Yazılarım
Soru - Cevap
On beş yaşından önce ölen çocukların durumu nedir? | On beş yaşından önce ölen çocukların durumu nedir? |
|
|
|
| Çarşamba, 20 Şubat 2008 | |
|
Soru:
On beş yaşından önce ölen çocukların durumu nedir? Cevap: Teklif yaşı buluğ ile başlar. Buluğ çağı ise iklime ve çocuğun gelişimine göre değişir. Bu da dokuz ile on beş yaş arasıdır. Ancak İslam bilginleri herhangi bir çocuğun on beş yaşını geçtiği halde erkeklerde ihtilam olma, kızlarda ise kan görme gibi buluğ şartları tahakkuk etmese dahi temyiz yaşı olarak kabul eder ve teklife muhatap ile sorumluluk sahibi olarak kabul ederler. Buluğ öncesi çocuk mükellef olmadığı için günahkâr sayılmaz ve kimin çocuğu olursa olsun, ister putperest, ister ehl-i kitap ve ister Müslüman çocuğu cennetliktir. Ancak Müslüman çocuğu buluğ öncesi de namaz ve oruç gibi ibadetleri farz olduğu için değil nafile nevinden yapmakta ise ve Kur’an okuyup sünnet-i peygamberiye ittiba ediyor ise ölünce cennette çocuk olarak kalmaz 33 yaşında büyükler ile beraber cennetin tüm nimetlerinden istifade eder. Böylece imanının ve ibadetinin mükâfatını görür. Dolayısıyla zalimlerin zulmüne maruz kalan Yahudi ve Hıristiyan çocuklarının öldüğü zaman cennetlik olmaları hususu Bediüzzaman’ın görüşü değil İslam’ın bir hakikatidir. Bediüzzaman II. Dünya Savaşında kışın şiddeti içinde sürgüne ve ölüme mahkûm olan Avrupa ve Rusya’daki çoluk çocuğun durumları ile alakalı bu hakikati şöyle dile getirmiştir: “O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim bir kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felaketten vefat eden ve perişan olanlar eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun, şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi, büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.” Bu husus, Bir olan yüce Allah’ın merhametinin gereğidir. Yüce Allah Rahimiyetini ve Rahmaniyetini böyle göstereceğini peygamberi ile insanlara duyurmuştur. Bunda tevhide aykırı bir durum söz konusu değil; bilakis Tevhidin iktizasıdır. İslam bilginleri Kur’an ve iman hakikatlerini insanlara anlatırlar, kendi görüşlerini anlatmazlar. Kur’an ve Sünnetten kaynaklanmayan hiçbir görüş dini sayılmaz ve din, bilginlerin görüşleri ile oluşmaz. Dolayısıyla yukarıda anlatılan husus Bediüzzaman’ın görüşü değildir. İslam ve Kur’anın hakikatidir. Bediüzzaman’ın bu hususta bir görüşü yoktur. Bu İslam’ın bir gerçeğidir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|