Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Soru - Cevap arrow Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?
Advertisement
Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir? PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 13 Şubat 2008
Yazı Index
Dünyanın Öküz ve Balık Üstinde Olduğunu Anlatan Hadis Sahih Midir?
Sayfa 2
Soru:
Ustad 14.cü lemada ibn Abbas tarafından rivayet edilen bu hadisi su şekilde anlatıyor: İbni Abbas (r.a.) gibi zatlara isnat edilen sahih bir rivayet var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissealatu Vesselamdan sormuşlar. Dünya ne üstünde duruyor." Ustad neden bu hadisi burada sahih olarak zikrediyor? Acaba hadis sadece mana itibariyle mi sahih? Ustad bunu mu kast ediyor? Veya bilmediğimiz başka bir şey mi var? Ustad ayni zamanda Muhakemat adli eserinde bu hadise dayanarak tavrı biraz değişik gibi geldi bana. Bu Eski-Said, Yeni-Said değişimine bağlı olan bir şey mi veya ben mi yanlış anladım. Bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim.

Cevab:

Meseleye birkaç açıdan bakmakta yarar olduğu anlaşılmaktadır. 
Evvela: Sevr ve Hut’a dair Risale-i Nurda geçen bahisler iki yere has değildir. Yedi kat yere remz olması açısından yedi yerde geçmektedir.  (Bunlar:  Sözler, 24. Söz, 308; Lem’alar, 14. Lem’a, 140–143;  Şualar, 5. Şua, 499  Şualar, 11. Şua, 236;  Şualar, 15. Şua, 551; Hutbe-i Şamiye, 8. Mani, 35;  Muhakemat, 62–64)

Saniyen: Bu sahih bir hadistir. Ancak hadislerin “Müteşabihat” kısmından olduğu için ilimde rüsuh peyda edenler “Bunun tevilini Allah bilir” diyerek Allah’ın kendilerine verdiği ilham ve sünuhat ile (İlm-i Ledün ve İlm-i Hakikat) bunların tevilini gerçeğe uygun bir şekilde yaparak aklı ikna ederler.  

Salisen: Kaynaklarına gelince; her ne kadar “Kütüb-ü Sitte” denilen temel hadis kaynaklarında geçmese de Beyhakî, Zehebî ve Suyutî gibi müçtehit, muhaddis ve allameler bu hadisin sahih olduğuna hükmederek eserlerine almışlardır. Bu allamelerden Suyuti’nin yakazaten peygamberimiz (sav) ile görüşerek hadislerini kitabına aldığı konusunda rivayetlerin de varlığı göz ardı edilmemelidir. Üstat Bediüzzaman (ra) da bu hadise “İbn-i Abbas (ra) gibi zatlara istinat edilen sahih bir hadis”  demiştir ki bu da hadisin sahih olduğunda şüphe bırakmamaktadır.

Hadisin sahihliği şüphesiz ama anlamı nedir? İşte bu noktada Bediüzzaman dışında tam olarak bunu ortaya koyan bir âlim yok. Şayet ilhama dayanmazsa bunun açıklamasını yapmak imkânsızdır. O zaman Ben-i İsrailin Ulemasının yaptığı gibi hurafata düşmemek mümkün olmaz. Zaten “Sevr ve Hut” meselesi kâinat ve dünya ile alakalı olmasa idi Tevrat’ın şerhini ve tefsirini yapanlarca bilinmemesi gerekirdi. Bu husus salt peygamberimizin hadislerinden kaynaklanmıyor, bilakis peygamberimiz (sav) “Sevr ve Hut” meselesine açıklık kazandırıyor ve yanlış anlaşılmalardan koruyor ve gerçeği Ben-i İsrail ulemasının hurafelerinden arındırıyor. 

Rabian:
Bediüzzamandaki Birinci ve İkinci Said ve Üçüncü Said gibi ifadeler ve farklı yaklaşımlar ilim ve hakikat yönü ile değil, hakikatleri ifade ve metot yönü iledir. Hayat-ı İçtimaiye ve Siyasiyeye karışma ve o sahadaki hizmetleri yapma ciheti ile ilgili bir husustur. Birinci Said, Siyasi Ekol oluşturma bu cihetle hizmeti esas almıştı. İkinci Said dönemi İmanı gönüllere hâkim kılmadan bu siyasi yaklaşımın, yani Asr-ı Saadetteki Hürriyet ve Meşrutiyetin uygulanamayacağını görerek imanı aklen ve ilmen izah ve şirki küfrü imha cihetini birinci plana aldı. Üçüncü Said döneminde ise küfrün bel kemiği olan şirk ve tabiat bataklığını ilmen ve fikren kırdıktan sonra tekrar Hürriyet ve Demokrasiyi İslam hakikatleri ile mezcederek yeni bir siyasi yapılanma ve medeniyetin temellerini iman temeli üzerine kurdu ve bunun fikri temellerini oluşturdu. Bunun için hayatını üç kısma ayırmış oldu.  Bu ise Muktezay-ı hale mutabakattır. Ancak mücedditlerin vasfı olan “Tavr-ı Esasiyi bozmadan, ruh-u asliyi rencide etmeden” hakikatleri o asrın insanlarının anlayacağı şekilde izah etmektir.  Dolayısıyla “Sevr ve Hut” ile ilgili yeni bir yaklaşım tarzı ve paradigma açılımı değildir. Ve bu hakikatı anlama ve izah konusunda bir tekâmül de değildir; bilakis muktezay-ı hale uygun ve makamın iktiza ettiği şekilde muhataplarına izah etmektir.

 
< Önceki   Sonraki >