Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Ahir Zaman ve Süfyanizm PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 29 Nisan 2010

Eleştiri-Yorum Araştırma Merkezi
www.elestiri-yorum.org

Ahir zamanda din ve İslamiyet aleyehine iki müthiş cereyan hükmeder. Birisi “İnkar-ı Uluhiyet davası ile çıkan Deccalizm… İkincisi ise “Şeriat-ı Muhammediye’yi tahrip edecek olan Süfyanizm cereyanıdır. Bediüzzaman hazretleri “Onun mahiyetinin ne olduğunu, en başta ve en ziyade alâkadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine katî hüccetler gösteren ve ispat eden Risale-i Nur geçmesi, kemâl-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hâdisedir ki, bizler gibi binler adam hapse girse, hatta idâm olsalar, din-i İslam cihetiyle yine ucuzdur” (Şualar, 2005, s.534) buyurarak bu cereyanın mahiyetinin anlaşılmasının önemini ifade eder.

Bu cereyanların temsilcileri vardır ve onların arkasından giden milyonlar gafil biçâre insanlar ve Müslümanlar bulunmaktadır. Bediüzzaman vazifesi itibarıyle “Şeriat-ı Muhammediye’nin hakkaniyetini ispat etmek ve ihya etmekle mükellef olduğu için muhatabı ve mücadele alanı Şeriat-i Muhammediye’nin kaldırılarak yerine “Batı Hukuk sisteminin” getirilmeye çalışıldığı ülke olan Türkiye ve bunu devrimleri ile yapan Mustafa Kemal’dir. Bu sebeple Bediüzzaman “Bana hücum eden garazkârların en esaslı sebebi, Mustafa Kemal’in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkârlara derim ki: Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla Kur’ân’a zararlı öyle bir adam çıkacak dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi. Evet, çok emarelerle bildik ki, bana hücum edenleri tahrik eden, Mustafa Kemal’e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebepler bahanedir.” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 486) buyurmaktadır.

 

Bediüzzaman “Ben manevi bir âlemde İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshir edici bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avam-ı nas hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulada iktidar ve cesaret zannederler” (Şualar, 2005, s. 929) buyurarak İslam Deccalını gördüğünü açıkça ifade etmektedir.

1338’de Bediüzzaman Ankara’ya geldiği zaman M. Kemal ile görüşür ve bazı özel konuşmaları olur. M. Kemal Bediüzzaman’ı kendisine çekmek ve nüfuzundan istifade etmek için Mebusluk, Şark vaizliği, Diyanet azalığı ve Köşk gibi teklifleri yapar. Ancak Bediüzzaman rivayetlerde gelen eşhas-ı ahirzamana ait haberlerin mühüm bir kısmını ve Hürriyetten evvel İstanbul’da tevilini söylediği hadislerin ihbar ettiği ahir zamanın dehşetli şahıslarının âlem-i islam ve insaniyette zuhur ettiğini görür. “O zamana yetiştiğiniz zaman siyaset canibiyle onlara mukabele edilmez; ancak manevi kılıç hükmünde i’câz-ı Kur’ânın nurlarıyla muakbele edilir” tavsiyesine uyarak Van’a gider. Risale-i Nurların telifine başlar. (Tarihçe-i Hayat, 2006, s. 232-233)

Bediüzzaman Ahirzamandan haber veren “Sırr-ı İnnâ A’teynâ” da “İstibdad-ı askeriye-i keyfiye-i küfriyyenin başına geçen mason komitesinin üç reisinin (MK-Mİ-MF) derece-i hataları ve şeriat hakkında işledikleri cinayetteki hisselerini kendi isimlerindeki aded-i zahir gösteriyor” dedikten sonra cinayetlerini sıralar ve:

Üçüncüsü: Zahiren İslamiyyete taraftar ve bir derece iman sahibi olarak kendini gösteriyor. Fakat ehl-i iman onun surî diyanetine aldanıp dizginleri öteki gaddarların ellerine verdiğinden o dahi umumi cinayette kendi ismi miktarınca 103 hisse alır” demektedir.

Hz. Ali (ra) Ercuzesinde “Üçü de zındık ve ehl-i cehennemdir. Onlara yardım edenlerin vay haline!” demektedir.

Bediüzzaman kendisine yöneltilen “Nasıl bu Cumhuriyet-i İslamiye’nin bir takım reislerine küçük deccal namını veriyorsun. Hâlbuki diyanet riyasetindeki mühim ulemâlar misali çok ulemalar onlara tabidirler ve Ona duacıdırlar” şeklindeki tenkidvâri suâle şöyle cevap verir:

“1350 sene evvel Hz. Peygamberin bir şakirdi ve esrar-ı Kur’âniye’nin dersini bizzat peygamber Aleyhisselam’dan alan Hz. Ali Kerremellahü veche, meşhur ve matbu’ kasidesinde demiş: ‘Huruf-u Arabiyye, Acemî, yanî Frengî (Latin) hurufuna tebdil edildiği zaman deccali bekleyiniz!

İşte o işi yapanlar (Frengî ve Lâdinî çalışması) ise küçük deccallardir ki büyük Deccalın karakoludur. Hem de o zamanın en fenası, ulemanın fenasıdır. (Ulema-i Sû) Yani dalaletin en fenası, Ulemâ-i Sû namı altındaki bir kısım bedbaht ulema ki, dini dünyaya satmış adamlardan geliyor.

Ben de bu noktaya binaen derim ki: Hangi ulemâ vardır ki, Ezan-ı Muhammediyeyi beğenmeyip, yerin bir şarkıyı kabul etsin!.. Öyleleri âlim değil, belki (Meselühüm kemeseli’l-himari yahmilü esfâra / kitap yüklü merkepler gibidirler) ayetinin muhatabıdırlar…” (Cuma, 62:5)

**
Bediüzzaman hizmet diye veya onunla barış içinde olmalıyız veyahut herkes onu bir şekilde kullanıyor; biraz da biz kullanalım diye sisteme, rejime ve Süfyanizme yanaşanlara şöyle seslenir: “Ey uykuda iken kendilerini uyanık zannedenler! Umur-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvaslayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalalete düşer boğulursunuz.” (Mesnevi, 2006, s.202) buyurarak ikaz eder.

**

Süfyan’ın üç nevi kuvveti vardır. Birincisi Dinsizler. Bunu Süfyan’ın kendisi temsil etmektedir. İkincisi, ırkçılar bunu da Türkçü’ler temsil etmektedir. Üçüncüsü ise dindarlar teşkil etmektedir ki bunu da Siyasal İslamcılar temsil etmektedirler. Süfyanizm’in dindar kanadını tarikat heveslileri, şahsa bağlı cemaatler ve Büyük Doğucular teşkil etmektedirler. Bunun delili “Dindar Atatürk” söylemelerinin bu gruplar tarafından dile getirilmesidir.

Kemalizm’i savunan pek çok Kemalist grup ve oluşum mevcuttur. Bunlar Darbeci, Halkçı, Milliyetçi, Eyyamcı, Cuntacı, Lâdini ve Dindar Kemalistler gibi gruplara ayırmak mümkündür. 12 Eylül ve ANAP ile başlayan “Dindar Kemalizm” süreci dini grup ve cemaatlerin de desteği, devletin de onlara desteği ile AKP iktidarında başarıya ulaşmış gözükmektedir. Daha önce de AKP’nin siyaset ocağı olan “Milli Görüş ve ERBAKAN Çizgisi” “Atatürk hayatta olsaydı bizim partiye girerdi” diye “Dindar Atatürk” imajını öne çıkararak bu yolu açmıştı.

Dinsizler Atatürk’ün dinle mücadelesini ve dinsizliğini esas alarak Atatürkçülüğü buna göre anlayıp anlatırken, ırkçılar Atatürk’ün Türkçülük ve Milliyetçilik ilkesine sahip çıkarak “Ne mutlu Türküm diyene!” ifadeleri ile Kemalizm’in savunuculuğunu yapmaktadırlar. Siyasal İslam düşüncesinde olan Büyük Doğucu’lar ve tarikatçı dindarlar ile Fetullah Hoca Cemaati ve onu taklit edip takdir edenler ise Atatürk’e “Dindar Atatürk” kimliği ile sahip çıkarak bilerek veya bilmeyerek ilke ve inkılâplarının koruyuculuğunu yapmaktadırlar.

Mustafa Kemal her ne kadar Tarikatları yasaklayarak Tekke ve Zaviyeleri kapatmış ise de daha sonra Bektaşileri ve Mevlevilere başka isim ve unvanlar altında kendi ilkelerine sahip çıkmaları şartı ile hayat hakkı tanımıştır. Aynı şekilde Bediüzzaman Said Nursi hazretlerine ve “İman Hizmetine” engel olmak için bazı tarikat liderlerini kullanmıştır. Bunların başında da Abdulhakim Arvasi ve Şeyh Şerafettin-i Dağıstanî gelmektedir. Şimdi de onların takipçisi olan Şeyh Nâzım KIBRISÎ aynı yolu takip etmektedir.

Bu bakımdan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri İstanbul’a Risale-i Nur hizmetini 20 sene sokmayan ve aleyhinde konuşmaları ile hizmetine engel olmaya çalışan Abdulhakim Arvasi’den “İhtiyar Hoca” olarak bahseder ve “İstanbul’da malum itiraz hadisesi ima ediyor ki, ileride meşrebini beğenen bazı zatlar ve hodgam bazı sofi-meşrepler nefs-i emaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur’a karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbalarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s. 257, 273, 277)

Bediüzzaman hazretleri “Risale-i Nur’a daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez; daha kimseyi o bahaneyle inandıramazlar. Fakat cepheyi değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bida taraftarı veya enaniyetli sofi meşreplileri bazı kurnazlıklarla Risale-i Nur’a karşı – iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civarında olduğu gibi – istimal etmek ve Risale-i Nura ve şakirtlerine ayrı bir cephede tecavüz etmeye münafıklar çabalıyorlar. (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 2006, s.31)

İstanbul’da ihtiyar hoca (Abdulhakim Arvasi) bilmeyerek, bir risalenin bir meselesine itiraz ediyor. Sonra eski fetva emini Ali Rıza Efendi hazretleri ona cevap veriyor. (Tarihçe-i Hayat, 2006, s.508)

Gizli dinsizlik, mason ve zındıka komitleri geri palanda kalarak ve ipleri ellerinde tutarak iktidarı dindar görünümlü şahısların ellerine vererek icraatlarına devam edebilirler ki bununla Süfyaniyetin dördüncü devresini yaşatırlar. Böylece manevi tahribatına devam ederler.

İktidar zahiren dindar görünümlü şahısların ellerinde görünmekle beraber, kuvvet ve inisiyatif zındık münafıkların elindedir. Hakiki dindarlar da zahire bakarak aldanırlar ve o iktidara destek vererek dolayısıyla Süfyaniyetin devamına fetva verirler. Suret-i zahiriyeye bakarak aldanır ve başkalarını da aldatırlar. Münafıklık zaten bu suretle mü’minleri aldatmak demektir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri işin bu cihetini şöyle nazara vererek ehl-i imanı ikaz eder: “Bu asrın acip bir hassasıdır. Bu asırdaki ehl-i islam’ın fevkalade safderunluğu ve dehşetli canileri de âlicenabane affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddi hukuk-u ibadı mahveden adamdan görse ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalalet ve tuğyan, safdil taraftar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatasına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine ve teşdidine kader-i ilâhiyeye fetva verirler; ‘biz buna müstehakız’ derler.” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s. 48)

Sonuç olarak 1980’sonrasında İslam cephesinde çok büyük dindarlık erozyonu yaşanmakta ve buna maalesef safdil dindarlar ve onları istismar eden siyasiler sebep olmaktadırlar… Müspet manada hiçbir gelişme yaşanmamakta, ne din eğitimi ve nede başörtüsü konusunda ve dini hayat bakımından dinin özüne uygun bir gelişme olmamaktadır. Son zamanlarda ise müstehcenlik artmakta, ahlak sukuta uğramakta ve seküler bir hayat dinin gereği gibi algılanmaktadır.

Anlayana sivrisinek saz; anlamayana ne söylesen az…

Kaynak: www.elestiri-yorum.org   Tıklayınız: 
 


Etiketler:  Ahir zaman Süfyan Süfyanizm Deccalizm Batı Hukuk Sistemi Şeriat-ı Muhammediye
 
< Önceki   Sonraki >