Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Soru - Cevap arrow İNSANI KÜFRE GÖTÜREN SÖZLER NELERDİR?
Advertisement
İNSANI KÜFRE GÖTÜREN SÖZLER NELERDİR? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 08 Şubat 2008
Yazı Index
İNSANI KÜFRE GÖTÜREN SÖZLER NELERDİR?
Sayfa 2
Sayfa 3
 SORU:
“Kitaplarda "Elfazı küfür"den söz ediliyor. Bir insan manasını bilmeden küfür irtikap eden bir söylerse, dinden çıkar kafir olur deniyor. Halbuki toplumumuzda o kadar çok cahil insan var ki, bunlar çoğu zaman dinden çıkıyor, öyleyse; ve toplumumuzun büyük bir kısmı kafir olmuştur. Cehennemi hafife alıcı fıkralar şunlar bunlar… Ben bunu duyunca inanın doğrusu ödüm koptu; ailemde dahi namazlarını mütemadiyen kıldıkları halde bilmeden bu sözleri söyleyen insanlar var. Küfür olduğunu bilmiyor ki, düzeltsin. İnanın kaç zamandır bu durum benim kalbimi sıkıntıya soktu. İmam Gazali diyor ki: "bir insan ben inşallah müslümanım derse kafir olur". Ama, bilmemek acaba bir özür teşkil etmez mi? Şeytan sürekli bu konuda bana vesvese veriyor ve içinden çıkamıyorum; olan iman lezzetini artık kalbimde duyamaz oldum. Şöyle vesveseler geliyor; dünyada 5 milyar insan var bunların 1 milyarı sadece Müslüman 1 milyarın da ne kadarı yaşayabiliyor, kulluk yapabiliyor. Ne kadarı Cennete gidecek? Kendi kendime diyorum Rabbimin hikmetinden sual olunmaz; ama bu vesveselere de engel olamıyorum. İnanın ki, hayatımın tadı tuzu kalmadı. Milyarlarca küfür üzere ölen insanı düşünüyorum; acaba ateş azabına ebedi nasıl dayanacaklar, dünyadaki gafletlerinden dolayı. Etrafımdaki gaflet halinde yaşayan akrabalarımı düşünüyorum. İslam insana sürekli bir sıkıntı  ve ızdırab hali vermek için inmemiştir, dünyasını ve ahiretini mamur etmek için inmiştir. Bunlara bir açıklık getirebilir misiniz? Vesvese midir nedir? Nasıl atlatırım, bu durumu? Bazı düşüncelerin altından inanın kalkamıyorum. Ruh sağlığım zedelendi.”

CEVAP:
Kainatta en yüksek hakikat imandır. Çünkü Allah kainatı varlığına delil olması için, insanı da kainattaki delillere bakarak kendisini ve kainatı yaratan Allah’a iman etmesi için yaratmıştır. Bunun için “Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır.”  Bütün kemalatın esası ve madeni iman-ı billah hakikatidir.  Yüce Allah kitaplarını ve peygamberlerini insanlar kendisine iman etsinler diye göndermiştir. Bundan dolayı Allah’a iman etmek en büyük farzdır. En büyük günah da Allah’a şirk koşmaktır. “Allah şirki affetmez; bunun dışında her günahı affeder.”

İman bu derece önemli olunca onu kazanmak elbette kolay değildir. Allah da imanı o kadar ucuza vermez. Peygamberimiz (sav) ve şanlı sahabeleri iman davası için nice çileler çektiler, ne sıkıntılara duçar oldular. Bunun için imanın değerini bilmek gerekir. İman nimetinden dolayı Allah’a şükretmelidir.

İman kelime anlamı ile tereddütsüz kalpten inanmadır. İslam dinine göre ise Hz. Peygamberin (sav) Allah tarafından getirdiği kesin olan şeylerin hepsine tereddütsüz kalp ile inanıp dil ile ikrar etmektir. İmanda kalp ile tasdik aslî rükün, dil ile ikrar ise zâid bir rükündür. Amel ise imanın gereği ve imanın kemalinin delili olmakla beraber, imanın bir cüz’ü değildir. Ancak imansız amel makbul değildir.
  
Peygamberimiz (sav) kendisine sorulan “iman nedir?” sorusuna “Allah’ın birliğine, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe ve kadere inanmak” olarak tarif etmiştir.  İmanın iki unsuru vardır. Birincisi bilgi/marifet, ikincisi ise irade/kesb unsurudur. Marifet neye niçin inanacağını bilmek, irade/kesb ise iz’an ve kabul için şarttır. İmanda bilgiye dayanan iradeli hürriyet içinde bir tasdik, yani ihtiyar dairesinde bir kesb gerekir. Yalnız marifet ile iman olmaz. Şeytan da Allah’ı bilir ama imanı yoktur. İmanın gereği olan “tasdik” için irade ve ihtiyara dayanan kalp rızası ve teslimiyet şarttır. Ancak tasdikin “Yakîn” ifade etmesi şart değildir. “Zann-ı Galip” denilen avamın taklidî imanı da makbuldür. İman aklî ve naklî delillere dayanır ve yakîn ifade ederse buna “İman-ı tahkîkî” denir. Avamın taklide dayanan imanı da imana muhalif bir bid’aya girmediği ve inancını sarsacak bir şüpheye düşmediği taktirde makbuldür. Ancak “Delil ve istidlale dayanan bir imanı elde etmek farz olduğundan” bunu terk ettiği için günahkar olur.

 
< Önceki   Sonraki >