bir mezhep ve tarikat olarak tanımlamalarından rahatsız olduklarını, diyanete bağlı bir alt grup içinde olmak istemediklerini, kendilerinin de “Aleviliği” bir kültür olarak görmek istediklerini ve bu nedenle devletin böyle kabul etmesini ve kendilerine karışmamalarını istedikleri anlaşılmaktadır. Bence doğru olan da budur. Şayet AKP bilinçli olarak Alevilere bir rol biçmişse ve bundan kendisine siyasi bir pay çıkarmak istiyorsa çok aldanıyor. Hem yaptığı yanlıştan dolayı hem de niyetinden dolayı… Bu husus bumerang gibi döner kendisini vurur.

Bence AKP demokrasi adına veya başka bir ad altında ülkede azınlıklara yönelik ayrımcı politikaları körüklemesi çok yanlıştır. Bu anlayış devleti tanımamaktan, Anayasayı ve Yasal Kuruluşları bilmemekten ve Devlet ile Siyasi Partiyi birbirine karıştırmaktan kaynaklanmaktadır. Siyasi partilerin amacı ülkede birliği sağlamaktır. Bu da ayrılıkları körüklemekten değil, (zaten ayrılıklar, yani farklı diller, dinler, mezhepler ve kültürler vardır) bütün bunları “Ortak Değerler” “Anayasa” ve “Kalınma projeleri” çerçevesinde bir araya getirerek bir amaç ve hedefe yönlendirmekle mümkün olur. Yapılacak olan en faydalı çalışma “Anayasal Vatandaşlık” ilkesini hayata geçirmektir. Gerekirse Anayasayı yeninde yaparak eksiklikleri gidermektir. Demokrasiyi de doğru anlamak gerekir. Demokrasi “fikir hürriyeti” ve “ilim hürriyeti” gibi temel hak ve hürriyetleri ayrılıkçı fikir ve düşünceleri körüklemek için değil, “ortak amaç ve hedeflere” yöneltmek ve birliği sağlamak için vardır.

Demokratik açılım diye azınlıkları yanlış yönlendirmek ve kendilerine fayda vermeyecek ve birliği zedeleyecek taleplere yönlendirmek onlara yapılacak en büyük kötülüktür. Tarih boyunca böyle hak taleplerinin ne acı sonuçlar verdiğini de biraz tarih bilgisine sahip olanların bilmesi gerekir.

Mesela, Alevilere açılım konusunda diyanetin ikna edilmesi ne anlama gelmektedir? Alevilik bir mezhep olarak mı kabul edilecek? O zaman diyanet Şafileri, Hanbelileri, Malikileri ve Şiileri nasıl temsil edecek? Şayet bir tarikat olarak kabul edilirse o zaman Nakşîleri, Kadirileri, Mevlevileri, Çeştîleri, Şâzelîleri, Melâmileri nasıl temsil edecektir? Şayet bir cemaat olarak kabul edecek olursa Nurcuları, Süleymancıları, Fetullahçıları nasıl temsil edecektir? Bu işin içinden çıkılabilir mi? Diyanet dinin temsilcisi olduğu için kendisini “Müslüman” olarak tanımlayan herkesin diyanete saygı duyması ve ortak ibadet mekanları olan camilere sahip çıkması ve ortak ibadetleri ibadet şuuru ve Allah rızası için yaparlar ve diyanet bu konuda yardımcı olur. Bunun dışında diyanete herhangi bir görev yüklemek de yanlıştır.

Bu gerçeklerden haberi olmayan bir kısım yazarlar hükümetin “Sünni Kamuoyunun” da ikna edilmesinden bahsetmektedir. Sünni kamuoyunun Alevilerle bir problemi mi var ki ikna edilerek Alevilere hak verilmesinden bahsedilsin. Bu olmayan ve kimsenin aklına gelmeyen bir fitneyi uyandırmaktan başka neye yarar? Sünniler ile Aleviler kardeş ve vatandaş olarak beraber yaşıyorlar. Aralarında bir anlaşmazlık yok ki? Kimi ne diye ikna edeceksiniz? Alevilier Sünni mi olmalı, yoksa Sünniler alevi mi olmalı? Bırakalım herkes kendi meselesini kendisi halletsin… Devlet insanların özel hayatları ve kültürleri ile uğraşmaz.

**
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Kızılcahamam toplantısında Türkiye’de Alevi vatandaşların problemlerinin “çözülemez ve üstesinden gelinemez” sorunlar olmadığını ifade etmiştir. Ne gibi sorunların olduğuna ise bir açıklık getirmemiştir. Acaba yapılan beş adet “Alevi Çalıştayında” ne gibi sorunlar dile getirilmiştir? Bakan Faruk Çelik’te bunların bulunduğunu söylemektedir. Nedir bunlar?  Söylenen şey sadece “Hükümetimiz iyi niyetle yaklaşıyor. Oy kaygısı yok” falan gibi beylik lafların ötesinde hiçbir somut öneri ve ifadeye rastlamak mümkün değil. Sadece satır aralarında “Aleviler eşittir, CHP tabanı” gibi görüşlerin doğru olmadığı söylenmektedir. Bu da göstermektedir ki AKP Alevi meselesine sadece ve sadece “Alevi kesimini nasıl oyalarım” düşüncesi hâkimdir. Kendilerini çözüm getirecek düşüncesi ve beklentisi oluşturarak oy hesabı yapmaktadır. Bunun ötesinde hiçbir çözüm önerisi yoktur. Sadece seçime kadar oyalama taktikleri uygulamaktadır. Bunu da toplantılarla, mitinglerle, meclisi boş yere oyalayarak ve yandaş medyanın da desteği ile sürdürmeye devam etmektedirler.

Gerçekte ise Alevi ve Kürtlerin de problemleri tüm ülkenin ortak ve genel problemidir. Hiçbir grubun ve etnik kesimin özel problemleri yoktur. İş buraya gelirse herkesin ve her kesimin devletten beklentileri ve özel problemleri vardır. Devlet kimsenin özeline çare bulmaya çalışmaz, genel problemleri çözer ve herkesin özel problemi de bunun içinde çözüme kavuşur.
Nedir genel problemler?
 İşsizlik problemi vardır…
 Geçim sıkıntısı vardır…
 Vergiler halkın belini bükmüş, yeni iş sahalarının önünü tıkamıştır.
 Faiz problemi vardır…
 Eğitim Problemi vardır…
 Siyasi partilerin demokrasi ile yönetilme problemi,
 Demokratik Anayasa problemi vardır…
 Terör problemi vardır…
 İşçinin, çiftçinin, köylünün fakirlik problemi vardır…
 Esnafın ve toplumun tüm kesimlerinin “Ekonomik Kriz” problemi vardır.

Hükümetin bu konularda projeleri ve fikirleri var mıdır?

Bunlar Alevileri de Kürtleri de tüm ülke vatandaşlarını da etkileyen ve mutlaka çözülmesi gereken problemlerdir. Bu problemler çözüme kavuşursa “Alevi ve Kürt Açılımına” gerek kalmaz. Zaten bu problemler çözülmezse açılımlar ülkeyi daha da zor durumlara sokar…


Etiketler:  Alevi Çalıştayı Aleviler AKP Diyanet İşleri Başkanlığı Açılım Alevi Açılımı Anayasal Vatandaşlık Ülke Sorunları
 
< Önceki   Sonraki >