Yazılarım
Soru - Cevap
Peygamberimizin SAV 12 Yaşında Hz. Aişe İle Evlemesinin Hikmeti Nedir? | Peygamberimizin SAV 12 Yaşında Hz. Aişe İle Evlemesinin Hikmeti Nedir? |
|
|
|
| Çarşamba, 06 Şubat 2008 | |||||
Sayfa 1 Toplam: 3 Soru: Peygamberimizin (asv) 12 yaşındaki Hz. Ayşe(ra) ile evlenmesindeki hikmetler nelerdir? Cevap: Peygamberimizin (sav) Hz. Aişe ile evlenmesi yüce Allah’ın peygamberimize (sav) hususi emri iledir. Cebrail (as) Hz. Hatice’nin (ra) vefatından sonra peygamberimize (sav) Hz. Aişe’nin resmini göstermiş ve “Allah bunun ile evlenmeni istemiştir” buyurmuştur. Bu evliliğin hikmetini anlamak için Hz. Aişe’nin (ra) hayatını ve şahsiyetini bilmek gerekir. Peygamberimize (sav) ilk iman eden onun en sadık sahabesi Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızıdır. Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme'de doğdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir İbn Umeyr'dir. Hz. Âişe’nin (ra) doğduğu zaman babası ve annesi Müslüman olmuşlardı. O Allah’ın ayetlerinin okunduğu, yalnız Allah’a ibadet edildiği ve bunun için çok büyük çile ve ızdırapların çekildiği bir zamanda çocukluğunu böyle bir ortamda geçirdi. Resulullahın, zevcesi Hatîcetü'l-Kübra vefat ettiği zaman Hz. Aişe dokuz yaşında idi. Arabistan’ın sıcak ikliminde kızlar yedi-sekiz yaşlarında ergenlik dönemine giriyorlardı. Osman bin Maz'un'un hanımı Havle binti Hâkim, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âişe ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e giderek kızı Âişe'yi istedi. Hz. Âişe'nin o zaman dokuz veya on bir yaşında olduğu rivayet edilmektedir. Peygamberimiz (sav) bu işe pek razı olmadı. Ne de olsa aralarında büyük bir yaş farkı vardı. Peygamberimiz (sav) o zaman 53 yaşında bulunuyordu. Ancak Âişe validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz. Cebrail Âişe'nin resmini ipek bir hırka içinde Resulullah'a getirmiş ve “Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir” demişti. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) Allah’ın hikmetine ve rızasına uygun olduğu için evlenmeyi kabul etti. Böylece Hz. Âişe'nin Resulullah'a nişanlanması Hicret'ten bir veya iki sene önce oldu. Evlenmesi ise hicretin birinci senesinde Şevval ayında olmuştur. Evlendiği zaman Hz. Aişe (ra) 12 yaşında, peygamberimiz (sav) de 55 yaşında bulunuyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bakire olarak nikâhladıkları tek zevcesi validemiz Hz. Âişe'dir. Resulullah onu çok sevmiş ve ona ‘Hümeyra’ lâkabını vermiş ve: “Dininizin yarısını bu Hümeyra'dan alınız” buyurmuşlardır. Hazret-i Âişe, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katıldı ve diğer sahâbe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat meşgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yiyecek taşıyarak yardım için Peygamber Efendimizin hep yanında kalmıştı. Hatta, peygamberimizin Uhud'da müşriklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı. Hz. Âişe bir ara Uhud'da kılıçla cepheye gitmek istemişse de, Resulullah buna müsaade etmemiştir. Âişe 15-16 yaşlarında iken Benu Mustalik (Müreysi') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüşü ihtiyaç için geride kalması yüzünden iftiraya uğradı; savaşa ganimet için katılan münafıklar Hz. Âişe'nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardından yanında sahabelerden Safvan ile birlikte geldiğini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir şekilde yorumladılar. Yolda bu dedikodulara bazı müslümanlar da karışınca Hz. Âişe çok üzüldü; Medine'ye gelince hastalandı, iftira, dedikodu etrafa yayılmıştı. Rasûlullah'tan izin isteyerek babası Ebû Bekir'in evine gitti. Orada bir müddet kaldı; sabırla bekledi. Bu arada Rasûlullah diğer hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âişe'nin durumunun ne olabileceğini sordu. Hepsi de Hz. Âişe'nin temiz ve suçsuz olduğunu söylediler; “Peygamberini fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, size böyle bir şeyi revâ görmez, sabreyleyin” dediler. Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danışmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekir'in evine uğradı. Hz. Âişe'yi, anne, babası ve sahabeden bir hanımla ağlar buldu: “Ya Âişe, senin için bana şöyle şöyle söylediler. Eğer sen, dedikleri gibi değilsen; Allah'u Teâlâ yakında senin doğruluğunu tasdik eder. Eğer bir günah işlediysen, tövbe ve istiğfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesini işitince ağlamayı kesen Hz. Âişe babasına bakıp cevap vermesini istedi. Hz. Ebû Bekir ve Âişe'nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece şaşırdıklarını söylediler. Hz. Âişe ise: “Allah'u Teâlâ'ya yemin ederim ki kulağınıza gelen lâfların hepsi yalandır, iftiradır, Allah biliyor ki benim bir şeyden haberim yoktur. Yapmadığım bir şeye evet dediğimde kendime iftira etmiş olurum. Sabretmek iyidir. Onların söylediği şey için Allah'u Teâlâ'dan yardım bekliyorum” dedi. Günahsız olduğundan, kalbinin temizliği ile ve kendinden emin olarak bekledi. Bu sırada Hz. Peygamberin (sav) yüzünde vahiy alâmetleri belirdi. Hz. Ebû Bekir, Resulullah'ın başının altına bir yastık koyup üzerine çarsaf örterek beklediler. Vahiy tamamlanınca Resulullah terlemiş yüzünü örtünün altından kaldırarak: “Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allah'u Teâlâ seni temize çıkardı. Senin pak olduğuna şahit oldu” buyurarak Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu. Hz. Ebû Bekir hemen kalkıp kızı Âişe'yi başından öptü, “Kalk, Resulullah'a teşekkür et” dedi. Kendisi için ayet ineceğini aklından geçirmeyen Âişe şaşkınlık içinde: “Hayır kalkmam baba vallahi kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan başkasına şükretmem. Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti” dedi. Ama, çok sevindi. İftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular. |
|||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|