Soru - Cevap
Şahs-ı Manevi bir Yanılgı mıdır? | Şahs-ı Manevi bir Yanılgı mıdır? |
|
|
|
| Pazartesi, 22 Haziran 2009 | |
Soru: “Şahs-ı Manevi Yanılgısı” diyerek bir “Zât-ı Nurani” beklentisi içinde olanlara ne demeliyiz?Cevap: Bediüzzaman Said Nursi bir şahıstır ve hayatını okuyanlar bilirler ki bu bir “zat-ı nurandir.” Adı Bediüzzaman Said Nursi, Nurs’ta Nuriye’den doğmuş ve hocalarından birisi Seyyid Nur Muhammed’dir. (Tarihçe-i Hayat, 2006, s.54) Kur’an tefsirinin adı “Risale-i Nur” eserleridir. Hizmeti “Nur Hizmetidir” ve buna “Nurculuk” denmektedir. Bundan daha mükemmel ve her yönü ile “Nurani” olan bir zat var mıdır? Sonra Bediüzzaman diyor: “Risale-i Nur’un kaynağı Nur ayeti ve kullandığı en önemli örnekleri “Nuraniyet Sırrı” ve “Nur” misalidir. Bütün bunlar Said Nursi’nin Yüce Allah’ın “Nur” ismine en azam mertebede ayine olduğunu gösterir. Bunların tümü “Zât-ı Nurani”yi tefsir eder ve açıklar. Bediüzzaman’ın telif ettiği Kur’an tefsirini okuyanlar bir cemaat teşkil etmiştir. Bunlara “Nur Cemaati” denir. Cemaat nedir? Bir şahıs olmadığına ve tüzel bir kişilik olduğuna göre “Şahs-i Manevi”dir. Mehdinin görevinin cemaatinin yapacağı Bediüzzaman pek çok yerlerde bahseder. Şöyle buyurur: “Mehdi-i Âl-i Resulün temsil ettiği kutsi cemaatinin şahs-ı mânevisinin üç vazifesi var.” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.455) Şimdi burada Bediüzzaman açıkça Mehdinin üç vazifesini cemaati ve seyyidler cemaati yapacak demektedir. Bu açık ve nettir. Şimdi ne demek yanılgı? Bu gerçeği görmemek yanılgı değil körlüktür. Asıl yanılgı içinde olan ve gerçekten “Bakar kör” olanların kim olduğu görülmelidir. “Şahs-ı Maneviyi tanımamak” en büyük yanılgı ve körlüktür. Soru: Peki “Şahs-ı manevi” nedir? Cevap: “Şahs-ı manevi” “tüzel kişilik” anlamına gelen bir deyimdir. Soyut bir kavramdır. Ancak somut ve maddi temele dayanan bir yapısı vardır. “Müteaddit eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı manevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet imtizaç edip ittihat şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı manevîsi, bir nevi ruh-u manevîsi olacaktır.” (Bediüzzaman, Sözler, 2004 s.269) İnsan milyarlarca maddi hücrelerden ve yüzlerce organdan oluşan bir şahs-ı müttehittir. Bunun için o maddi kalıbın bir ruhu ve o ruhtan oluşan manevi bir mahiyeti olan insanlığı vardır. İnsanlık kavramı da insanlardan oluşan bir şahs-ı manevidir. Bu durumda “devlet bir şahs-ı manevidir” yani tüzel kişiliktir. Devletin kurumları da öyle.. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Peygamberimiz (sav) getirdiği dinin mümessili olmakla İslam dinin şahs-ı manevisinin oluşmasını sağlamıştır. Bediüzzaman peygamberimizin şahsiyet-i maneviyesini şöyle tasvir etmektedir. “Evet, o bürhanın şahs-ı manevisine bak: Sath-ı arz bir mescit, Mekke bir mihrap, Medine bir minber; o bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz (sav) bütün ehl-i imana imam, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid, bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzakiri..” (Sözler, 370-371) Böylece İslamiyet bir şahs-ı manevi teşkil ederken peygamberimizi (sav) de onun temsilcisi olmaktadır. Peygamberimiz (sav) kendisine nübüvvetin verilmesi ile İslamiyet şahs-ı manevisinin teşekkülü için Kur’anın nüzülü ile tamamlanan 23 sene en çetin şartlarda mücadele etti. Kur’anın nüzulü ile vazifesi bittiğinden izn-i ilahi ile dar-ı bekaya göçtü. Peygamberimizden sonra şanlı sahabeleri İslamiyet şahs-ı manevisinin tevessüü için çalıştılar. O yüce şahs-ı manevi-i İslamiyet üç kıtaya hâkim oldu. Onunla pek çok milletler hidayete erdiler. Aynı şekilde ahir zamanda gelecek olan Mehdi de “İman Hakikatleriniz izahı ve ispatı sadedinde eserlerini telif ederek “İman ve Kur’an” hizmetini talebelerinden ibaret olan “şahs-ı manevisine” bırakarak mehdiyet vazifesini ifa etmiş olacaktır. Onun vefatından sonra “Risale-i Nur” talebeliğine kesb-i istihkak edenlerin oluşturduğu bir şahs-ı manevi tarafından tüm dünyada iman ve Kur’an hizmeti yapılacak ve İslamiyet’in manevi hâkimiyetine hizmet edeceklerdir. Cemaat, cemiyet ve komitenin her yerde hükmettiği, her nevi işlerin ekipler ve takımlar ile yapılmaya çalışıldığı günümüzde, bir şahsın her şeyi yapacağı ve ona bağlanmak ile kurtuluşa ulaşılacağı gibi yanlış düşüncelere kapılanların “Şahs-ı manevi aldatmacası” gibi beylik deyim ve ifadelerle gerçekleri saptırmaya çalışmasının gerçeği asla değiştiremeyeceği bir gerçektir. “Mehdi ve Deccal gibi şahısların teşkil ettiği şahs-ı manevilerinin ve temsil ettikleri cemaatlerin yaptıkları âsâr-ı azimeyi o şahsın zatlarından tasavvur ederek öyle tefsir etmek” (Sözler, 550-551) gerçekleri gizlemek, saptırmak ve anlamamaktır. Bediüzzaman şahs-ı maneviden “Hz. Mehdinin cemiyet-i Nuraniyesi Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bad’akaranesini tamir edecek, sünnet-i seniyyeyi ihya edecek” (Mektubat, 2004, s. 747) buyurarak açıkça bahsetmektedir. Bunlara “Hz. Mehdinin şakirtleri” (Şualar, 2005, s.1103) adını da vermektedir. Sonuç olarak “Şahs-ı Mânevi” bir inançtan ve fikirden etkilenen ve onu savunanların tümünün teşkil ettiği manevi, aynı davaya gönül verenlerin oluşturduğu görünmeyen geniş bir kitle ve cemaattir. Bunların umumunun teşkil ettiği manevi bir şahsiyettir. Risale-i Nurun şahs-ı mânevisi demek, risale-i nurun hakikatlerinden etkilenerek savunduğu fikir ve inancı kabul edip savunanların tümünün meydana getirdiği manevi bir hava ve iklimdir. Şahs-ı Manevinin anlaşılmamasının sebebi “eski zamanda bu zaman gibi cemaatin ve cemiyetin şahs-ı mânevisi inkişaf etmediğinden ve fikr-i infirâdî galip olduğundan, cemaatin sıfat-ı azimesi ve büyük harekâtı, o cemaatin başında bulunan şahıslara verildiği cihetle o şahılar harika ve külli sıfatlara layık görülmeye çalışıldığı için” vakıa mutabık izahları yapılamamaktadır. (Şualar, 908) Etiketler: Şahs-ı Mânevi Nurani Zat Nurculuk Risale-i Nur Nur Cemaati Mehdi-i Âl-i Resul |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|