Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Soru - Cevap arrow Altıncı Nektuba Ait Sorular (Ferkadan Yılıdızı nedir? Belâ ne demektir? )
Advertisement
Altıncı Nektuba Ait Sorular (Ferkadan Yılıdızı nedir? Belâ ne demektir? ) PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 02 Şubat 2008
Sorular:
1- Altıncı Mektub’u kısaca açıklar mısınız?
2- Bu Mektupta bahsedilen “ferkadan yıldızı” hakkında bilgi verir misiniz?
3- Arapça selam ve dua cümlesinde Üstad “kardeşlerimiz” ifadesi değil de “kardeşleriniz” ifadesini neden kullanıyor?
4- “Bırak biçare feryadı, beladan kıl tevekkül… O güldükçe küçülür, eder tebeddül” ifadelerini açıklar mısınız?

Cevaplar:
1. Altıncı Mektup üstadın 1930–1931 yıllarında tam 60–63 yaşlarına bastığı bir zamanda Barla’da Çam Dağında Güz Mevsiminde yazılmıştır. Muhatapları Hulusi Abi, Sabri Hoca ve Hafız Ali Abi gibi ehl-i ilim ve ilk kuşak Nur Talebeleridir.

Üstat, bu mektubunda kendi hâlet-i ruhiyesini ve ehl-i ilim olan ve Mevlâna gibi mutasavvıfları ve mesleklerini bilen ağabeyler ile paylaşmakta ve çok önemli ince mesajlar vermektedir. Üstad yaş itibariyle ihtiyarlık dönemi olan 60 yaşındadır ve 1925 yılından beri sürgündür. Gözetim altındadır ve yalnızdır, gariptir. Çam dağındadır ve bazen 10–15 güne bir misafir gelmektedir. Yanında “Dağcılar” tabir ettiği çobanlar ve odunculardan başka kimseyi görmemektedir. Onlar da mevsimin kışa dönmesi itibarıyla çadırlarını sökmüş ve odunlarını yapmış Çamdağı’nı terk etmişlerdir.

Üstad Çamdağı’nda yalnız kalmıştır. 20 gündür yanına hiç kimse uğramamıştır. Bu halette mektubu yazmıştır.

1. İhtiyarlık ve ahbaplarının çoğunun ölümleri bir gurbet hissi vermiştir,
2. Bahar yerini güze ve çiçeklerin, böceklerin, yaprakların ölmesi ile ağaçlar ve dağlar da yalnız kalmış ve gurbete, yalnızlığa mahkûm olmuşlar, kuşlar göçmüş ve dağı terk etmişlerdir.
3. Üstad vatanında yalnızlığa terk edilmiştir. Sürgündür. Bir de bu gurbeti hisseder.
4. Üstad bu mektubu yazarken günde artık ikindiden sonradır ve akşama yaklaşmış ve gündüzün güneşi ve aydınlığı da kaybolmaya başlamıştır. Bu da bir gurbet ve yalnızlık hissi vermiştir. Dağlar garibane bir hal almıştır.
5. Dünyanın da ahirete giden ve Ebed için yaratılan insanın bir gurbeti olarak gören Bediüzzaman bu gurbetlere her insanın dayanamayacağını ifade ediyor.
Sonra beş karanlıklı gurbetlerin Feyz-i Kur’an, Lütf-u Rahman ve Nur-u İman ile aydınlandığını ve rahmete inkılâp ettiğini izah eder.

2. “Ferkadân”dan kasıt “Kutup Yıldızı”dır. Çünkü Kutup Yıldızı doğru yönü bulmamıza yarar. Peygamberler kutup yıldızı gibidir. Doğru yönü gösterirler. Kutup Yıldızı, aslında üç yıldızdan oluşan bir sistemdir. Kutup Yıldızı “Büyük Ayı” ve “Küçük Ayı” yıldız kümelerinin ortasındadır. Büyükayı yıldız kümesi 7 yıldızdan, Küçük Ayı Kümesi ise 5 yıldızdan oluşur. Ortasında en parlak “Kutup Yıldızı” vardır. Hikmet açısından bakarsak bunlar Allah’ın zatî ve Subutî Sıfatlarına ve Kutup Yıldızı da “Vahdaniyete” remizdir. Bu iki yıldız kümesine birden “Ferkadân” denilir. Bunun için hadislerde ve salâvatlarda “Ferkadan” geçer.

3. Üstadımız “İkiniz ve Kardeşleriniz” ifadesi ile ya Hafız Ali abi ve Sabri Hoca ile onların kardeşleri olan “Nur Talebelerini” kastetmiş olabilir.

4. “Belâ” iki anlama gelir. Birincisi; Arapçada olumsuz bir soruya verilen cevaptır ve “Evet!” demektir. Olumluya “Neam” şeklinde cevap verilir. Meselâ: “Sen bu gün derse gittin mi?” Sorusuna “Neam=Evet” şeklinde cevap olumlu ve doğrudur. “Sen derse gitmedin mi?” sorusuna “Evet=Neam” şayet gitmişsen “Gitmedim!” ifadesidir. Ama “Belâ!=Evet” dersen o zaman “Ne demek gitmedim; bilakis gittim” demektir. Yüce Allah ruhlara olumsuz soru sordu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Ruhlar “Belâ=Evet!” diyerek “Evet, ne demek elbette sen bizim Rabbimizsin!” şeklinde cevap verdiler. “Neam” demiş olsalardı bundan inkâr anlamı çıkardı. İkincisi ise başımıza gelen musibetler, acılar ve meşakkatlerdir.

Altıncı Mektubun Sonunda “Ayrılığı ve ilâhî aşkı İlâhî hakikatlere ulaşmada bir yol olarak gören Mevlâna’nın “Ezel bezminde ‘Ben Sizin Rabbiniz değil miyim?’ dedin. Biz de ‘Fakr-ı Fenâ’nın gereği olan ‘Belâ’yı isteyerek belâya düştük!” beytinden yola çıkan Bediüzzaman her nevi belâ ve musibeti lehimize çevirmenin yolunun “Allah’a Tevekkül” olduğunu ifade eder. Öyle ise bizi Allah’a yaklaştıran ve bize aczimizi, fakrımızı ve hiçliğimizi bildirerek bizi Allah’a yaklaştıran Tevekkül ile Allah’a dayanmaya sevk eden belâların ve musibetlerin yüzüne gül ki senin gülmelerin ile o da küçülerek belâ olmaktan çıkıp, tebeddüle, değişime uğrayıp sana rahmet ve nimet kapılarını açsın” diyor. Ne güzel! Bu ne güzel bir iman nimeti!

Bediüzzaman bize burada “Olumsuzluklardan faydalanma ve her türlü olumsuzluğu iman ve tevekkül ile bakış açımızı değiştirerek lehimize çevrime” dersi veriyor.
 
< Önceki   Sonraki >