Yazılarım
Soru - Cevap
Melekler İradeleri İle Mi Hareket Ederler, Yoksa İbadetleri Mecburiyetle midir? | Melekler İradeleri İle Mi Hareket Ederler, Yoksa İbadetleri Mecburiyetle midir? |
|
|
|
| Pazartesi, 11 Şubat 2008 | |
|
Soru:
Hz. Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil (as) gibi büyük melekler Cenab-ı Hakk'ın re'sen görevlendirmesi ile mi, yoksa Allah tarafından tabi tutuldukları bir imtihan sonucunda hak ederek mi makamlarını ya da görev alanlarını kazanmışlardır? Cevap: Meleklere iman gaybidir. Gayb, hislerle veya akılla bilinmeyen, görülmeyen şeydir. Mü’min gayb âlemine inanmakla yükümlüdür. Allah’ın ve Resulünün bildirdikleri ister zahiri, isterse gaybi olsun mü’min ona inanandır. Gaybe iman büyük bir imtihandır. Çünkü insanlar gördüklerini inkâr edemezler. İman Gaybe olursa makbul ve mütekâmil iman olur. İmtihanın gereği akla kapı açar, ihtiyarı elden almaz. Mü’min, sadece Allah’ın ve Resulünün haber vermesiyle onlara inanır ve teslim olur. Mü’minlere düşen ‘dinledik ve itaat ettik’ demektir. Allah yaratıcıdır ve bunu asla kimse sınırlayamaz. Topraktan bitkileri, hayvanları ve insanı yarattığı gibi, sudan balıkları ve denizde yaşayan milyonlarca türleri yaratmıştır. Aynı şekilde ateşten ve elektrikten cinleri ve nurdan melekleri yaratmıştır. Ayrıca havadan, sesten karanlıktan ve daha bilemediğimiz her cins madde ve madde ötesi şeylerden yarattığı milyarlarca türler ve neviler ve onların trilyonlarca efratları vardır. Bizler ancak bizimle ilgili olan ve bizleri alakadar eden ve sorumlu olduğumuz şeylere inanmak ile mükellefiz. İnsan aklının bilinmeyen âlemleri idrak edememesi, onların mevcudiyetinin inkârını gerektirmez. Bu konuda mü’mine düşen; işi, akıl kuvvetinin üstündeki kudrete bırakmasıdır. Mü’min, öğrenmek istediklerini Âlim ve Habir olan, görüneni ve görünmeyeni, gizli ve aşikârı bilen Allah’tan ve O’nun Rasülünden öğrenmesi lazımdır. Melekler de diğer varlıklar gibi Allah’ın “İlim-İrade ve Kudretinin” eseridir. Diğer varlıklar gibi akıllı şuurlu ve ruhlu varlıklardır. İnsanlarda bulunan akıl, irade, ilim ve kudret onlarda mevcuttur. Ancak meleklerde nefis olmadığı için nefsanî olan şeylerden uzaktırlar. Allah’a itaat içindedirler, asla isyanı düşünemezler ve verilen görevleri en mükemmel şekilde yaparlar. Meleklerin Allah’a itaati ihtiyaridir. Gayr-ı irâdî değildir. Meleklerin bedenleri nurdandır. Ayrıca akıl, irade ve duygularla donatılmış ruhları vardır. Üreyerek çoğalmazlar, bunun için erkeklik ve dişilikleri yoktur. Allah’ın dilemesi ile en mütekâmil bir surette yaratılırlar. İnsana ve maddi varlıklara has olan yemek yeme, uyuma, yorulma gibi insani hallerden uzaktırlar. Onların gıdaları Allah’ın emrine itaat ederek tesbih, tekbir, tahmid ve tehlil ile Allah’ı zikretmek ve verilen görevi aşk ve şevkle yapmaktır. Manevi varlıklar oldukları için maneviyat onların gıdalarıdır. Bundan uzaklaşınca yaşayamazlar. Bunun için onlar hakkında isyan düşünülemez. Melekler nurani oldukları için maneviyattan haz alırlar. Güzel kokulardan, güzel sözlerden, Kur’an dinlemekten, ilimle uğraşılan yerlerde bulunmaktan hoşlanırlar. Melekler çok hızlı hareket edebilirler. Verilen vazife ne kadar ağır olursa olsun, o vazifeyi yapabilecek güçtedirler. Melekler gaybı bilmezler. Sadece Allah’ın kendilerine bildirdiği kadarını bilirler. Gaybı yalnızca Allah bilir. Melekler her ne kadar asla günah işlemezlerse de itaat ve ibadetleri kendi ihtiyarları ile olduğu için aralarında mertebelerin olması akla uygundur. Her ne kadar imtihana tabi değillerse de Allah’tan son derece korkarlar. Çünkü önlerinde imtihana tabi olanların elim akıbetleri vardır. Peygamberimiz (sav) bir gün Cebrail’e (as) sordu: “Ben Mikâili hiç gülerken görmedim. Sebebi nedir?” Cebrail (as) cevap verdi: “Cehennem yaratıldı yaratılalı Mikail (as) asla gülmedi.” Peygamberimiz sordu: “Sizde de cehenneme girme korkusu var mıdır?” Cevap verdi: “Şeytanın önünde örnek yoktu. Ama bizim önümüzde Allah’ın öfkesini gösteren bir örnek vardır. Bundan dolayı tüm melekler Allah’a gereği gibi itaat edememenin ezikliğini ve itaatte kusurlu olmanın korkusu vardır.” Bu hadis gösteriyor ki Allah korkusu sadece isyanın sonucu olan azap korkusu değildir. Bilakis asıl korku, gereği gibi itaat edememenin ve verilen görevi layıkı ile yapamamanın korkusudur. İtaatte sınır yoktur. İnsanlar da itaatteki derecelerine göre makam ve mertebe kazanırlar. Zaten mertebenin sonsuzluğu buradan kaynaklanmaktadır. Herkes aynı performansı gösteremez. Gösteren diğerinden üstün olur. Şurası da bir gerçektir ki padişahtan en çok vezirleri korkar. Çünkü onlar padişahın öfkesini de bilirler, merhamet ve ihsanını da. Ama bir bedevinin bunu anlaması imkânsızdır. Yüce Allah Âdem’i yaratacağı zaman hikmeti gereği yeryüzünden toprak getirmek üzere meleklerinden Cebrail (as) ve Mikail’i (as) gönderdi. Toprak, itaatsizlik ile cehenneme gidecek olan bir bedende bulunmamak için her iki meleği de ikna etti. Elleri boş döndüler. Azrail (as) ise toprağın yalvarışlarına merhamet etmeden bir avuç kaptı ve Allah’ın huzuruna getirdi. Yüce Allah “Neden merhamet etmedin?” buyurunca Azrail (as) “Senin emrin merhamet duyguların üzerindedir” buyurdu. Yüce Allah “O zaman seni insanların ruhlarını almaya memur ettim” buyurdu. Azrail (as) “İnsanlar benden nefret eder” diyince “Ben seninle insanlar arasına musibet ve sebepler perdesini koyacağım. Onların nefretleri bu sebepleri aşarak sana ulaşmaz” buyurdu. Bu rivayet meleklerin çeşitli şekillerde denendiğini ve ona göre görevlendirildiğini göstermek için yeterlidir. Meleklerin hür iradeleri ile Allah’a itaat ettiklerinin en bariz delili, Bakara suresinde geçmekte olan Yüce Allah “Ben Âdem’i yaratacağım” dediği zaman meleklerin şeytanın telkini ile “Neden günah işleyecek, kan dökecek ve yeryüzünde fesat çıkaracak insanı yaratıyorsun. Biz şanını yüceltmek ve ibadet için yeterli değil miyiz?” diye itiraz etmeleri göstermektedir. Demek melekler bulundukları makamları hak ederek kazanmışlardır. Adalet ve hikmetin gereği de budur. Yaratılışta herkes eşittir. Bu yaratılış Allah’ın dilemesi iledir; ama makam ve mertebe kazanmak yaratılanların itaat ve ibadetleri ile, bu ibadet ve itaatlerindeki samimiyeti ve gayreti ile doğru orantılıdır. Herkesin imtihanı bulunduğu hal üzeredir. Bulunduğu hali ise tercihi, gayreti ve samimiyeti ile doğru orantılıdır. İrade sahibi tüm varlıkların durumu böyle olmak iktiza eder. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|