M. Ali KAYA Vazife, iş, faaliyet, davranış, ibadet, hareket anlamına gelen “amel” kelimesi dini literatürde ve din dilinde niyet ve kasda mukarin olan fiilleri kapsamaktadır. Yapılan bir işte gaye ve maksat yoksa buna fiil denir ama “amel” adı verilmez. (Ragıp El-Isfahanî, Müfredat, 384) Amel’in çoğuluna “A’mâl” denir. Salih amel anlamına gelen “amel-i saliha” ise şeriat dairesinde yapılan ve Allah’ın rızasına uygun olan iyi ve hayırlı işlere verilen genel bir isimdir. İmana ait bilgilerden sonra insana lazım olan en değerli şey salih ameldir. Yüce Allah’ın kulundan istediği şey imandan sonra salih ameldir. Bunun için Kur’an-ı Kerimde imandan sonra Salih ameli zikrederek imanlı kullarını Salih amele yönlendirmiş ve cenneti Salih amelin mükafatı olarak vereceğini vaad etmiştir. (Bakara, 2:25; 62, 82, Âl-i İmran, 3:57; Nisa, 4:57; Mâide, 5:9; Asr, 103:3)
Ameller hayır ve şer, iyi ve kötü, hasene ve seyyie olmak üzere ikiye ayrılırlar. İyinin ölçüsü Allah’ın emri, peygamberin tavsiyesi ve aklın kabulü ile halkın memnuniyetidir. Kötünün kıstası ise, Allah’ın yasaklaması, peygamberin nehyetmesi, aklın ve toplumun kötü görmesidir. Hayrı ve şerri, iyi ve kötü ameli kulun irade ve isteği, kasdı ve fiili ile yaratan Allah’tır. Ancak, Yüce Allah’ın hayra rızası vardır, şerre rızası yoktur. Allah’ın rızasına uygun amelleri yapanlar Allah’ın rıza ve memnuniyetini kazanırlar ve cenneti hak ederler. Şerli ve kötü amelleri işleyenler de Allah’ın öfkesini çekerek cehennemi hak ederler. Yüce Allah “Hanginiz daha güzel amel işleyeceğimizi denemek için hayatı ve ölümü yaratmıştır.” (Mülk, 67:2) Bir başka ayette de yüce Allah “Her canlı ölümü tadacaktır. Biz, sizleri denemek için hayır ve şerle imtihan ederiz. Sizler her şeyinizle sonuçta bana döneceksiniz” (Enbiya, 21:35) buyurarak dünya hayatının bir imtihan ve iptila yeri, insanın da istidat ve kabiliyetlerini geliştirme, eğitim ve öğretim yeri olduğunu ifade etmiştir.
İslam dininde bir iyiliğin ve Salih amelin ahirette ecir ve sevabının olması için bu ameli işleyen kişinin imanlı olma şartı vardır. İman sahih ve sağlam olmadığı zaman yapılan hayrın faydasını da görmek imkânsızdır. İman ise Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere kesinlikle inanmaktır. Yüce Allah Asr Suresinde “Ahir zamana yemin olsun ki bu zamanda insanlar hüsran içindedirler. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır” (Asr, 103:1-3) buyrulmaktadır. Ameller niyetlere göre değer kazanır. (Buhari, Bed’ül-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155) İbadet niyeti, peygamberin sünnetine uyma kasdı ile mubah olan ameller ibadete dönüşür. Peygamberimiz (sav) “Kişinin en hayırlı ameli elinin emeği olan hayırlı kazançtır” (Amet b. Hambel, 3:466; 4:141; Heysemi, Mecmauz’Zevaid, 3:60, 61) buyurmuşlardır. Yine peygamberimiz (sav) “Biriniz güzel ve ihlâslı bir amel işlediği zaman Allah ona on katından yedi yüz misline kadar sevap verir. Yaptığı kötülükler ise misli ile yazılır” (Buhari, İman, 31; Müslim, İman, 205) buyurarak salih amellerin katlanarak çoğalacağını belirtmiştir.
“Bir ve iyilik güzel ahlaktır, kötülük ise kalbini ve vicdanını rahatsız eden ve insanların görmelerini ve bilmelerini istemediğin şeydir” (Tirmizi, Zühd, 52; Dârimî, Rikak, 23) buyuran peygamberimiz (sav) iyilik ve kötülüğün de tarifini bu şekilde yapmıştır. Böylece amelin sadece emredilen ve yasaklanan şeylerden ibaret olmadığı hayatın her safhasına ait amelleri içine aldığı anlaşılmaktadır. Amellerle ilgili peygamberimizin (sav) bir hadisinde “Nerede olursan ol Allah’tan kork. Yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki, o kötülüğü silsin. İnsanlara güzel muamelede bulun” (Tirmizi, Birr ve Sıla, 55; Darimi, Rikak, 47; Müsned-i Ahmed, 3:5) buyurarak kötülüğün arkasından iyilik yapıldğı zaman kötülüğün günahına kefaret olacağını haber vermektedir.
Salih amel, maddi ve manevi hukuk-u ibad denilen kul hakkına girmemek ve hukukullah denilen Allah’ın hakkı olan emir ve yasaklarına riayet etmektir. (Mesnev-i i Nuriye, 2006, s. 185) Kur’ân-ı kerim sâlihatı mutlak ve mübhem, yani geniş ve gizli bırakıyor ki, bütün hayırlı ve iyi amelleri içine alsın. Çünkü ahlak ve faziletler, hüsün ve hayırların çoğu nisbîdir. Sınıftan sınıfa, nevden neve geçtikçe değişir. Mesela, cesaret ve cömertlik erkekte gayret, hamiyet ve yarımlaşmaya sebep iken, kadında nüşûze, vakahate ve zevc hakkında tecavüze sebeptir. Yine, zayıfın güçlüye karşı izzet-i nefsi güçlüde kibre sebep iken, güçlünün zayıfa karşı tevazuu, güçlüde olsa zayıfa karşı tezellüle sebep olur. Aynı şekilde bir idarecinin makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Evinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur. Meselâ, işin başında ve hazırlık safhasında işi Allah’a bırakmak tembelliktir, sonuçta işi Allah’a bırakmak ise tevekküldür. Çalışmaya kanaat tembellik, sonuçta kısmetine rıza ise kanaattir. Çalışma azmini körükler. Mevcut olan ile yetinmek ise gayretsizlik ve himmetsizliktir. Meselâ, bir insan kendi malından harcayarak infak etse bu salih amel sayılırken, başkasının malından cömertlik yapıp harcaması ise hıyanettir. Bir şahıs kendi namına kendi hakkından vazgeçerek fedakarlık edebilir; ancak bu fedakarlığı millet namına yapamaz; yaparsa o zaman millete ihanet olur. Bir fert kendi namına tevazu göstererek hakkından fedakarlık yapabilir, millet namına ise övünmemesi ve geri durması doğru olmaz.
Kur’ân-ı kerim bütün tabakalara ve bütün zamanlara hitap ettiği için “Salih Amel” konusunda mutlak ve müphem bırakmıştır, ta ki göreceli ve değişken olan salih amellerin tümünü içine alsın. (Sünuhat, 1996, s. 19-20)
Peygamberimiz (sav) “Amellerin hayırlısı nefsin hoşuna gitmeyen ve insana da zor gelen şeylerdir” (Şerh-u Siyeru’l-Kebîr, 1:11) buyurur. Bu hadis-i şerife göre salih amellerin ifası zamanında ve dini hizmetlerde çekilen sıkıntı ve meşakkatlerin salih amel olarak kabul edileceği müjdesi vardır. Buna göre meşakkatli, zevksiz, külfetli ve sıkıntılı hayırlı ameller Allah katında daha makbul ve daha ihlaslıdır. Çünkü nefsin hissesi olmaz ve bu gibi hayırlı amellere nefis karışarak bozmaz, riya ve süm’aya girmez. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.183)
Bu dünya hikmet, daru’l-hizmet ve imtihan dünyasıdır. Salih amellerin mükafatı da âlem-i berzah denen kabirde ve ahirettedir. Buradaki ameller kabirde ve ahirette meyvesini verir. Bu sebeple hayırlı ve salih amellerin mükafatını dünyada görmeyi istemek doğru değildir. Verilse de istemeyerek kabul etmek gerektir. Cennette ve ebedi hayatta daimi meyve verecek olan salih amellerin mükafatını dünyada fani bir surette yemek akıllı insanların işi değildir. (Mektubat, 2005, s. 764)
Kur’ân-ı Kerimin bizlerden istediği “Takva ve Salih Amel” günahlardan çekinmek ve emir dairesinde hareket ederek, hayırlı işlerin peşinden koşmak anlamına gelmektedir. “Takva günahlardan çekinmek ve Salih amel emir dairesinde hareket etmek” demektir. (Kastamonu Lâhikası, 205) Her zaman “Def-i şer menfaati celp etmekten üstündür.” Kişi haramlardan ve günahlardan kaçındığı sürece hayırlı amellerinin karşılığını görebilir. Aksi taktirde bir senelik kazanımı bir anda yok olur gider. Bunun için bilhassa bu zamanda günahlardan kaçınmak nafile nevinden olan ibadet ve hayırlardan üstün salih amellerdendir.