Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Soru - Cevap arrow İdam-ı Ebedi var mıdır?
Advertisement
İdam-ı Ebedi var mıdır? PDF Yazdır E-posta
Pazar, 06 Eylül 2009

Sual:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kâfirler için “idam-ı ebedi” ifadesini kullanıyor. Bu ebedî yokluk anlamına gelmektedir. Ebedî yokluk var mıdır? Kâfirler cehenneme gitmeyecekler de ebedi yokluğa mı mahkûm olacaklar?

“Biz Risale-i Nur'un keşfiyat-ı kat'iyesiyle iki kere iki dört eder derecesinde sarsılmaz bir kanaatla bilmişiz ki, ölüm bizim için, sırr-ı Kur'ân ile, idam-ı ebedîden terhis tezkeresine çevrilmiş. Ve bize muhalif ve dalâlette gidenler için, o katî ölüm, ya idam-ı ebedîdir (eğer âhrete katî imanı yoksa), veya ebedî ve karanlıklı haps-i münferittir (eğer âhrete inansa ve sefahat ve dalâlette gitmişse). Acaba dünyada bu meseleden daha büyük, daha ehemmiyetli bir mesele-i insaniye var mı ki, bu ona âlet olsun? Sizden soruyorum. Madem yoktur ve olamaz. Neden bizimle uğraşıyorsunuz?” 12. Şuadaki bu ifadeler ne anlama gelmektedir?

Ayrıca Bediüzzaman “Eşya zeval ve ademe gitmiyor; belki daire-i kudretten daire-i ilme geçiyor, âlem-i şehadetten âlem-i gayba gidiyor, âlem-i tagayyür ve fenâdan âlem-i nura, bekaya müteveccih oluyor” buyurmaktadır. Bunu izah eder misiniz?

Cevap:
Bediüzzaman’ın “İdam-ı ebedî” şeklinde ifade ettiği husus hakiki ve uhrevî değil, dünyevî vehmî, kalbî ve hayalîdir. Yani gaflet içindeki bir mü’min ölümün hakiki mahiyetini ve güzel neticelerini bilmediği ve kabir hayatını ve ahretin, cennetin ve cehennemin mahiyetini tam olarak kavramadığı ve ona göre amel ve ibadette bulunmadığı için dünyada vehminde ve hayalinde kabri haps-i münferit bilir ve ameli de buna muvafık olduğu için kabrinde aynı vaziyetle karşılaşır.

İtikadı ve imanı olmayan bir insan ölümü aklen ve kalben ve hayalen “yokluk” “adem” ve “idam” bilir, görür, hisseder. Çünkü onun inancına göre öldükten sonra diriliş ve yeni bir hayat yoktur, imkânsızdır ve olmayacaktır? Ne olacaktır? Ruh yok olacak ve beden de toprağa karışıp yok olacaktır. Bunu hayal eder, buna inanır ve kalbinde bunun dehşetini duyar ve duyguları ile bunu hisseder. Dünyada böyle bir azap ve ızdırap duyar. Bütün sevdiklerinden ayrılacaktır, çünkü onlar da sonuçta yok olacaklardır. Bu inanç onu rahatsız eder ve bunalıma sokar. Bu inancının gereği olarak da kabirde tek başına kalır ve unutulur, ahirette de kalbinde hissettiği bu dehşetli durumu devam ettiren bir azaba giriftar olur.  

Bediüzzaman’ın bu ifadeleri bu hususu tasrih eder. “Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok. Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek. Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.

Bu iki şık bedihîdir; delil istemiyor, gözle görünür. Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.

Bu kat'î hakikat, bu üç yol ile bulunduğunda ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile olacağını ihbar eden yüz yirmi dört bin muhbir-i sadık, ellerinde nişane-i tasdik olan mucizeler bulunan enbiyalar; ve o enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri keşif ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan yüz yirmi dört milyon evliyanın aynı hakikate şahadetleri; ve had ve hesaba gelmeyen muhakkiklerin, kat'î delilleriyle, o enbiya ve evliyanın verdikleri aynı haberleri aklen, ilmelyakin derecesinde ispat ettikleri ve yüzde doksan dokuz ihtimal-i kat'î ile, "İdam ve zindan-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız iman ve itaat iledir" diye, ittifakan haber veriyorlar.

Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvakkaten hissettirmez.

"İdam-ı Ebedi" gerçekte yoktur. Dünyada kafirin imansızlığından dolayı kalben hissettiği dehşetli haldir.

 


Etiketler:  Adem idam İdam-ı Ebedi Kabir İman Kâfir Ölüm Dünya Ahret
 
< Önceki   Sonraki >
ÖLüM
DüNYA
İMAN
KABIR
ADEM
AHRET