|
Çarşamba, 29 Eylül 2010 |
M. Ali KAYA
Giriş:
Günümüzde pek çok tarikat ve cemaat vardır. Hepsinin de amacı dine hizmet etmek ve İslam ahlakını hayata geçirmektir. Ancak bunda ne derece başarılı oldukları ise tartışılabilir. Tarikatlar yasal olarak yasaklandığı için illegal olarak faaliyetlerini sürdürmekte iken Vakıf Kanunundan yararlanarak pek çokları “Vakıf” kurarak faaliyetlerini legal hale getirmişler ve kendilerini STK olarak nitelemektedirler. Vakıfların amaçlarına uygun faaliyetlere başlamışlardır. Vakıflar halkın bağışları ile ayakta kalıp amaçlarını gerçekleştirirler. Bu nedenle gerek vakıflar, gerekse ce  maatler milletin yardımı, ianesi, zekâtı, kurbanı, kurban derisi, sadakaları ile büyük gelirler elde etmeye başladılar. Bu gelirlerinin azını öğrencilere ve fakirlere burs ve yardım olarak verirken büyük bir kısmını bina, arsa, tefrişata ayırmakta ve kendi amaçlarına göre ölü yatırımlara harcamaktadırlar.
Eskiden tarikat şeyhleri mütevazı dergâh ve zaviyelerinde kendilerine gelen yardım ve zekâtları doğrudan fakir ve muhtaçlara ulaştırarak yerinde kullanırken günümüzde ölü yatırımlara yönlendirerek büyük bir servet birikimine sebep olmaktadır. Malın ve mülkün olduğu yerde ihlâs ve samimiyet ortadan kalkar. Mala değer verildiği bir yerde Allah için hizmet ve ibadet ortadan kalkar. İşler ve hizmetler liyakate değil, mala ve mülke sahip olmaya odaklanır. Bu sebepledir ki şeyh ölünce onun yerine liyakatli olan ve hizmet eden değil, mala sahip olması gereken geçecektir. Son zamanlarda tarikat liderliğinin babadan oğula ve kardeşlere geçmesinin sebebi budur.
Etiketler: Cemaatler Tarikatler Üretim Tarikat Şeyh Loncalar Ahi Teşkilatı Fütüvvet Sekülerizm Küreselleşme Hedonizm Vakıf Seküler Kültür |
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazar, 19 Eylül 2010 |
M. Ali KAYA
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Sünuhat” isimli eserinde Kur’an denizinde bazı prensipleri çıkararak ehl-i imana ders vermektedir. Kur’ânın ayetlerinden çıkan prensiplerin ferde, cemaate, nev’e ve mesleğe şamil olduğuna dikkati çekmekte ve örnekler vermektedir. “ Lakayd Emevilik nihayet Sünnet Cemaate, salâbetli Alevilik nihayet Rafızîliğe dayandı” (Sünûhat, 1996, s. 38) prensibi de bunlardan birisidir. Aynı ölçü “Savad-ı Azam” ölçüsü olarak da ifade edilmiştir. “Sevad-ı a’zama ittiba’ edilmeli!.. Lakayd Emevîlik en niha¬yet Sünnet Cemaate; ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihayet Râfızîliğe dayandı” (Mektubat, 2004, s. 805) ifadeleri ile yinelenmektedir.
Zamanla salâbetin ifratla dalalete, lakaytlığın da istikamete yönelebileceği ve başlangıçtaki durumunu değiştireceği bu örnekle ifade edildiği gibi devamında da “zalime karşı miskinliği esas tutan Hristiyanlığın sonunda celadete ve cebbarlığa, zalime karşı cihadı esas alan İslamiyetin de nihayet miskinlikte karar kılmasını” da dikkate sunmaktadır. Bediüzzaman bu ifadelerinde olması gerekeni değil, olmaması gerekeni ders vermekte ve sosyolojik bir tahlilde bulunmaktadır. Ama ne var ki yüce Allah “diriden ölüyü, ölüden diriyi çıkarmaya kadirdir” (Al-i İmran, 3:27; En’am, 6:95; Yunus, 10:31) ayetinin sosyal ve siyasi hayata yansıyan bir yönü de budur. Allah her şeye kadirdir. Etiketler: Alevilik Emevilik Lakayt Emevilik Salabetli Alevilik Savad-ı Azam Ehl-i Sünnet Şia Şiayı Ula Hz. Ali Muaviye Yezid Kerbela Ehl-i Beyt |
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 21 Temmuz 2010 |
M. Ali KAYA
Sosyolog İbn-i Haldun “ Zevk ve safaya dalmak, devletin ve saltanatın tabiatındandır. Eğlence ve zevk-u sefa ile devletin idealini yitirmesi de yıkılışının başlıca sebeplerindendir" diyerek devletlerin yıkımı ile ilgili tespitlerini yapar. Osmanlının yıkılışı da bu tespiti doğrular mahiyettedir. Osmanlı devletinin gerilemesinin farkına vararak ıslahat çalışmalarına başlaması ve arka arkaya gelen mağlubiyetlerden, zaferlere dönüştürecek çareleri aramaya başlaması Sultan III. Selim’den itibarendir. Dini salâbet zayıflamış, İslam ahlakı bozulmuştu. Askeri disiplin ve itaat bozulmuş, mağlubiyetler başlamıştı. Hazine boşalmış, gelirler azalmıştı. Kapitülasyonlar Osmanlı ticari hayatını etkiliyordu. 1784’deki Fransız İhtilali Milliyetçilik ve Hürriyetçilik hareketleri ile dünyayı etkiliyordu.
III. Sultan Selim (1761-1807) 28. Osmanlı sultanıdır. 28 yaşında tahta çıktı. Tahta çıktığı 1789 tarihinde Fransız İhtilali oldu. Yeni Çağ bitti, Yakın Çağ başladı. Milliyetlerin hürriyet hareketi başladı. Aynı sene Amerika’da George Washington başkanlığa seçildi. III. Sultan Selim’in vatanı kurtarmak için yol aradığı günlerdi. Rus harbi mağlubiyetle neticelenmişti. Bir gün III. Selim, devrinin değerli âlimlerinden Tatarcık Abdullah Efendiyle dertleşirken, O mümtaz alim şöyle cevap verdi: “Gam çekmeyin Sultanım! Her gurup bir tulûun başlangıcıdır. Bugün olmazsa da en çok muhtaç olduğumuz bir zamanda elbette Bediüzzamanlar çıkacaktır" diyerek pasişaha ümit telkin etmiştir. Etiketler: Osmanlı Tanzimat Tanzimat Fermanı İbn-i Haldun Meşrutiyet Kanun-i Esasi Yeni Osmanlılar Jön Türkler |
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 19 Temmuz 2010 |
M. Ali KAYA
1. Liberalizm:
Osmanlının son döneminde dünyaya yön veren siyasi ve fikri akımlar vardı. Bunlar 1789 Fransız İhtilali ile boy göstermiş ve XIX. Yüzyıla damgasını vuran XX. Yüzyılda gücünü koruyan ve diğer fikir hareketlerine yön veren “liberalizm”dir. Liberalizm, toplumda, hürriyet ve serbestliğin uygulanmasını gerekli gören siyasi ve iktisadi doktrindir. İktisadi manada, aklın her şeyi yapabileceğine, insan kalbinin ve insan içgüdüsünün iyi olduğuna inanan ve kişiyi her türlü toplum bağından kurtarmaya çalışan bir felsefi düşünce sistemidir. Bu düşüncenin başında Voltaire, Reusseau, Diderot gibi filozoflar vardır. Liberalizm XIX. Yüzyıl iktisadi düşüncesine hakim oldu.
İngiltere’de Adam Smith (1723-1790), Maltus (1766-1834), Ricardo (1772-1823), John Stuart Mill (1806-1873); Fransa’da Jean Baphiste Say (1767-1832), Frederic Bastiat (1801-1850) temsil etti. Liberal insan anlayışı “homo economicus” insandır. Yani “az emekle çok kazanç sağlayan akıllı varlık”tır. Kişisel çıkarlarla toplumun çıkarları uyuşur, bunu da insan sağlar. İnsan en büyük serbestliğe layık olan iktisadi bir etkendir. Gelişmenin sağlanması da serbest rekabet iledir. Etiketler: Osmanlı Fikir Akımları Türkçülük İttihad-ı İslam Liberalizm Hürriyet Kanun-i Esasi Milliyetçilik İslamcılık |
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 29 Haziran 2010 |
M. Ali KAYA
İbn-i Haldun’ın ifadesine göre: “ Devlet padişahtan ibarettir ve devletin kuruluşu şehir hayatından öncedir.” Devlet modern anlamıyla insanların teşkilatlı bir şekilde yaşayışını temin eden unsurdur. Devlet kurumlar ve müesseseler bütünüdür. Bediüzzaman Said Nursi’ye göre devlet, milletin bütünlüğünü muhafazaya yönelik, merkezi otoriteye sahip, insan hak ve hürriyetlerinin teminat altına alındığı, istibdattan uzak, hürriyetlerin işlendiği güçlü bir teşkilattır.” Yine ona göre, “Devlet bir şahs-ı manevidir. Çocuk gibi teşekkülü, büyümesi tedricidir.”
İbn-i Haldun ve Farabi gibi İslam âlimleri de daha önce belirttiğimiz gibi devleti bir insana benzetmiş, canlı varlıklar gibi çeşitli organları ve organizmaları bir ruh etrafında toplayan bir şahs-ı manevi olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca, “ Şahs-ı manevi hükmünde olan bir devletin münüvv-ü tabiisi hükmünde olan teşekkülü ise, mütemehhildir.” Yani gelişmesi ve teşekkülü zamana bağlıdır. Devamlılığı da, “İttihad-ı kulub, muhabbet-i milliye, maarif, sa’y-i insani ve terk-i sefahete” bağlıdır.
Etiketler: İbn-i Haldun Bediüzzaman Devlet Cumhuriyet Demokrasi Meşrutiyet Devlet İhtiyacı Adalet Demokratik Devlet |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 19 - 27 Toplam: 69 |