Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Soru - Cevap arrow Mehdi Ehl-i beyttendir. Bediüzzaman Ehl-i Beytten Midir?
Advertisement
Mehdi Ehl-i beyttendir. Bediüzzaman Ehl-i Beytten Midir? PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Şubat 2008
Yazı Index
Mehdi Ehl-i beyttendir. Bediüzzaman Ehl-i Beytten Midir?
Sayfa 2

Soru:
Ailem Dergisi Mart ayındaki dergisinde üstadımızın babası Mirza efendinin ona MUHAMMET SAİD İSMİNİ VERDİĞİ DOĞRUMU? Bir de üstadımız ehl-i beytten olduğumu bilemiyorum diyor. Ehl-i beytten mi başka kaynaktan hiç araştırdınız mı?

Cevab:
Hz. Mehdi’nin en önemli vasfı, en belirgin özelliği “Allah’ı çok iyi bilmesi, tanıması” ve inanlara “Marifetullah” ve “Tevhit” dersi vermesidir. O tevhit hakikatini tam ispat ettiği için Hıristiyanlar da onun dersi ile teslisten kurtularak tevhide kavuşacaklar ve Risalet-i Ahmediyeyi de tam tasdik edecekleri için Hz. İsa (as) ona tabi olacaktır.

Hz. Mehdi telif ettiği İlham-ı İlahi sonucu olan Kur’an tefsiri “Risale-i Nur” eserleri ile önce itikadı düzeltmekle işe başlar. Çünkü dinin temeli ve esası İmandır. “Erkân-ı İmaniye içinde ‘İman-ı Billâh ve iman-ı bi’l-yevmi’l-âhire’ âlem-i İslamiyetin iki kutbu ve iki güneşidir.”  Mehdi bunları en güzel bir şekilde Kur’andan alarak insanlığa öğretecektir.

Hz. Mehdi imanı birici plana alarak imana dayalı bir içtimâî hayat ve hukuk sistemi ile siyaset-i İslâmiye’nin prensiplerini ortaya koyar. Kur’an ve Sünnetten alıp ortaya koyduğu bu ölçülerle onun takipçileri ve talebeleri kendisinden sonra bunları hayata geçirme fırsatı bulacaklardır. Böylece “İman, Hayat ve Şeriat” denilen ve Mehdi-i Ahirzamana ait olan tüm vazifeler “Mehdi-i Âli Resûlün temsil ettiği kutsî cemaatin şahs-ı mânevisi”  tarafından yapılır. Mehdinin ordusu Risale-i Nurdan tam dersini alan, sünnet-i seniyeyi ihya eden, Süfyan’ın tahribatçı rejim-i bid’akaranesini tamir eden Risale-i Nur Talebeleri olacaktır.

Mehdinin hâkimiyeti beklenenin aksine manevi olacaktır. Bu da imanın, doğruluğun, adaletin ve hürriyetin hâkimiyeti şeklinde olup kalplar ve gönüller üzerinde olacaktır. Bu hâkimiyet peygamberimiz (sav) in manevi hâkimiyetinin daha geniş şekilde hükmetmesi şeklinde olacaktır. Peygamberimiz (sav) buna işareten “Yeryüzüne iki müşrik, iki mü’min dört kişi hâkim olmuştur. Müşrikler Nemrut ve Buht-ı Nasr, mü’minler Zülkarneyen ve Süleyman (as) dır. Beşinci olarak neslimden gelecek olan Mehdi yeryüzüne hâkim olacaktır ” buyurmuşlardır.

 Yüce Allah, Kur’an-ı Azimüşşan’ın verdiği tevhit dersini onun ile izah edip, İslam dininin hakkaniyetini onun ile gösterecek ve Muhammed (as)ın Risaletini onun ile tamamlayacaktır. Bunun için peygamberimiz (sav) “Dünyanın ömrü bir gün bile kamış olsa yüce Allah o günü uzatır, ehl-i beytimden Mehdiyi gönderir de zulüm ve cevr ile dolu olan yeryüzünü adalet ile doldurur”  buyurmuşlardır.

Her şeyin bir sonu vardır. Her şeyin sonu onun en mükemmelidir.  Velâyetin sonu da Mehdinin velâyetidir.  Ondan sonra kıyamet kopacaktır. Bir başka veli gelmeyecektir. Bunun için Bediüzzaman kendisinden sonra herhangi bir velinin geleceğini haber vermemiş ve insanların nazarlarını Kur’ana ve telif ettiği Kur’an tefsiri “Risâle-i Nur Külliyâtı”na çevirmiştir. “Zaman camaat zamanıdır. Bundan sonra cemaatın şahs-ı manevîsi hükmedecektir. Zaman ferdiyet zamanı değildir. Baki hakikatler fani ve çürütülebilir şahsiyetlere bina edilmez.  Bu zamanda ancak “Risale-i Nur” “Ferdiyet” makamını temsil eder”  şeklinde ifadelerle talebelerine ders vermiştir.

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki Mehdilik görevi, yani insanlara hak ve hakikat dersi vermek, şüphelerini gidermek,  imanını tahkiki yapmak “Risale-i Nur”u okumak ile olacaktır.  O her yere girer ve dersini hiçbir tesir altında kalmadan verir. Nur talebelerinin de en önemli görevi onu neşr etmektir; okunmasını ve yayılmasını sağlamaktır. Onun neşri için çalışan “Risale-i Nur Talebesi” unvanını alır.

Bunun için Bediüzzaman “Asırlardır beklenilen ve muntazır kalınan zat, Risale-i Nur imiş.. ” hükmünü verir.
 
Ancak siyasi, ticari ve dünyevi çıkar peşinde koşanlar ve Mehdinin gelmesi ile çeşitli beklentiler içinde olanlar elbette bu izahları kabul etmeyeceklerdir. Çeşitli şahısları öne sürerek onun ile çıkarlarını takip etmekten geri durmayacaklardır. Ehli dalalet ve İslam düşmanları da bunlardan istifade ile kendi siyasetlerine alet etmeye çalışacaklardır. Bu babda İslam dünyasında pek çok fitneler çıkarılmış ve hepsi de neticesiz kalmıştır. Müslümanlara da hiçbir fayda sağlamamış bilakis pek çok zulüm ve haksızlığa kaynak teşkil etmiştir. Bunun için rivayetlerde “Mehdiye, ‘Sen Mehdisin’ denilince kabul etmeyecektir” denilmiştir.

Bediüzzaman bu prensibe azami derece uymuş ve Mehdilik iddiasını kabul etmemiştir; ancak ret de etmeyerek, Mehdiye ait vazifeleri Risale-i Nur Eserlerinin yapacağını ifade etmiştir. Bu babda mehdinin halife olacağı hadisini de “Hz. Hasan (ra) ın altı aylık hilâfetini Risale-i Nur Celcelutiye ve Cevşenü’l-Kebir’den aldığı feyizle hilâfetin en kuvvetli ve en ehemmiyetli vazifesi olan ‘Neşr-i Hakaık-ı İmaniyeyi yaparak tam bir beşinci halife olmuştur”  şeklinde izah eder.

Bediüzzaman kendisinin Mehdi olduğunu Risale-i Nur eserlerinde açıkça söylemez ancak Risale-i Nur talebelerinin Mehdi’nin talebeleri olduğunu açıkça ifade eder ve şöyle der: “1284 (1877) de Avrupa kâfirleri Rusları tahrik ederek meşhur 93 harbini netice verdirdiler. O zaman Mevlâna Halid’in şakirtleri o zulümâtı dağıtır. Ondan yüz sene sonra (1977) zulümatı dağıtacak olanlar Mehdinin talebeleri olacaktır”  der.

Risale-i Nur Külliyatı gibi mükemmel bir tefsir-i Kur’anın müellifi olan ve bunu da kendi ilmi ve düşüncesi ile değil, “İlham-ı Rabbani” ile yazdığını ifade eden Bediüzzaman gibi bir dâhinin ehl-i beytten olması akıldan uzak değildir.

Ahir zamanın en dehşetli zamanında imana ve Kur’ana hizmet edecek böyle mükemmel bir zatın peygamberimizin hangi torunundan geleceği, Hasenî mi, yoksa Hüseynî mi olacağı İslam âlimleri arasında tartışma konusu olmuştur.  Bediüzzaman talebeleri ile yaptığı özel sohbetlerinde kendisinin anne tarafından Hasenî ve baba tarafından Hüseynî olduğunu müteaddit defa ifade etmiştir.   Böylece son müceddit ve mehdi olduğunu nesep yönünden ispat ettiği gibi, Mehdinin Hasenî mi, yoksa Hüseynî mi olduğu tartışmalarını da bitirmiştir.

“Mehdi İsa (as) dır ve İsa’dan başka Mehdi yoktur” şeklinde bir hadisi bir kısım Hanefi uleması rivayet etmişlerdir. Bunun izahını yapan İslam bilginleri Mehdi-i Ahirzamanın mutlaka Hz. İsa (as) ile görüşeceğini ve onunla istişare edeceğini şeklinde yorumlamışlardır. Allame Taftazani, “Şerhu’l-Akaid”de bu rivayeti kabul etmez ve “Bu rivayet mütevatir olan Mehdi ile ilgili hadislere zıttır, ravisi de zayıftır” der. İslam bilginleri Hz. İsa (as) ın gelerek Mehdiye uyacağını, böylece Hrıstiyanlığın son zamanda hurafelerden ve tahrifattan sıyrılarak İslam’a teslim olacağını peygamberimizin haber verdiğini ifade ederler. Bediüzzaman yukarıdaki rivayeti izah ederken, “bu rivayet Şiilerin yanlış anlayışlarına cevap mahiyetinde, yani ‘Mehdi gizlendi, ahir zamanda gizlendiği yerden çıkacak’ iddiasını içeren “Mehdi-i Muntazar” akidesinin çürütülmesi için bir kısım Hanefi ulemasının böyle söylediğini ifade eder. Mehdinin gelmesinin ise ümmetçe kabul edilmiş bir gerçek olduğunu söyler.  Tatlı bir üslup ile bunu izah eder.

 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ